17 Ekim Salı 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Bugün 23 nisan…Nasıl sevin (üzül) mez insan!.. SEN EY GAZİ KEMAL!..

Bugün 23 nisan…Nasıl sevin (üzül) mez insan!.. SEN EY GAZİ KEMAL!..

Ali Kaya

Söylev’inin sonunda Cumhuriyeti emanet ettiğin Türk Gençliğine seslenirken, bazı kuşkuların vardı ya hani… Onlar hep gerçek oldu Gazi Paşam…
Cumhuriyet kazanımlarımız bugün öylesine zor günlerden geçiyor ki söylemeğe dilim, yazmaya yüreğim elvermiyor! “Memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, aynen dediğin gibi aymazlık ve ihanet içindedirler. Kendi kişisel çıkarlarını emperyalistlerin siyasi emelleriyle birleştirerek Cumhuriyetimizin 90 yıllık birikimlerini “babalar gibi” satanlar, bir babanın mirasyedi çocukları gibi ne varsa vatana dair hepsini bir bir çıkardılar elden. Cumhuriyeti kurarken bir karış toprak, bir tek çakıl taşı bile satmamış, üstelik Osmanlı’nın birikmiş tüm borçlarını da ödemiştin. Bunlar, borç üstüne borç yapıp ülkeyi iflasın eşiğine getirdiler, haberin olsun.. Cumhuriyet kazanımlarını ulûfe dağıtır gibi yandaşlarına, yabancı şirketlere peşkeş çektiler. Ne çok şey bırakmışsın ki sata sata bitiremediler. Ülke kaynaklarını yağmalama bugün de sürüyor. “Bunları duy da inanma ”diyeceğim, ama ne yazık ki yazdıklarım aynıyla vâki, hepsi de ayan beyan doğrudur Paşam. Sevr’i yeniden gündeme getiren emperyalistler, Lozan’da koparamadıklarını birer birer alıyorlar elimizden. Halkımız derin kış uykusuna yatmış. Kaç bahar geldi geçti, hâlâ gaflet uykusundan bir türlü uyanmıyor, uyanmaya niyetleri de yok ne yazık ki… Bir kaç kanalla, birkaç gazetenin dışında ne kadar yayın organı varsa, tüm olup bitenler karşısında üç maymunları oynuyorlar. Bugüne dek hep sustular. Tüccar medya suskunluk içinde, gerçekleri yazıp söylemeye korkuyor. Onların aymazlık içindeki suskunlukları, bakalım daha ne kadar sürecek ve ne zaman ayılacaklar bu gaflet uykusundan… Herkesin, dördüncü güç olarak bildiği basın, gazetecilerin değil, yandaşların tekeline geçmiş. Hiç bir yazar düşündüklerini istediği gibi değil, patronun istediği gibi yazmak zorunda kalıyor. Doğruları yazanlar ertesi günü kapının önünde buluyor kendilerini. Çoğu yandaş olup yağcılığı meslek edinmişler. Birlikte saldırıyorlar Cumhuriyetimizin vazgeçilemez değerlerine. Bu nasıl bir sevda, nasıl bir yurtseverlik böyle, anlayamamak mümkün değil doğrusu! Kurduğun Cumhuriyet için en büyük tehlike olarak işaret buyurduğun “irticayla mücadele etmek” en büyük suç sayıldı günümüzde.
Buna sen ne dersin Mustafa Kemal’im, buna sen ne dersin? Bu uğurda kaç aydın, subay, gazeteci, politikacı sorgusuz yargısız, savunmasız içeride çürümeye terk edilmişken, sayılarını ve kaç yıldır tutsak olduklarını biz bile unuttuk, senin bundan haberin var mı Kemal’im?.. 90 yıllık Ulusal egemenliğimizin şu bayram gününde bile ulusun seçtiği vekilleri hâlâ neyle suçlandıklarını bilmeden Silivri zindanında tutsak edilmişlerse, daha ne söylenir ki… Atatürk karşıtlığı; “özgürlükten yana, demokrat” olmakla eş anlamda sayıldı, bilmiş ol…
Biz sahip çıkamadık kurduğun Cumhuriyete, koruyamadık eserini… “Bağışla bizi…” demeğe de dilim varmıyor, yüzüm tutmuyor.
Bayramlarda, 10 Kasımlarda anıtına çelenk koyarken başımız neden önde dersin? Utanıyoruz senden be aydınlık yüzlüm, inan utanıyoruz! “Bir görsen, kara böcüler nasıl da sardı dört bir yanımızı. Önce sokakları, üniversiteleri, ardından da alanları, salonları ve hatta Köşkün dâhil, tüm makamları işgal ettiler” desem, bilmem inanır mısın? 80’li yıllardan bu yana “yapay bir sorun” olarak üniversite kapılarını zorlayan türban, bugün ilköğretimin kapısından içeriye çoktan adımını attı. Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin açmadığı kapıları, bazı işgüzar il ve ilçe eğitim müdürleri açmayı başardı(!) Hiç bir devirde hiç bir zaman, Anadolu kadınının başörtüsü olmamış olan bu acayip kılıkla, sadece başlarını değil; bilimin ve gerçeklerin de üzeri örtülmek istenmektedir. Yeni bir moda yarattılar bu son yıllarda. Seni sevmeme modası… Humeyni’yi bile senden daha çok seven sıkma başlar, mandacılığı bağımsızlığa tercih edecek kadar da ileri götürdüler işi. Daha on yıl öncesi sana dil uzatmaya cesaret bile edemezken, şimdilerde öylesine şımardılar ki… “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” demiştin ya… Demokrasiyi, gerektiği yerde inilecek bir trene benzetip oyun oynuyorlar halkımızla.
Sırtında mermi taşıyan Kara Fatmalara, Nene Hatunlara, bebesinin örtüsünü alıp kağnıdaki mermilerin üstüne örten Elif Bacılara ne oldu hani? Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana kendini yurduna adamış, kimliğini ve kişiliğini kanıtlamış o aydınlık yüzlü, çağdaş Türk kadınına ne haller oldu böyle? İki şey akla geliyor be Gazi Paşam: Ya kendilerine sağladığın bu haklar bol geldi kadınlarımıza, ya da hak etmemişlerdi böyle bir şeyi… 21. yüzyılda bile çağdaş olabilmeyi, çağın gereği gibi yaşamayı, kadın olmanın da ötesinde, insan olarak ve ulus olarak bizler Mustafa Kemal’in tanıdığı şeyleri hak etmemiş miydik yoksa? Şurası bir gerçek ki kadınlarımız demokratik hakları için uğraş vermediler, hazır buldukları özgürlüklerinin değerini bilemedikleri için de üç kuruşluk çıkar uğruna senden ve devrimlerinden vaz geçme aymazlığı içine düştüler belki de kim bilir… Toplum mu yolunu şaşırdı, biz mi yanlış yoldayız, bilemedik Paşam. Bir yol göster bize. Gittiğin yerden ses ver, içine düştüğümüz şu karanlıktan çıkabilmemiz için bize bir yol göster ey mavi gözlü, aydınlık yüzlüm… “Gidiş hiç de iyi değil, tünelin ucunda da bir ışık görünmüyor maalesef..” desem, şimdi sen bana: “Bu toprakların kaç bin yıllık köklü bir devlet geleneği vardır, umutsuzluğa yer yok. Biz ki yedi düvele kafa tutup zalime meydan okumuş, zulme başkaldırmış bir nesilden geliyoruz. Kanla kurduğumuz bu vatanın, kinle ve dinle yönetilmesine bu halk izin vermez benim güzel yurdumda. O nedenle karamsar ve kötümser olmayın” diyerek, yüreğimize biraz olsun su serper misin Kemal’im?
Hani sen: “İktidara sahip olanlar; gaflet ve dalalet, hatta ihanet içinde olabilirler.” demiştin ya Nutkun sonunda… İşte şimdi tam o noktadayız. Her şey işaret buyurduğun gibi… Gelecekten kuşkulanmakta ne denli haklıymışsın. Ülkemizi siyasiler mi, yoksa cemaatler mi yönetiyor, bilemedik. Bırakıp gittiğin noktadan çok daha gerilere düştük, inan… Bu noktaya gelmemizde, ulusça suçumuz öylesine büyük ki… İki poşet makarnaya, elde kalmış kurtlu mercimeğe, pirince, beş on torba kömüre oyunu satanlar var bu ülkede, neylersin… Ülkemiz hiç de iyiye gitmiyor be Gazi Paşam, inan gitmiyor! Fırsat kollayıp ortamını buldular ya, içlerindeki 90 yıllık kini kusuyorlar bugün. Kimden cesaret alıyor, kimlere güveniyorlarsa, öyle de cesur davranıyorlar ki bu son yıllarda. Bilmiyorum bu düşmanlığın gerçek nedeni ne? Şehit kanlarıyla kurduğun Cumhuriyete ve onun vazgeçilemez değerlerine nasıl da saldırıyorlar bir görebilsen Mustafa’m!.. Ülkesine nasıl düşman olabilir bir insan, böylesine acımasızca kıyar, aklım almıyor! “Dindar ve kindar” bir gençlik yetiştirmekten söz edenler, kanla kurduğun Cumhuriyet’imizi, kinle yönetmeye kalkışıyorlar! “Toplum” dersen, duyarsız ve tepkisiz, bir garip akıl tutulması içinde herkes, bu nasıl şey böyle? Biz bu demokrasiyi beceremedik be Mustafa’m, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. “Toplumun kültürel yapısı belli bir düzeye ulaşmadan, demokrasi kültürünü özümsemeden çok partili düzene geçmenin erken ve sakıncalı olduğu düşüncesindeyim” desem, fazla mı ileri gitmiş olurum dersin?
Yeni bir güneş olup Samsun’dan mı doğarsın… Amasya’dan, Erzurum’dan, Sivas’tan Ankara’ya ulaşır, oradan Kocatepe’ye sürüp atını: “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” deyip yine İzmir’den mi çıkarsın… Gel artık be sarı saçlı mavi gözlüm, çık da gel.
“İzindeyiz” dedik yıllarca. Yolunda yürümeye söz verdik. Ama bu yol hangi yol ve bu ‘iz’den nasıl gidilir, bilemedik Atam. Attığın adımlardaki ayak izlerine basa basa geriye saymayı, izinde yürümek sandık hep… Geriye atılan her adım, bizi senden biraz daha uzaklaştırdı. İşte bu bilgisizlik ve aymazlıkla bugünlere geldiğimizin utancını yaşıyoruz, desem, bilmem bize hakkını helal eder misin Kemal’im… Daha düne kadar meydanlarda “hem laik, hem Müslüman olunmaaaz!.. Ya Müslüman olacaksın, ya laik!” diye haykıran bir parlamenter padişah, gittiği Mısır’da laiklik dersi vermeye kalkınca, Araplar bile yuhaladılar bizim parlamenter padişahı, biliyor musun? Bir yasa çıkarmadan önce “Ulemaya soralım” derken de bunların gerçek yüzleri ve akıllarındaki art niyetleri iyice su yüzüne çıktı bu son günlerde. Ulusal Egemenlik Bayramında Anıtkabir’de olması gerekirken Başbakan o saatte bir alış veriş merkezinin açılış töreninde “ya Allah ya bismillah” dualarıyla kırmızı kurdele keserken… Ne Cumhurun başı, ne de ordunun o çok Özel paşası vardı olmaları gereken Anıtkabir’de. Türkiye tarihinde bir ilkti bu garip olay ve yüzleri bile kızarmadı hazretlerin. Bu nasıl şey böyle Gazi Paşam, inan ki anlayamadık!
“En büyük eserim” dediğin Cumhuriyetimizin 88. Yılında, bir bahane uydurarak kutlamayı yasaklamalarına karşın, padişah fermanı vız geldi halkımıza. Gündüz ayrı, gece ayrı sokaklara dökülerek Cumhuriyetimize sahip çıktı halkımız. Böylesi bir tepkisel olay, inan ilk kez yaşandı ülkemizde. Bu da sana verebileceğim en güzel haberdi, müjdeler olsun!.. Bu yılki “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda nedense seslerini çıkarmaya cesaret edemediler. Kimileri “bu belki son bayram olabilir…” kuşkusu içinde olsa da “her şey o kadar kolay ve ucuz değil. O nedenle umutsuzluğa da karamsarlığa da yer yok, benim güzel ülkemde.” diyebilmeyi ne çok isterdim. Çocuklarımıza yapabilecekleri en büyük kötülüğü, zaten yaptılar geçtiğimiz günlerde. Daha ne yapacaklardı ki… Deneme tahtasına çevirdikleri eğitimimizde tahta, akıllı olsa ne yazar, olmasa ne değişir.. Başımızdakilerde akıl olmadıktan sonra bin yıl da geçse, geriye gitmenin dışında değişen hiç bir şey olacağı falan yok. Nereden türediklerini bilemediğimiz bu kadar bağnaz, çağ dışı kalmış sözde yöneticilerle, ülkemizin geleceği karartılıyor. Nasıl bir toplum ki bu toplum, memleket yangın yerine dönmüş, kimsenin gıkı çıkmıyor. Bu nasıl bir şey böyle Gazi Paşam, aklım ermiyor benim bu işe! “Bayram gibi bayramlar” kutlayacağımız daha güzel günler, umarım yakındır Mustafa Kemal’im, umarım yakındır… Çıkardıkları “Dört dörtlük” rezaletin ardından Üniversite giriş sınavında elli bin çocuğumuzun sıfır çekmesi ne kadar yüz kızartıcı bir sonuçtur böyle! Bir başka ülkede olsa o sınav sonuçlarından sorumlu olanlar toptan istifa ederlerdi. Bizdeki hazretlerin yüzü bile kızarmıyor, hayret. Eğitimin içeriğiyle uğraşmak yerine, şekliyle uğraşmanın ne menem bir şey olduğunu, acaba ne zaman anlayacak bu zihniyeti bozuk adamlar? Kim bilir belki de sırf bu yüzden pek müdahale etmediler bu yılki bayrama. Bakalım önümüzdeki 19 Mayıs’ta, 30 Ağustos’ta, 29 Ekim ve arkasından gelen “10 Kasım’da törenlere katılmamak için nasıl bir bahane düşünecekler, yoksa kutlayabileceğimiz bu son bayram mıydı, doğrusu merak içindeyim!.. Sanata ucube diyen bir Başbakan’la, sanatın içine tüküren bir Başkent Belediye Başkanının on yıldan fazla bu ülkede söz sahibi olmaları ve servetlerini en az yüz katına çıkarmaları nasıl utanç vericidir!. “Derlenip dürülmesin bayraklar, gün hesap günüdür” demişti ya 60’lı yıllarda Koca Nâzım. Bu söz boşuna söylenmedi dostlar, söylenmedi… 

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Bugün 23 nisan…Nasıl sevin (üzül) mez insan!, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-istanbul escort