29 Mayıs Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Seni Gördüm Düşümde

Seni Gördüm Düşümde

Anneler Günü

Sağıma döndüm olmadı, soluma döndüm uyku tutmadı. Bir ara göz kapaklarım ağırlaştı, dalar gibi ol­muşum, derken uyuyakalmışım… Karmakarışık rüya­larla boğuşmaya başladım.
Yaşanan olaylar rüyasında bile rahat bırakmıyor ki insanı. Ne biçim şey bu böyle!
Kötürüm olunca yıllarca yatağına çivilenip kalmış anacığım girdi işte rüyama.  Kollarımın arasından kayıp gitmişti rahmetli! Nedendir bilmem, anamla babam bu aralar çok sık girer oldu düşlerime. Bilseniz, nasıl da özlüyorum onları! Bu kadar sık düşlerime girişleri de acep, bundan mı dersiniz?     
Çocuklarına doyamadan gitti ikisi de. Büyüyen gitti, okuyan gitti. Sonra torunları oldu. Uzaktaydılar, çok sık el öptüremedikleri için onlara da hasret gittiler. Çocuk ve torun sahibi olduktan sonra şimdi daha iyi anlıyor insan. Ne zaman ziyaretlerine gitsem, sarılıp ağlarlardı. Geri sayım başlayınca da her gün anacığımın; “ahh, gurbetlik aahh! Gözün kör olsun emi?” sözleriyle duyduğu özlemi, çektiği has­retliği, onun yaşına gelince, şimdi daha iyi anlıyor insan
                                                                    *
Şu anlattıklarım, karşımda sürekli akan bir film şe­ridi gibi geçti gözlerimin önünden. Yattığım yerden sağdan sola dönerken “Keşke anamla babam sağ olsalardı da sırtımda taşısaydım onları” diye hayıflanıp dururken kendimden geçmiş, derin bir uy­kuya dalmışım. Uyumakta zorlansam da bir daldım mı kulağımın dibinde top atsalar, uyandıramazlar beni. Öyle de oldu. Onca gürültü, şamata… Hoparlörden gelen yüksek fre­kanstaki sesleri bile duymamışım.
Tüm bu gürültü ve karmaşık şeyler, o gece gördüğüm rüyanın içindeydiler elbette…
İşte o anacığım girdi dün gece rüyalarıma. Her şey iç içe girmiş gibi karmakarışık bir ortam. Bir büyük kalabalık, yüksek sesle bağırıp çağırmalar… Kararlı, keskin söz ve yazılı sloganları hep bir ağızdan haykırıyorlardı. Bir haksızlığa başkaldıran, isyan eden bir insan kalabalığı içinde buldum sanki kendimi!..
Olacak şey değil, anamı gördüm o kalabalığın ara­sında! Elindeki bayrağı sallayarak fırladı çıktı orta yere. Öyle arkasında korumaları falan da yoktu. Şaşırmıştım! Kürsüye ben­zer yüksekçe bir yere çıkardılar. Eline bir de mikrofon tutuşturdular. Oysa anacığım ömründe mikrofon, ya da megafon nedir bilmez, tanımazdı böyle bir aygıtı.
Başladı anam nutuk çekmeğe! Yüzündeki keskin ifade, onun ne denli bir ka­rarlılık içinde olduğunu gösteriyor, el kol hareketleriyle de sözlerine daha güçlü bir anlam kazandırıyordu.
Sayılamayacak kadar çok, yüz binin üzerindeki in­san seli alana sığmamış, ara sokaklara taşmıştı. Denizde ne kadar tekne, yat, irili ufaklı balıkçı kayığı varsa hepsi de kıyıya yanaşmış, bu görkemli kalabalığa alkış tutuyordu.
Ellerinde bayrakları, flamaları, yazılı pankartları sağa sola dalgalandırarak sallarken, bir gelincik tarlasını andırıyordu meydan. Hep bir ağızdan marşlar, türküler söyle­yip halaylar çekiyorlardı. Gündoğdu Meydanına benze­yen, denize paralel geniş bir alanda ne mahşeri bir kala­balıktı bu böyle! Bu meydan, meydan olalı böylesi bir insan selini ağırlamamıştı daha…    
Anam, kendini dinlemeye gelen yüz binleri şu sözleriyle coşturuyordu:
“…Biz kadınız! Ülke ve dünya insan sayısının yarı­dan fazlasıyız. Çalışkan, üretken, doğurgan anayız. Analar dolu yurdumuzda ana doluyuz, Anadolulu’yuz.
Her çağda, her koşulda ülke ve dünya sorunlarına ilgi duyanlarız. Salonlarda, panellerde, ekranlarda, her konuda duyarlı ve hep en öndeyiz!
Elimizdeki pankartlarla alanlardayız. Haktan, hukuktan yana her eylemin içindeyiz… Bayrağı, fla­mayı, pankartı en önde hep biz taşırız. İşçiyiz fabrikalarda. Asgari ücrettir aylıkları­mız. Tarlada ırgat gibi çalışan da biziz! O yüzden ellerimiz nasırlı, ayaklarımız yor­gun, belimiz büküktür bizim!
Diktiğimiz bir fidana, ektiğimiz her tohuma ilk can su­yunu alın terimizle biz veririz… Yine de emeğinin karşılığını bir türlü alamayan ve umutları her yıl bir başka bahara ka­lanlarız!      
Ömür boyu emek verip de bir türlü emekli olama­yan emekçileriz. Doğuran biz, doyuran biz, yetiştiren, adam eden yine biziz…
Anketçiler; “çalışmıyor, ev kadını” diye not dü­şerler doldurdukları formlara. Oysaki ürettiğimiz bir çıkın bamyayı, iki topak peyniri, bir helke yoğurdu pa­zarda satıp parsıyla ev geçindi­ren de biziz. Bunca işi işlemiş, onca yükü çekmişken neden hâlâ “işsiz, ev kadını” diye düşülür kayıtlardaki hane­mize, bilmem ki…”       
Bir alkış koptu ki alanda, sanki yer yerinden oy­nadı. Yüz binleri aşan böylesi bir kalabalığa tanıklık et­memişti daha bu İzmir şehri! Denizde kayıklar, balıkçı tek­neleri, balkonlardan sarkan insanlar, alana açılan ara sokaklar hınca hınç doluydu.
Anam konuştukça, kalabalık coşuyor! Onlar alkış­ladıkça anam daha bir coşarak sürdürüyordu konuşma­sını. Dedi ki alkışlar susunca:
“…. Daha doğarken horlanan, büyürken itilip ka­kılan, sonra da bir mal gibi başlık parasına satılan yine biziz… Kah­rolası töre cinayetlerine kurban edilen, ağzı var dili yok  “sus­kun”  kitlesiyiz bu toplumun…                                           

Ali Kaya

“Saçı uzun, aklı kısa” denilerek aşağılanan! Sö­züne de özüne de güvenilmeyen; hiç bir konuda fikri alınmayan, ne düşündüğü bile sorulmayan… Evin hiz­metçisi, aşçısı, çocukla­rın bakıcısı, tarlada iş gücü, hep ezilen kadın milletiyiz biz!
Bunca yükün altında yine de “of” bile demeyen; her çi­lenin “kader” olduğuna inandırılmış, kimilerinin gözündeki ikinci sınıf insanız biz!
Üvey ana kahrı, kaynana dırdırı, sarhoş koca da­yağı, söz dinlemeyen âsi evlat, çıktığı kabuğu beğenme­yen aklı karışık evdeki kızın kaprisi, geçim sıkıntısı, iftiralar ve daha neler neler… Hepsi, hepsi bizim içindir ve bin yıldan beri olağan bir “yazgı” olarak yazılmıştır alnımıza.
Biz anayız… Şu kahrolası savaşlara asker doğu­ran, şe­hitleri arkasından ağıtlar yakan! Sol memenin altındaki şu yaralı cevahir yürek bizdedir! Güneydoğu’da yitip giden 30 bin fida­nın dayanılmaz acılarına her gün yeni­leri eklenirken, içindeki o dayanılmaz acıyı yüreğine taş basarak dindirmeye çalışan analarız biz! 
Cephelerde mermi taşıyan Kara Fatmalar, Nene Ha­tunlarız biz. Elif’in kağnısını çeken de biziz. Hani şu, sırtın­daki bebeğinin örtüsünü mermiler ıslan­masın diye kağnı­nın üstüne örten cefakâr analarız biz… Vatan aşkını evlât sevgisinden daha da üstün tutan o ana yüreği bizdedir! Romanlara, öykülere, şiir­lere destan konusu olmuş çileli, kahraman Anadolu kadını­yız. Her şeyden önce anayız biz, anayız!..”
Bir uyandım ki kan ter içindeyim! Yorganı attım üzerimden, doğrulup bir süre oturdum yatakta. Bir havluya uzanıp terimi kuruladım. Saate baktım, çok geç olmuş. “O vakitte yatar, uykun da kaçarsa… Sabaha kadar yatakta döner durursan, elbette geç kalkarsın” diye kendi kendime söylendim durdum.
Kalktım, giyindim, bayiden gazetemi aldım. Mut­fağa girdim. Dolaptan bir bardak süt koydum cezveye, ocakta biraz ılıttım. Oturdum masaya, açtım gazeteyi. Birinci sayfada başlığın hemen altında siyah bir bandın üzerinde bir tümcelik uyarı yazısı:
“TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?..”
İçim cız etti! Düşündüm ki:
Kurta­rırsa kadınlarımız kurtaracaktı, babaların hüküm sür­düğü, analar dolu Anadolu’yu…

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Seni Gördüm Düşümde, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir