19 Ekim Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Erhan Tığlı / Büyük Adam Olmanın Sırrı

Büyük Adam Olmanın Sırrı

Büyük Adam Olmanın Sırrı.jpg

Bizim köyde üniversiteye gidip yüksek tahsil yapan ilk kişiydim ben. Okulumu bitirip köyüme geri dönerken içim içime sığmıyordu. Beni yolda karşılayarak omuzlarına alacaklarını, alkışlayıp başköşeye oturtacaklarını düşünüyordum. Herkes ağzımın içine bakacak, önüme kuş sütünden gayrısını koyarak yedirmeye çalışacaklar, ziyafet çekeceklerdi… O bakımdan söyleyeceklerime dikkat etmeli, yabancı sözler söylememeliydim. Yoksa, köyden inmiş şehre, şaşırmış birdenbire diye kızarlar, yadırgarlardı.
Bu düşünceyle önce medeniyet yuları kravatımı çıkardım. Bağdaş kurup pantolonumun ütüsünü bozdum. Pahalı gömleğimi çıkardım, ucuz, buruşuk bir gömlek giydim. Yabancı sözcüklerin, anlaşılmaz terim ve deyimlerin yerine Türkçelerini koydum. Karmaşık sözcükleri, tümceleri basitleştirdim. Her şeyi anlayabilecekleri, garipsemeyecekleri bir hale getirdikten sonra köye doğru yola çıktım…
Umduğum gibi beni köyün girişinde karşıladılar ama kılığıma kıyafetime bakınca dudak büktüler, hayal kırıklığına uğramışlardı. Yadırgayıcı bir tavırla yüzüme baktılar. “Hani senin cicili bicili kravatın, gömleğin, bıçak gibi ütülü pantolonun, tepeden bakışın” der gibiydiler. Aldırmadım. Yaşlıların ellerini öptüm, yaşıtlarımla tokalaştım. Akrabaların boyunlarına sarıldım, küçüklerin saçlarını ve yanaklarını okşadım. Hatırım soranlara, köylü biçimi, “Eyvallah! Hamdolsun! Çok şükür! İyi diyelim de iyi olalım” gibi yanıtlar verdim.
Anlattıklarımı merakla dinliyorlardı ama yüzlerinde bir şaşkınlık, bir yadırgama, “Acaba bu o değil mi, gördüğü eğitim bir işe yaramamış mı? Değişen bir şey yok, öyleyse neye yaradı bunca yıl yüksekokullarda okuyuşu?” diyen bir hava vardı. Ne yaptımsa engelleyemedim bu duygu ve düşüncelerini. Sanki yalancının biriymişim gibi süzüyorlardı beni. Derken çevremdeki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Kalanların çoğu da beni dinlemiyor, aralarında fısıldaşıyorlardı. Kulağıma, “Bizim Cemil büyük adam olamadan gelmiş. Bizden hiçbir farkı yok. Akıntıya kürek çekmiş galiba oralarda” lafı geldi.
Acımasız eleştiriler, iftiralar yağmur gibi yağmaya başladı:
“Ben size, bizim köyden adam çıkmaz, demedim mi? İşte mostrası meydanda!”
“Babasına yazık vallahi. Oğlu, paraları orada boşuna harcamış…”
“Okulun arka kapısından çıkmış bu, anlaşılan. Okumuş adam böyle mi olur?”
“Adamcağız, oğlumu okutacam diye buralarda yarı aç yarı tok gezip, peynir ekmek yerken; bu, oralarda yemiş içmiş hoş geçmiş, sefa sürmüş belli ki.”
                                      …
Bu sözleri duyunca yerin dibine girdim. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Babam söylentilere inanmış olacak ki, önce yüzüme mahzun mahzun baktı, sonra da bir of çekerek başka bir yere gitti. Dost bildiklerim bile kafalarını iki yana sallayıp yanımdan ayrıldılar. Kimsenin yüzüne bakamadım. Evde yapayalnız bir köşeye oturarak köylülerin gözlerine hoş görünebilme için ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım. Kitaplar okudum, dergiler karıştırdım, planlar yaptım, yazılar yazdım, güzel sözler, şiirler ezberledim ama köylülere büyük adam olduğumu bir türlü kanıtlayamadım.
Bu duruma daha fazla dayanamadım ve okuduğum kente geri döndüm. Orada saçlarını değirmende ağartmamış Hayri beyle karşılaştım. Beni üzgün ve süzgün görünce ne olduğunu sordu. Anlattım. Güldü, “İçinden çıktığın toplum, büyüklüğüne inanabilmek için bir değişiklik, bir başkalık arar sende. Adı büyüğe çıkmış kişi gözlerde, gönüllerde daha da büyütülür, pireyse deve yapılır. Efelerin hepsi uzun boylu, iri yapılı, dalyan gibi miydiler? Yok, canım, çoğu orta boylu, hatta ufak tefek kişilerdi. Fazla cesur da değillerdi, sadece korkularını gizlemeyi biliyorlardı. Ama halk onları nasıl hayal ettiyse öyle görmek istedi, gözlerinde büyüttü, yüceleştirdi. O bakımdan sen de öyle yap, hayallerine layık olmaya çalış.”
“Bunun için ne yapmalıyım?” diye sordum.
“Alçakgönüllü olmayı bırak, övün, bire bin katarak konuş, büyük laflar et. Amacın anlaşılmak değil, anlaşılmamak olmalı. Yabancı sözcükleri, deyimleri çok kullan, lügat parala. Bilgiçlik tasla. Yoksa ne yaparsan yap, kimseye yaranamazsın, ne kadar büyük adam olursan ol, büyüklüğün onaylanmaz. Doğru değil ama işin kuralı böyle. Uymak zorundasın.
Kendimizden pay biçelim. Okulda hangi hocaları bilgili, değerli olarak görür, kabul ederdik? Bizim seviyemize inen, konuları anlayacağımız biçimde anlatan, basitleştiren, hoşgörülü, güler yüzlü hocaları mı; yoksa hepimize yüksekten bakan, soğuk, somurtkan, sert, dediklerinden pek bir şey anlamadığımız hocaları mı?
Birinci tip hocaları hiç önemsemediğimiz gibi, derslerini pek dinlemeyiz. Yazılı sınavlarında kopya çekmeye çalışırız. İkinci tip hocalardan korkarız. Zor sorular sorar diye dersi can kulağıyla dinleriz, derslerine çok çalışırız. Değil kopya çekmek, göz ucuyla dahi yanımızdakinin yazdıklarına bakmaya çekiniriz. Öyle değil mi? İşin püf nokrası işte burada. Fazla samimi olmayacaksın, herkese tepeden bakacaksın. Laubali olmaya kalkanları azarlayacaksın. Disiplin sağlamak için suratını asacaksın. Öyle konuşacaksın ki, herkes ne diyor bu diye birbirinin yüzüne bakacak, dudak bükerek kafa sallayacak, sana hayran olacak.

Erhan Tığlı

Edebiyata, sanata bakalım bir de. Hangi şair yazar büyük sanatçı sayılır? Kapalı yazı ve şiir yazanlar tabii. Kapalı, soyut şiir yazanlar hakkında acaba bunu mu demek istedi, acaba şunu mu dile getirdi diye yorumlar yaparız. Yazdıklarında derin bir anlam, felsefe ararız. Halk ozanları, sade, açık seçik yazanlar küçümsenir, önemsiz, değersiz görülürler…
Doktorluk, avukatlık, mühendislik niye değerli meslekler arasına girerler? Söylediklerinden kimse bir şey anlamaz da ondan! Doktorun büyüklüğü ancak eczacıların anlayabildikleri reçeteler yazmasıyla doğru orantılıdır. En basit soğuk algınlığına gribal enfeksiyon derler. Böylece hasta ne kadar değişik bir hastalığa(!) yakalandığını anlar, doktor beni bu hastalıktan kurtarsın diye gözünün içine bakar.
Avukat dava açmaz, dava ikame eyler. Yargıç, suçsuz bulundun, demez, beraat ettin der. “Daha önce suç işledin mi” gibi basit bir soru sormaz; “sabıkan var mı” diye sorar…
Borçlar kanununun 457. maddesinde bak ne yazıyor: “Havale bir akittir ki onunla muhalün’aleyh, bilvekale kendi namına kabze selahiyettar olan muhalün lehe, muhil hesabına nakit veya kıymetli evrak vesair misli şeyler itasına mezun kılınır.”
Söyle bakalım büyük adam, bunun neresini anladın? Anlayamadın değil mi? Köylü Mehmet dayı nasıl anlayacak peki? Zaten anlasa sırtından nasıl para kazanırlar hukukçular?
Neyse, zülfiyâre fazla dokunmayalım. Sen dediklerim iyi, uygula. Uygula ki köylüler seninle “iftihar” etsinler, ne kadar büyük adam olduğunu görüp sevinsinler. Kravatını güzel bağla, pantolonunun ütüsüne dikkat et. Gömleğinin yakasını kolalatmayı unutma. Başını dik tut, gönlünü serin. Bak o zaman kalacak mı hiç gamın kederin!” dedi, sırtımı sıvazladı.
Arkadaşımın dediklerini ezberleyip bir süre sonra köyün yolunu tuttum.
Gider gitmez pür azamet kahvenin başköşesine kuruldum. Oturacağım yeri iyice sildirip temizlettim, tozlarını üfledim. Ütüsü bozulmasın diye pantolonumu çekiştirip düzelttim. Konuşurken “Naçiz kanaatimce, binaenaleyh, bittabi, bilakis, bizzat, şahsen, nitekim…” gibi tumturaklı sözler kullandım. “Bizde koordinasyon yok, kondüsyonumuz düşük, kombine çalışmalıyız. Ancak o zaman muasır medeniyet seviyesine çıkabiliriz. Demorilize olmamalı, konsantremizi yükseltmeliyiz. Size bir ifşaatte bulunayım. Entel tabaka oportünist ve kozmopolit ritülellerle negatif enginlere yelken açıyor. Buna engel olmalıyız” diye bir nutuk çektim. Köylülerin ağızları açık kaldı, şaştılar bendeki bu değişikliğe.
Ortalık alkıştan inledi. “Bravo! Çok yaşa! Yüzümüzü ak ettin. Artık ölsek de gam yemeyiz. Demek sonunda bizim köyden de bir büyük adam çıktı ha!” diye bağırıştılar, sevinç gözyaşları döktüler. Boynuma sarıldılar. Daha önce yüzüme tüküren Ali Dayı, “Ben anlamıştım zaten büyük adam olacağını. Boyun bir karışken babana söylemiştim” diye sırtımı sıvazladı. Torununa beni gösterdi, “Sen de böyle büyük adam ol” dedi. Köylüler beni omuzlarına alıp köyün içinde dolaştırdılar. Dillere destan, bahçelere bostan oldum.


İlgili Aramalar: Erhan Tığlı, Büyük Adam Olmanın Sırrı, Erhan Tığlı Büyük Adam Olmanın Sırrı, Erhan Tığlı Yazarlarımız, Erhan Tığlı Edebiyat Yuvası, Erhan Tığlı yazıları, Erhan Tığlı yazılarını oku, Erhan Tığlı oku, Erhan Tığlı kitapları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir