24 Temmuz Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Bir Darbeciyi Sorgularken Netekim…

Bir Darbeciyi Sorgularken Netekim…

Kenan Evren

“Asmayalım da besleyelim mi?” demişti. Bu milletin parasıyla -hem de hiç hak etmediği halde- yüz yıl besledik onu. Bir darbeci olarak yaşarken vezirdi, ölünce rezil oldu… 

Yıl 1980… Puslu bir sonbaharın 12 Eylül sabahı, televizyonların henüz renklenmediği o günlerin bir şa­fak sökümünde, siyah-beyaz ekranların arkasında omuzu kalabalık bir adam beliriverir ansızın.   
Her şeyi “Türkiye ve demokrasi” adına yaptığını söylerken; iri siyah benli "bayramlık" biri de serhat tür­küleri söylemektedir o davudi sesiyle…
Sivil yönetim ve demokrasi kesintiye uğramıştır. Böyle bir darbeye sevinenlerin sayısı, kaygı duyanlardan çok daha fazladır. En çok da Okyanusun öte yakasından gelmektedir sevinç çığlıkları… “Bizim oğlanlar başar­mışlar” diyerek darbeye alkış tutmaktadırlar.       
Oysa dünyanın her yerinde, değil darbe yapmak, girişimde bulunmak bile büyük bir suç sayılmaktadır.
"En kötü sivil yönetimlerin bile, en iyi askeri yöne­timden çok daha iyi olduğu" öğretilmişti bize. Sözün doğruluğunu ilerleyen günlerde çok daha iyi kavradık. Kaygı duyanlar haklı çıktılar.
Bir şey daha öğretilmişti bizlere: "İhtilallerin, o ülkeyi 10 yıl geriye attığı…" Kaç 10 yıl… 35 yıl geçti aradan… Ne tahribat giderilebildi, ne de yaralar sarılabildi. Vekilleri ve asilleriyle 76 milyon insanın bunca yıl sonra bile bu­gün, hâlâ benimseyemediği ve bir türlü içine sindireme­diği "DARBECİLERİN ANAYASASI" nı değiştirmek bile mümkün olmadı ne yazık ki…
Daha da kötüsü; içinde yaşadığımız şu koşullarda ve böylesi bir ortamda, darbecilerin anayasasına bile razı olup, boyun eğmemiz, hatta onu savunmak zorunda kalmamız, maalesef acı bir gerçektir.
Hâlâ anlamakta zorlandığım, aklımın da bir türlü ermediği şu suçlamaları vardı bu darbecilerin:
"Anayasayı ilgaya, mülgaya, zorla değiştirmeye tam teşebbüs…" suçlamalarıyla, insanları ölümlere ka­dar götürenlerin, aynı suçu silah zoruyla kendilerinin işlemiş olması gönül rızasıyla mı olmuştu acaba.. Bu ne yaman bir çelişkiydi ve ne acı bir traji komik olaydı böyle… Yürürlükteki 61 Anayasasını yok sayarak bir gecede rafa kaldırıverenler kendileri değiller miydi?
Darbe başarısız olsaydı beşi bir yerdenin tamamı vatan hainliğiyle ipe giderdi. Başardılar(!) ve o günlerde kahraman(!) oldular. 
Gelmiş geçmiş en ilerici, açılımlı anayasaya "MÜLGA" diyerek onu yok sayanlar; darbeden ancak iki yıl sonra dayatılan, 5 kişinin hazırlattığı o askeri anaya­sayı bu topluma benimsetmek, zorla değil de gönül rıza­sıyla mı olmuştu acaba?
Bunu yaparken, silahlarını bırakıp da kalemlerini mi almışlardı ellerine? Öyle ya… Darbe, yasaları ve kurallarıyla birlikte gelirdi(!)
Yine aklımın ermediği, ya da almadığı bir konu daha var… Şu son günlerin modası Ergenekon soruş­turmasında, “Senin aklından darbe yapmak geçmiş, gel bakalım hesabını ver” diyerek, gece yarısı baskınlarıyla evlerden aydınları toplayan C. Savcısına sormak gerekir: Sen haybeye darbeci ararken, asıl darbeci Armutalan’da taklit resimler yapıyor, sergiler açıyordu. Gidip önce onun yaka­sına yapışamadın ne yazık ki…
“Senin aklından darbe geçmiş” diye suçladığın yazarları, aydınları, eski rektörleri, parti başkanlarını değil… Bu yurtta önemli görevler üslenmiş emekli gene­ralleri de değil… Asıl darbeyi yapanlar gezinip durdular ortalık yerde. Hiçbir savcının gü­cü yetmedi onu yargı önüne çıkarmaya. Ta ki ölümüne yakın, bilinç kaybına uğradıktan sonra,  göstermelik bir şekilde, yargıç önüne bile çıkmadan, hastanede alınan ifadesiyle – güya- yargıladılar Netekim. Rütbesi generallikten erliğe düşürülmesine karar verildi güya. Ama yine de devlet töreniyle gömüldü Devlet mezarlığına. Bu ne yaman bir çelişkidir böyle, anlaşılır gibi değil doğrusu!.  eğer; git önce, onların yakasına yapış. Darbe yapmanın nasıl bir suç olduğunun hesabını, o beşibiryerdeye sor sorabiliyorsan. Soramazsın, çünkü var olma nedenin onlardır senin.  
Talan edilerek yağmalanan, kimselerin he­sap sormadığı ve hesap vermediği bir Türkiye’de, bocala­yıp duruyoruz yıllar­dır!..

Ali Kaya

İşte topluma yansıyabildiği kadarıyla 12 EYLÜ­LÜN RAKAMLARLA UTANÇ BELGESELİ:
650 Bin gözaltı.
517 kişiye idam (gerçekleştirilen idam sayısı 49)
71 bin kişi 141- 142 kurbanı
30 bin sakıncalı piyade.
14 bin Vatansız insan!..
Kuşkulu 300 ölüm!..
Cezaevlerindeki yaşamı ve olumsuzlukları pro­testo ederek ölenlerin sayısı 14 (Geçtiğimiz yıllardan günümüze değin, hâlâ sürüp gelen F tipi cezaevlerini protesto amacıyla ölenler, bu rakamın dışındadır.)
Ve en acısı sakıncalı görüldüğü için yakılan 40 bin ton kitap, dergi, gazete!.. Bir daha basımı yapılamayacak çok değerli belgeseller, kaynaklar…
Bunlar, resmi rakamlar… Ya bir de kimseciklere göstermeden günlerce sobalarda yaktığımız, toprağa gömerek çürümeye terk ettiğimiz kitaplar, dergiler, bel­gesel niteliğinde eşi benzeri bulunmaz kaynaklar, kaset­ler v.s.. Onlar da elbette bu sayının dışındalar!..
Aha yaralar sarılmadı, hesaplar sorulmadı!.. Toplum 12 Eylül’ün acıları ve sancılarıyla yaşıyor hâlâ! Toplumun üzerine serptikleri ölü toprağı da kalkmadı henüz ve hiç bir zaman kalkacağa da benzemiyor..
12 Eylül’ün en büyük kötülüğü; korkutulup sin­dirilmiş, okumaktan, araştırmaktan, soru sormaktan korkan, ürkek ve korkak bir toplum yaratmış olması­dır. Aydınlarımızla, toplumumuzun büyük bir kesimi, o günlerin yılgınlığı içindedirler hâlâ. Giderek bir korku imparatorluğuna dönüşen ülkemizde at izi, it izine karıştı iyice.. Kimsenin ne devletine, ne ordusuna ne de yargısına, en ufak bir güveni falan da kalmadı üstelik
Bugünlere birdenbire gelmedi bu toplum!.. Akşam laik düşüncelerle yatanlar, sabahleyin şeriatçı olarak da uyanmadılar yataklarından. O günlerde ekilen kötü to­humlar, bugün içinde debelenip durduğumuz açmazlara getirdi hem bizi, hem ülkemizi. 
Bütün bunların hesabı mutlaka bir gün sorulmalı­dır. Mutlaka, ama mutlaka!.. 12 Eylül’ün hesabı sorul­madan, demokrasi falan olmaz bu ülkede. Olursa şayet, bu eşyanın tabiatına aykırıdır. O nedenle kimse boşuna uğraşmasın. Geçmişteki hataların hesabı görülmeden, geleceğe güvenle bakılamaz…
Suçsuz olduklarına adım gibi inandığım, şu yaka paça içeri tıktığınız aydınlar var ya!.. Hani yetiştirmekte ne zorluklar çektiğimiz, ama değerini kavrayacak bilince bir türlü eremediğimiz o altın değerindeki seçkinler or­dusu!.. Neye tutuklandıklarını bile bilmeyen yurdum insanları… İçeride ölmelerini beklediğiniz!..
Kavgalı geçmişinizin ve kaygılı geleceğimizin he­sabını onlardan değil; Marmaris’teki o zat-ı muhterem­den sorulmalıdır netekim… Sonra da kendinizden sorun hele bir… Arkasına gizlendiğiniz o dokunulmazlık zır­hınızdan sıyrılın hele bir de seyredin siz gümbürtüyü. Ne çakaralmaz deniz fenerleri, ne isli kandiller ve ancak kendi çevresine ışık veren o gece lâmbanızın altından neler çıkacak hep birlikte görelim hele bir.
Bu bozuk düzeniniz, elbette sürüp gitmez böyle… “Keser döner sap döner…” hesabıyla bir gün birileri çıkar ve tüm yaptığınız yamuk işlerin hesabını soran biri olur be kardeşim, bir gün mutlaka olur!..
Şimdi o, Marmaris’te ressamcılık oynuyor. Başka­larından kopyaladığı resimlerle sergiler açıyor. Sanat, sayesinde zenaata dönüştü.
Oysa o günlerden günümüze, ne işkence görenle­rin, ne de işkenceden ölenlerin; ne suçsuz yere içerde yatanların ve ne de yakılan bunca kitapların resimleri yapılabildi!
Baskının, zulmün, işkencenin ve onca yıllık biriki­min, nasıl heder olup gittiğinin hesabı da sorulmadı he­nüz!.. Kapatılan partilerin, önü kesilen demokrasinin, İNSANCA YAŞAMANIN DA ÖYLE… Her gün bir türlü dillerinden düşürmedikleri ve bir kalkan olarak kullanmayı bugün de sürdürdükleri ATATÜRK’ÜN ve O’nun kalıtları “Dil ve Tarih Kurumları”nın resimleri de yapılamadı henüz!..
NETEKİM; biri ressamcılık oynuyor da öbür dördü kaybolup gitti ortalardan
Eskiden dağda arardık eşkıyayı, 80’den sonra şehre indi eli kanlı katil­ler! Devletin içine kadar sızarak, tüm kurum ve kuru­luşlarıyla yönetimi ele geçirdiler. Aydınlara, bilime ve bilim adamlarına kıydılar, zindanlarda çürüttüler. Kim vurduya giden aydınların hiç birisinin gerçek katilleri bulunmadı. Yokluğun ve yoksulluğun pençesi altında ezildi çilekeş halkımız 
Yalnız, ölümün adı fail-i meçhul; yokluğun adı da liberalizm oldu.
Elbette söylenecek daha çoook sözümüz olacaktır ileride…
"DERLENİP DÜRÜLMESİN BAYRAKLAR / GÜN HESAP GÜNÜDÜR!..” demişti ya Nâzım, 60’lı yıllarda…
O günü sabırsızlıkla ve umutla, ulusça hep birlikte bekliyoruz!
 
BİR GÜN,  BELKİ DE… KİM BİLİR…

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Netekim, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir