17 Ocak Salı 2017

Kıvılcım

Faruk Öğüş

Kapıyı çalarken çok heyecanlıydı. Ya olmazsa, ötekiler gibi cevap verirse diye hem düşünüyor hem de bir an önce içeri girmek için sabırsızlanıyordu. Cevabın ne olacağının ne önemi var? Diyordu içindeki ses.  Denemeliyim, sonuç olumsuz bile olsa mutlaka denemeliyim diye düşünürken, kapının ardından tok bir ses “Geeel”, diye seslendi.
Yanında sessizce duran çocuğunu hafifçe kaldırarak okul müdürünün odasına girdi. Müdür, gözlüğünün üzerinden şöyle bir bakarak,
-Buyurun hanımefendi, oturun lütfen, dedi.
-Müdür bey bu kaçıncı okul bilemiyorum. Hemen hepsi sanki söz birliği yapmış gibi alamayız diyorlar. Son çare size geldim. Ne olur çocuğumu okulunuza alınız. 
Müdür, bir anneye birde çocuğa baktı.
-Senin adın ne yavrum?    
-Çekinerek, Esra dedi. 
Anneye dönerek sordu.
-Ne diyorlar almamak için? 
Anne ağlamaya başladı.
-Zil çaldığı zaman diğer çocuklar koşuşur onu düşürüp zarar verirlermiş. Benim çocuğum oturduğu yerden kalkamaz ki Müdür Bey!
Okul müdürü anneyi dinlerken bir taraftan da çocuğu okula alırsa karşılaşabileceği riskleri düşünüyordu. Çocuk hakkında bir karar almanın vakti de gelmişti. Nihayet açıkladı. 
-Hanımefendi çocuğun özel bir ilgi takip gerektirdiğini biliyorsunuz.
Anne bir yandan dinliyor ama içinden de bir ses bu işin olumsuz sonuçlanacağını söylüyordu. Bu duygular içindeyken, Müdür bey kararını açıkladı.  
-Siz en iyisi bizim anasınıfı binamıza gidin, orada Nüket öğretmen var, onun çocuğu da engelli, sanırım size bu konuda anlayış gösterir. Gidin konuşun. Kabul ederse bence mahzuru yok.
Anne ve Esra sevinçle anasınıfı binasına gittiler. Sınıfın kapısı kapalıydı, içerden çocukların sesleri geliyordu. Hizmetli kadın sınıfa girerek durumu öğretmene anlattı. Esra ve annesi sınıfa girdiler. Biraz önce bağıra çağıra oynayan çocuklar sözbirliği etmiş gibi susmuş, hep birlikte Esra ya bakıyorlardı. Ayaklarında bu güne kadar hiç görmedikleri demirler ve bu demirlere bağlı bot şeklinde ayakkabıları vardı. Ara sıra birbirlerine bakarak yeni gelen arkadaşlarının durumunu anlamaya çalışıyorlardı. Bu meraklı bakışlar üzerine öğretmen bir açıklama yapmayı düşünüyordu ki, Esra öğrencilere dönerek söze başladı
-Arkadaşlar ben doğuştan rahatsızım, yürüyemiyorum dedi.
Biraz önceki meraklı bakışlar, yerini acımalı bakışlara bırakmıştı.  Öğretmen, Esra’nın CP (Cerebral Palsy) Engelli bir çocuk olduğunu hemen anlamıştı. Kendi çocuğundan daha iyi durumda olduğunu görmüştü. Annenin ricasına gerek kalmadan “alırım” dedi.
Esra o dakika artık okullu olmuştu. Bir kaç dakika önce ağlayan annenin yüzü gülmüştü. -Çocuklar! Arkadaşınızın adı Esra, onu seveceksiniz değil mi!  “Eveeeeet öğretmenim” dediler hep bir ağızdan. Öğretmen, Esra’nın sorumluluğunu üstlenmişti ama kafasında pek çok soru vardı. Akşam eşime danışırım diye düşündü.
Akşam yemeğinden sonra konuyu Rehber öğretmen olan kocasına açtı. Esra’yı diğer çocuklar gibi aktif bir şekilde eğitim ortamına nasıl sokabilirdi? Epey konuştular. Nihayet karar verdiler. Evet, Esra yürüyemiyordu ama grup oyunlarında pekâlâ hakem olabilirdi. Hem öğretmen bir yardımcı kazanacak hem de diğer arkadaşlarına göre statü kazanıp öz güven geliştirecekti. Tedbir doğruydu sınıf yine eski hareketli günlerine dönmüş, Esra ortama uymuş hatta ufak yaramazlıklar bile yapmaya başlamıştı. Okulda tanınan ve uyum sağlayan bir öğrenci olduğu için İlkokula kaydının yapılması ve okuması hiç de zor olmadı. Hiçbir zaman çocuklar onu çarparak düşürmediler. Tek zorluk annesinin getirip götürmesiydi.  Esra okuyordu.
İlkokulu bitirdi, Hatta o yılki mezuniyet gecesinde velilere bir piyes sunulmuş ve Esra o piyeste rol bile almıştı. Veliler, o yılın mezunlarını çılgınca alkışladılar. Anadolu lisesinin orta ve lise kısmını bitirip özel bir üniversiteyi burslu olarak kazanmıştı.
Aradan yıllar geçti. Anasınıfı öğretmeni ve eşi emekli oldular. Bir akşamüstü evlerinin balkonunda otururlarken, bahçe kapısının açıldığını ve birilerinin geldiğini duydular. Sese doğru eğilip baktıklarında gelenler yabancı değildi.
Esra, annesi ile gelmişti. Öğretmenine sarıldı, elini öptü. Yardım almadan yürüyordu.  “Başardım.” dedi,   
-Öğretmenim İstanbul’a kendi başıma gittim, okula kaydımı kendim yaptırdım. Şimdi de yüksek lisans yapmayı kafama taktım, kendime otomobilde alacağım dedi.
Esra bütün engelleri bir bir aşarak başarmıştı. Bir zamanlar acınarak bakılan, yürüyemeyen Esra, kendine o gözle bakan pek çok engelsiz kişiyi sollamış, tozu dumana katarak geleceğine koşuyordu. Bir insan kazanılmıştı. Ziyaret sonrası Öğretmeni ve eşi çok mutluydular.
Küçük bir kıvılcım eğitim meşalesini ateşlemişti. Sevinç gözyaşlarını gizlice akıtarak ne güzel bir meslek seçmişiz dediler.
M. Faruk ÖĞÜŞ

İlgili Aramalar: Faruk Öğüş Kıvılcım, M. Faruk Öğüş, Faruk Öğüş Kimdir, Faruk Öğüş Yazıları, Faruk Öğüş Yazar, Faruk Öğüş Denemeleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir