18 Ocak Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Toprağa ektiği her tohumu alın teriyle sulayan çalışkan ve üretken, tüm Anadolu köylü kadınlarına, çam sakızı armağanım olsun…
Çünkü onlar da tıpkı anam gibi bu dünyaya çalışmak için geldiklerine inanarak ömürlerinin sonuna kadar karınca misali çalışmayı kendilerine görev bildiler hep. Elleriyle, parmaklarıyla kazıdılar toprağı, yetmedi… Tırnaklarıyla tırmaladılar, cırmaladılar. Karasabana koşulu bir çift öküzle çift sürdüler tarlalarda. Ekin biçtiler, ot yoldular, çapa yaptılar…
Zorluklardan yılmadılar hiç bir zaman. Çalıştılar,  hep çalıştılar. Yaşamları boyunca ne “Kadınlar Gününde” bir demet çiçek veren oldu onlara, ne de “Anneler Gününde” sarılıp elini öpen…
Doğum tarihlerini bile bilemeden yaşadılar ve öldüler… Doğdukları köyden öte bir dünyanın varlığından habersiz yaşadılar hep…
Çoğunun nüfus kâğıdında ne gün, ne de ay adı yazılıydı… Sadece (o da doğruysa) yıl olarak yazıyordu, o kadar… Cumhuriyetimizden üç dört yaş, ya büyüktüler, ya da küçük…
Hiç bilmedikleri o doğum günlerini, bir kez olsun kutlayamadan çekip gittiler  bu dünyadan!..
DÜN GECE BİR DÜŞ GÖRDÜM
Dün gece uykularım kaçtı, döndüm durdum yatakta. İnsanın uykusu kaçınca da neler düşünüyor, neler kuruyor kafasında. Geçmişten geleceğe her şey bir film şeridi gibi gözler önünde…                                                                                          
Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor hesabı, dön babam dön yatakta. Sabahlar olmak bilmiyor, gözlere de uyku girmiyor. Her şey darmadağın.. Kopan ipleri birbirine bağlamaya çalışıyorum. İpler kopuk kopuk geliyor elime.
Yatmadan önce okuduklarımın etkisinde kaldığımı sanıyorum. Giderek hırçınlaşan politikacılar, iktidarın aydın düşmanlığı, tutuklanan parti liderleri, generaller, yazarlar, aydınlar, gazeteciler… Giderek gerginleşen siyasi ortamda yaşanan bunca olumsuzluklar, yaşama isteğini ve direncini kırıyor insanın!
Bir türlü dinmeyen Haçlı ruhu, kaç asır sonra günümüzde de kin kusmaya devam ediyor hâlâ. Bosna’dan sonra Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da şimdi de Suriye’de susmak bilmiyor. Silahlar ölüm kusuyor insanlığın üstüne. Yarın kim bilir hangi masum insanların üzerine bombalar yağdırarak; çoluk çocuk-yaşlı genç demeden milyonlarca suçsuz insan, emperyalizmin kanlı pençesi altında can verirken, haydi uyu bakalım, uyuyabilirsen…
Geçim sıkıntısı çeken insanların, altından kalkamadığı kredi kartı borçları yüzünden intihara kalkışması… Yankesiciler, yol kesiciler, vurgunlar, soygunlar, talan etmeler, ırza geçmeler, adam dövmeler, adam öldürmeler, Silivri zindanlarında yaşanan zulüm, ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, tapeler… Güzel yurdumdaki dikta heveslileri… Kısacası, memleketin pür-ü melâli her şey, ama her şey kafama takılmışken; rahat döşekler bile diken olur adama.
Sağıma döndüm olmadı, soluma döndüm uyku tutmadı. Bir ara göz kapaklarım ağırlaştı, dalar gibi olmuşum, derken uyuyakalmışım… Karmakarışık rüyalarla boğuşmaya başladım. Yaşanan olaylar rüyasında bile rahat bırakmıyor ki insanı. Ne biçim şey bu böyle!
Kötürüm olunca, yıllarca yatağına çivilenip kalmış anacığım girdi işte rüyama.  Kollarımın arasından kayıp gitmişti rahmetli! Nedendir bilmem, anamla babam bu aralar çok sık girer oldu düşlerime. Nasıl da özlüyorum onları bir bilsen! Bu kadar sık girişleri de bundan olsa gerek.     

Çocuklarına doyamadan gitti ikisi de… Büyüyen gitti, okuyan gitti. Sonra torunları oldu.  Uzaktaydılar, çok sık el öptüremedikleri için onlara da hasret gittiler. Bu hasretliğin acısını çocuk ve torun sahibi olduktan sonra şimdi daha iyi anlıyor insan. Anacığımın; “ahh, gurbetlik aahh! Gözün kör olsun emi!..” sözleriyle duyduğu özlemi, çektiği hasretliği, onun yaşına gelince daha iyi anlıyor insan!  
Şu anlattıklarım, karşımda sürekli akan bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden… “Keşke anamla babam sağ olsalardı da sırtımda taşısaydım onları.” diye hayıflanıp dururken kendimden geçmiş, derin bir uykuya dalmışım. Top atsalar uyanmam. Öyle de oldu. Onca gürültü, şamata… Hoparlörden gelen yüksek frekanstaki sesler bile uyandıramadı beni.
Tüm bu gürültü ve karmaşık şeyler, gördüğüm rüyanın içindeydiler elbette…
İşte o anacığım girdi dün gece rüyalarıma. Her şey iç içe girmiş gibi karmakarışıktı. Bir büyük kalabalık, yüksek sesle bağırıp çağırmalar… Kararlı, keskin söz ve yazılı sloganlarla sanki bir haksızlığa isyan ediyor gibiydiler.
Olacak şey değil, anamı gördüm o kalabalığın arasında! Fırladı çıktı orta yere. Şaşırmıştım! Kürsüye benzer yüksekçe bir yere çıkardılar. Eline bir de mikrofon tutuşturdular. Oysa anacığım ömründe mikrofon nedir bilmez, tanımazdı böyle bir âleti. Başladı annem nutuk çekmeğe! Yüzündeki keskin ifade, onun ne denli bir kararlılık içinde olduğunu gösteriyor. El kol hareketleriyle de sözlerine daha bir anlam kazandırıyordu. Sayılamayacak kadar çok, yüz binin üzerindeki insan seli alana sığmamış, ara sokaklara taşmıştı. Denizde ne kadar tekne, irili ufaklı balıkçı kayığı varsa hepsi de kıyıya yanaşmış, bu görkemli kalabalığa alkış tutuyordu

Ellerinde bayrakları, flamaları, yazılı pankartları dalga dalga sağa sola sallarken, marşlar, türküler söyleyip halaylar çekiyorlardı. Gündoğdu Meydanına benzeyen, denize paralel, geniş bir alanda ne mahşeri bir kalabalıktı bu böyle! Bu meydan meydan olalı böylesi bir insan selini ağırlamamıştı daha…    
Anam, kendini dinlemeye gelen yüz binleri şu sözleriyle coşturuyordu:
“  …Biz kadınız!.. Ülke ve dünya insan sayısının yarıdan fazlasıyız! Çalışkan, üretken, doğurgan anayız. Analar dolu yurdumuzda ana doluyuz, Anadoluluyuz!..
Her çağda, her koşulda ülke ve dünya sorunlarına ilgi duyanlarız. Salonlarda, panellerde, ekranlarda, her konuda duyarlı ve hep en öndeyiz!
Elimizdeki pankartlarla alanlardayız. Haktan, hukuktan yana her eylemin içindeyiz… Bayrağı, flamayı, pankartı en önde biz taşırız. İşçiyiz fabrikalarda. Asgari ücrettir aylıklarımız. Tarlada ırgat gibi çalışan da biziz! O yüzden ellerimiz nasırlı, ayaklarımız yorgun, belimiz büküktür bizim!
Diktiğimiz bir fidana, ektiğimiz her tohuma ilk can suyunu alın terimizle biz veririz… Yine de emeğinin karşılığını bir türlü alamayan ve umutları her yıl bir başka bahara kalanlarız!..      
Ömür boyu emek verip de bir türlü emekli olamayan emekçileriz… Doğuran biz, doyuran biz, yetiştiren, adam eden yine biziz…
Anketçiler; “çalışmıyor, ev kadını” diye not düşerler doldurdukları formlara. Oysaki ürettiğimiz bir çıkın bamyayı, iki topak peyniri, bir helke yoğurdu pazarda satıp ev geçindiren biziz. Bunca yükü çekmişken, yine de “işsiz- ev kadını” diye düşülür kayıtlarda hanemize…”       
Bir alkış koptu ki alanda, sanki yer yerinden oynadı. Yüz binleri aşan böylesi bir kalabalığa tanıklık etmemişti daha bu İzmir şehri! Denizde kayıklar, balıkçı tekneleri, balkonlardan sarkanlar, alana açılan ara sokaklar hınca hınç insan doluydu.
Anam konuştukça kalabalık coşuyor! Onlar alkışladıkça anam daha bir coşarak sürdürüyordu konuşmasını. Dedi ki alkışlar susunca:
“ …. Daha doğarken horlanan, büyürken itilip kakılan, sonra da bir mal gibi başlık parasına satılan yine biziz… Kahrolası töre cinayetlerine kurban edilen, ağzı var dili yok  “suskun”  kitlesiyiz bu toplumun…                                           
“Saçı uzun, aklı kısa” denilerek aşağılanan!.. Sözüne de özüne de güvenilmeyen; hiç bir konuda fikri alınmayan, ne düşündüğü bile sorulmayan… Evin hizmetçisi, aşçısı, çocukların bakıcısı, tarlada iş gücü, hep ezilen kadın milletiyiz biz!
Bunca yükün altında yine de “of” bile demeyen; her çilenin “kader” olduğuna inandırılmış, kimilerinin gözündeki ikinci sınıf insanız biz!..

Ali Kaya

Üvey ana kahrı, kaynana dırdırı, sarhoş koca dayağı, söz dinlemeyen asi evlat, çıktığı kabuğu beğenmeyen evdeki aklı karışık kızın kaprisi, geçim sıkıntısı, iftiralar ve daha neler neler… Hepsi, hepsi bizim içindir ve bin yıldan beri, olağan bir “yazgı” olarak yazılmıştır alnımıza.Biz anayız… Şu kahrolası savaşlara asker doğuran, şehitleri arkasından ağıtlar yakan! Sol memenin altındaki şu yaralı yürek bizdedir! Güneydoğu’da yitip giden 30 bin fidanın dayanılmaz acılarına her gün yenileri eklenirken içindeki o dayanılmaz acıyı yüreğine taş basarak dindirmeye çalışan analarız biz! 
Cephelerde mermi taşıyan Kara Fatmalar, Nene Hatunlarız biz… Elif’in kağnısını çeken de biziz. Hani şu, sırtındaki bebeğinin örtüsünü alıp mermiler ıslanmasın diye kağnının üstüne örten… Vatan aşkını evlât sevgisinden daha da üstün tutan o ana yüreği bizdedir! Romanlara, öykülere, şiirlere destan konusu olmuş cefakâr, kahraman Anadolu kadınıyız. Her şeyden önce, anayız biz, anayız!..”
Bir uyandım ki kan ter içindeyim! Yorganı attım üzerimden, doğrulup bir süre oturdum yatakta. Bir havluya uzanıp terimi kuruladım. Saate baktım, çok geç olmuş. “O vakitte yatar, uykun da kaçarsa… Sabaha kadar yatakta döner durursan elbette geç kalkarsın” diye, kendi kendime söylendim durdum.
Kalktım, giyindim, bakkaldan iki ekmekle birlikte gazetemi alıp geri döndüm eve. Mutfağa geçtim. Dolaptan bir bardak süt koydum cezveye, ocakta biraz ısıttım. Oturdum masaya, açtım gazeteyi. Birinci sayfada başlığın hemen altında siyah bir bandın üzerinde bir tümcelik uyarı yazısı :
“ TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?..”
Ortasını açtım gazetenin. İki karikatür… İlkinde bir kucak kirli sakalıyla bir yobaz, aydınlık bir Cumhuriyet kadınını tutmuş saçlarından, koyu karanlıklara doğru çekiyor!
İkincisinde; aynı tip bir başka yobaz, çağdaş görünümlü bir aydını tutmuş kravatından, karanlığa doğru sürüklüyor. Aydın, ayak diretiyor karanlığa gitmemek için. Yobaz zorluyor.
İçim cız etti! Tarihine baktım gazetenin; 8 Mart… Bugün “Dünya Çalışan Kadınlar Günü” ydü ve kurtarırsa kadınlarımız kurtaracaktı, babaların hüküm sürdüğü, analar dolu Anadolu’yu…                                                                          

İlgili Aramalar: Ali Kaya, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir