20 Ocak Cuma 2017
Ana Sayfa / Misafir Kalemler / Kitaplar En İyi Dostumuzdur

Kitaplar En İyi Dostumuzdur

Tolga Özekinci

Kitap okumak, bir insanın hayal gücünün gelişmesini, gerçekleri görmesini ve bakış açısının değişmesini sağlayan en temel unsurdur. Kitap okumaya geç başlayan biri olarak, kitapsız geçirdiğim her günü boşa harcadığıma inanıyorum. 

Okuma alışkanlığı çocuğa ilkokul çağlarında aşılanması, bu alışkanlığın verilmesi gerektiğine inanıyorum. Bir insanın en büyük şansı, küçükken iyi bir öğretmene düşmüş olmasıdır. Ailenin de mutlaka bunda etkisi büyüktür. Aile eğer kitap okumuyorsa; bu, çocuk üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Kitap okumanın önemsiz bir şey olduğu bilinci verir çocuğa. Kişi, ne görürse onu uygular çünkü. 

Çevresinde kitap okuyan insanlarla büyüyen bir çocuk daha şanslıdır. Gördükleriyle yaşar ve uygular çocuk. Kitap okumanın zevkine varan insan, kolay kolay bundan vazgeçemez. Okuduğu kitaplarda bazı karakterlerde kendini bulan okur. “İşte bu, benim” der. Ben çocukluğumda sadece çizgi romanlar okurdum. Onlar da kitap sayılmaz elbette. Ne lisede, ne üniversitede, ders kitaplarının dışında hiç kitap okumadığımı itiraf etmeliyim. Keşke okusaydım… Eminim ki şu an bambaşka bir “ben” olurdum. 
"Kitaplar, geleceği aydınlatır" sözü ne kadar doğru söylenmiştir. Okumanın; aklı geliştirdiğini, ruhu yücelttiğini bilmeyen var mı ki… İnsanın yalnızca okuyarak özgürleşebileceğini ve okumanın ibadet, okumamanınsa kabahat, hatta kendisine ve içinde yaşadığı topluma bir ihanet olduğunu düşünüyorum.
Çevresi tepelerle çevrili bir vadide düşünün kendinizi. Siz o vadide çevreyi ne kadar görebilirsiniz? Okudukça tepelere tırmanırsınız ve görebileceğiniz yerler daha da açılır önünüzde. Ufkunuz ve hayal dünyanız genişler. Okudukça, yaşadığınız sürece daha az hata yaparsınız. 

Benim ailemde kitap okuyan kimse yoktu. Sadece gazete okurken gördüm ben ev halkını. İlkokul yıllarımda da pek iyi bir eğitim aldığım söylenemez. Kitap okumamız için kimse bir yol göstermedi bize. Kendimin de bu konuda pek istekli olduğumu söyleyemem o tarihlerde. Eskiden daha çok kitap okunurmuş. Öyle diyorlar, doğru mudur bilemem. Çünkü kitaplarla pek ilgilenmiyordum ki o yıllarda…
Eskiden televizyon, bilgisayar, internet, gece gezmeleri yoktu pek. Gençler için barlar, diskolar da herkesin gidebileceği yerler değildi zaten. O nedenle olsa gerek, okumak için herkesin bol bol zamanı olduğunu düşünüyorum.

Rıfat Ilgaz bir şiirinde “Kitaplar suç ortağımız” demişti… Kitap okumak yıllarca suç sayıldı ülkemizde. Darbeyle geçen yıllarda az mı kitap yakıldı, onca bilgi birikimi talan edildi. Okuyanlara da sıcak bakmadı toplumumuzun büyük bir kesimi. 
Bizden önceki kuşak, okuyan bir kuşaktı. Özellikle 68 Kuşağı sürekli okuyan, okuduğunu yorumlayan, tartışan bilinçli bir kuşak… Televizyonun, telefonun, internetin olmadığı o yıllar; aile bireyleriyle bir arada uzun uzun sohbetler, anlatılan hikayeler ve radyodan dinlenen haberler…Ne denli yalın, sade ve sıcak bir ortam!.. 

Şimdi öyle mi ya!.. Herkes ayrı bir odaya çekilmiş, sürekli açık tutulan her odada birer televizyon. Kimi, salonda maç izler, kim oturma odasında dizilerin peşinde, bir başka odada çocuklar çizgi film izlerken kitap da neyin nesi ki… Genç kuşağın elinde birer bilgisayar veya cep telefonu… Kim nerede, ne yapmış, ne yemiş ne içmiş, kim, kiminle gezermiş. Bu kadar eğlence alanı varken; kitap da neyin nesiymiş ki… 

Çocuklar son ders zilinin çalmasını dört gözle bekliyorlar. Okuldan çıkar çıkmaz; ya bir internet kafeye ya da evindeki bilgisayarın başına koşuyorlar. Bırakın kitap okumayı, sokakta top oynayan, ip atlayan, saklambaç oynayan çocuk bile görmeniz olası değil. 

Gençlerin bu kadar çok faaliyet alanı, gezip tozacağı kafeler varken, neylesin kitabı, dergiyi… Lise çağındaki öğrencilerin içinde kitap okuyan olsa da yeterli değil. Plaket bile verilmesi gerekir bence okuyanlara. Güzel fikir aslında. İngiltere’de bir ablamız var. Kendisini bu sitenin sayfalarından tanıyacaksınız Hülya Karakuş… Milli Kütüphane, en çok kitap alıp okuyanlar arasına girdiği için geçen yıl kendisi plaketle ödüllendirilmiş.

Batıda, toplumu okumaya teşvik etmek için ödüller verilirken, bizde içeri tıkılması düşündürücüdür. 
Bir dergide okumuştum. Bizde bir yılda basılan kitap sayısı, Japonya’da bir günde basılırmış. Günümüzde kitap okuma oranı oldukça düşüktür. Günde 6 saat televizyon izleyip, üç saat internete giren Türk insanı, kitap okumaya sadece bir dakika ayırıyor. Türkiye’nin nüfusunun dörtte biri okuma yazma bilmezken, düzenli kitap okuyanların oranı ise %0,01. Bu oranlarla ülkenin bu durumda olmasına pek şaşırmamak gerekir. 

Neden gelişemiyoruz, neden üretken değiliz sorusunun yanıtı işte burada yatıyor. Hindistan bile Mars gezegenine insansız uzay aracı gönderirken, biz “türban ilkokula girsin mi”yi gündemde tutuyoruz. Çok gerilerdeyiz çok, her yıl 10 sene geriye gidiyor ülkemiz. İnsanlar bilimle uğraşıyor, atomun yapısını inceliyor. Bizde. En yetkili ağızlar fizik, kimya, matematik derslerinin seçmeli ders olmasını savunuyor birinci ağızdan…

Okumak, daha çok okumak!.. Milyonları okutmak gerekir ki ancak öyle çıkaralım karanlıkları aydınlığa.

Okuyan bir toplum, bilinçli bir toplum, aydınlık bir gelecek, her zaman bir tehdit olarak görüldü bu ülkede.

Otobüslerde, metroda elimizde cep telefonu yerine kitap olmalı. Ancak öyle gelişiriz. En alt seviyeden başlamak gerek. İlkokul çağındayken okumanın ne denli güzel ve iyi bir şey olduğunu öğretmek gerekir çocuklarımıza. Ne güzel demiş Atatürk; "Kitapsız büyüyen çocuk susuz yetişmiş ağaca benzer…" “Ağaç yaşken eğilir”, yoksa benim gibi 22 yaşında başlarsın gerçekleri görmeye.

"Toplum olarak özgür değiliz belki. Herkes bizim özgür bir birey olmadığımızı düşünebilir, ama kitap okuyanlar her zaman hayallerinde özgür olacaklardır."
Kitap okumaya geç başladım, ama kaybettiğim yıllar için o kadar da pişman değilim. Hiç bir şey için geç kalmış sayılmayız. Zararın neresinden dönersen kârdır, denilmiştir ya… Ben de öyle düşünüyorum. İki yıl önceye kadar hiç kitap okumamış olan ben, bugün evimde yüzlerce kitaptan oluşan bir kitaplık oluşturdum. Aradaki mesafeyi kapatmam gerektiğine inanarak, kendimi hızlı bir okumaya verdim.
Çok sevdiğim öğretmenim sayesinde başladı bu bendeki okuma tutkusu. İki yılda hayata bakış açım değişti.

En büyük destekçim, okumaya başlamamda bana her zaman destek olan Ali Kaya öğretmenimin “Kum Tanecikleri” ve “Hal Böyleyken Sarı Saçlım” adlı iki kitabıyla başladım okumaya. Bunlar benim okuduğum ilk kitaplardı hayatımda. Bu benim için bir itiraftır. Öyle tat aldım ki okuduklarımdan. Bugüne değin okumadığıma bin pişmanım. Ama sanıyorum geç kalmamışımdır. 
Yazmaya da onun teşvikiyle heves ettim. “Beş öğrencim var ilgilendiğim. Dördü bir yerlerde yazıyor, içlerinden bir tek sen yazmıyorsun “ deyip duruyordu. Bu kamçıyı sırtımda hissediyordum hep. Bu yazı, benim hayatımda yazdığım ilk yazı. İçimden geçenleri aktarmaya çalıştım. Artık becerebildim mi, onu da bilmiyorum…
TOLGA ÖZEKİNCİ

İlgili Aramalar: Tolga Özekinci, Tolga Özekinci Kitaplar En İyi Dostumuzdur, Tolga Özekinci Adabelen Dergisi, Tolga Özekinci Yazıları

İlginizi Çekebilir

Aşk

Bakabilmektir gözlerine… Tutabilmektir ellerini ellerinde… Görebilmektir yüreğini yüreğinin derininde… Hissetmektir kokusunu… Anlayabilmektir duygularını… Utangançlığı yok …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir