19 Ekim Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / 2015’in Zorlukların Aşıldığı Aydınlık Bir Yıl Olması Dileklerimle

2015’in Zorlukların Aşıldığı Aydınlık Bir Yıl Olması Dileklerimle

Ali Kaya

Şimdi siz neredesiniz, kimlerlesiniz bilmiyorum, ama ben hem çok uzağında hem de yakınındayım biraz umudun, biraz da mutluluğun!
Hava daha soğuk dünden, evvelki günden bugün… Penceremin önünde yıllar sonra yağan karı izliyorum. Tıpkı yurdum insanları gibi biraz yorgun hissediyorum kendimi.
Yeni bir sayfa açıyorum yeni yıla… Karla, yağmurla gelen bu yeni yılın ilk gününe "Merhaba…" diyorum penceremden. Haftalardır görmüyoruz ne güneşi ne de ayı. Sabahın ilk ışıkları kül rengi bulutları yarıp da geçemiyor üstümüze.
Dağlar beyaza  bürünmüş bir gecede. Fırtına öncesi sessizliğiyle çekmiş beyaz yorganını üstüne, kış uykusuna yatmış dünyamız. Pınarlara su topluyor karlı koyaklar. Bulutlar yağmura, kara dönmüş;  yağar ha yağar. Kimine bereket, kimine felaket getirmekte kar…
Penceremin önünde, yağan karı izlerken dalıp gitmişim bir ara… Soğukta titreyen aç kalmış kedileri, köpekleri, kuşları düşündüm, içim sızladı! Sobaya bir kürek daha kömür attım. Yerin yüzlerce metre derinliğinden o bir kürek kömürü çıkarabilme uğruna göçük altında kalan Soma’daki madencileri düşündüm bir an. Elleri yüzleri kara maden işçileri düştü aklıma. Ölümü pahasına çıkartılan o kömürleri oy uğruna torbalarla kapı kapı dağıtanların, bir an olsun bunu akıl etmelerin istedim, canım sıkıldı…
Daha yakına, son üç beş yıla kaydı düşüncelerim. Silivri zindanlarında yaşananlar geldi gözlerimin önüne. Böylesi kış kıyamette, kara karışmış çamuru çiğneyerek mahkeme önlerinde sürünenleri düşündüm… İnsanın insana zulmünün, bu denli çirkinliklerin “ileri demokrasi” adına yaşanıyor ve yapılıyor olması karşısında, söyleyecek söz bulamadım, aklım karıştı!       
Bir hükümet düşünün ki işçisiyle, köylüsüyle, öğrencisi, öğretmeni, askeriyle… Üniversitesi,  profesörü, dekanı, rektörü, yazarı, çizeri, aydınıyla… Kısacası her kesimden herkesle kavgalıyken, sandığa giden yüzde elliyle barışık olmasına, aklım ermedi doğrusu…
Tanzimat’tan bu yana, özellikle aydınlarımızın çektikleri sıkıntıların, görülmemiş bir insanlık dramıyla işkenceye dönüşmesi, yüz yılı aşkın zamandır emperyalizmin ayak oyunlarına nasıl gelinebildiğini düşündükçe yüreğim sızladı, üzüldüm!..
Emperyalizmin; “Açılım” ve “Arap Baharı” safsatasıyla yoksul halkları birbirine düşürmeleri, sonra da leş kargaları gibi üstlerine üşüşmeleri gün gibi ortadayken. Amaçlarının o ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymak olduğunu ve  önümüzde bunun sayısız örnekleri varken, bu oyun nasıl göz ardı edilebilir, bunun şaşkınlığını yaşıyorum. İktidar da kalabilmek uğruna böylesine bir ihanetin içinde olmalarına aklım şaşıyor!
Geçtiğimiz yıl bugünlerde güle oynaya karşıladığı 2014 yılından çok şeyler beklemiştik oysaki… Hiç de bekleneni vermedi, iyi şeyler getirmedi 2014 yılı. Kan gölüne dönüşen Arap ülkelerindeki ölü sayısı, Dünya Savaşlarındakine yaklaştı neredeyse.  Sonu belirsiz bir felaketin içinde debelenip duruyor suçu günahı olmayan zavallı insancıklar! Malı – mülkü nesi varsa geride bırakarak başka ülkelere sığınmak zorunda kaldı zavallı insancıklar “Demokrasi getireceğiz” diyenler bir milyon Iraklıyı, Suriyeliyi katlettiler kendi topraklarında. Babil’in o güzelim Asma Bahçeleri, çıkar savaşları yüzünden birer enkaz yığına döndü ne yazık ki!..
NATO’ymuş, CENTO’ymuş, Birleşmiş Milletlermiş hepsinin faso fiso şeyler olduğunu yıllar sonra – geç de olsa- en azından bunu anladık geç de olsa…
Bir yıl önce büyük bir coşkuyla karşıladığımız 2014 yılından çok büyük beklentilerimiz vardı, çoğu gerçekleşmedi umduklarımızın. Ne hayaller kurmuştuk oysa… İyi niyetlerle umutlandığımız beklentiler, tüm iyi dileklerle söylenmiş o yeni yıl mesajları boşa gitti hep, boşa…
Giden yılı hayal kırıklığıyla uğurlarken, bu yıl da aynı iyi duygularla karşılayacağız 2015’i…Ömrümüzden bir yılı daha alıp gittiğinin ve bir yıl daha yaşlandığımızın elbette farkındayız. Tek avuntumuz,  daha da olgunlaştığımızı falan zannediyor olmamızdır…
12 Eylül sonrası faşizminde bile görülmemiş bir baskı altında günümüzde aydınlarımız. “Kitaplar suç ortağımız” demişti ya Rıfat Ilgaz… Basılmamış kitapların bile suç sayıldığı bir ortamdan geçiyor olmamız, size de acı gelmiyor mu dostlarım?
 Doğayı ve doğal afetleri düşünüyorum pencerenin önünde.  Nasıl bir dünya düzenidir ki… Esti mi deli esiyor, yağdı mı sel götürüyor ortalığı. Salladı mı da fena sallıyor, ölümler getiriyor…
Ovalar, "Toprak doyarsa yağmura / Ben de doyarım yardan...” diyen ozanın sözünü ettiği gibi aynen… Sular altında tüm yurdum gibi Menemen, Dikili, Bergama ovaları… Denizler her zamankinden daha mavi, daha kabarık sular… Martılar üşümüş, karabataklar ıslak ıslak…
Bulutlar saklıyor güneşi, yol vermiyor ısıtmaya. Güneş, arada bir görünerek kırmaya çalışıyor havanın ayazını. Isıtmasa da ışıtıyor evreni. Geceler sessiz, geceler soğuk. Sobalar ısıtmıyor odaları.
Gönlüm, Toroslara akıyor bir an. Oradaki köyüme de kar yağıyordur bu mevsim, bilirim. Buz tutmuş bağ deresinde şimdi topaç çevirmek vardı anasını satayım! Mor sümbüllü, sarıçiğdem çiçekler açmıştır şimdi dağlarında köyümün… Oralarda da kendi yalnızlığını yaşıyordur köyüm insanları, bilirim… Çocuklar üşüyordur; ayakları buz kesmiştir. Altları delik kara lastiklerin içinde çorapları ıslaktır. Paltoları da yoktur sırtlarında köyümdeki çocukların, bilirim!                                               
Taşköprü’den geçip Gök Boyundan Gâvurçalı’ya çıkan avcılar tavşan izi, keklik sesi peşindedirler bu mevsim, bilirim… Meraklılar, ucu solucanlı oltalarıyla alabalık avlıyorlardır yağmur sonrası bulanık Aksu çayında, bilirim…
Çakan şimşeklerin arkasından gelen gök gürlemesiyle, kendi türküsünü söylüyordur yağmur bulutları. Ve ben kendisini bile ısıtmayan sobanın önünde ellerimi ovuşturup yüzümü yıkar gibi sıvazlıyorum arada bir…                                                          
Eşim, sabrın selametini örüyor elindeki şişle. İki ters, iki düz… Önündeki yumaklar ufalıyor örgüsü büyüdükçe…
Kızım dostluğun, barışın atlas kumaşı üzerine, sevginin ve güzelliğin türküsünü işlemekte. Tükenen umutları yeşertiyor al al, pembe kumaşlar üstüne! Beyaz keten üstüne ibrişimle, mavi çiçekler konduruyordur başka evlerin sıcak odalarında komşu kızlar, bilirim.
Oysa geceler soğuk, sobalar odunsuzdur şimdi köyümde. Erikler kristal kar çiçekleri açmıştır kuru dallar üstünde… Dereler buz kesmiştir. Dağları beyaza, ovaları suya doymuştur şimdi köyümün, bilirim…
Gözlerim kamaşır bakamam uzaktaki karlı dağlara. Yanan sobasıyla iki yorgan altında bile ısınamayan anam, acep üşüyor mudur şimdi toprağın altında!..       
Her şeye rağmen, yine de 2015’in, sorunların azaldığı, aydınlık bir geleceğin başlangıcı olması dileklerimle tüm dostların yeni yıllarını kutluyorum!..
                                                                                              31 Aralık 2014 (Yılın son yazısı)

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Ali Kaya Yeni Yıl Yazısı, Yeni Yılınızın Aydınlık Olması Dileğiyle, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir