19 Ekim Perşembe 2017

Efendi Olmak

Erhan Tığlı

Biri bizi çağırdığında “efendim” deriz, garsonlar kılığı kıyafeti düzgün müşterilerini “Buyurun efendim” diye karşılarlar. Biri övülürken “çok efendi adam” denilir. Bir zamanlar “efendim” siz konuşmayan, nazik ve kibar İstanbul efendilerine rastlardık, Artık hepsi de kayıplara karıştı… Anadolu’nun kimi yerlerinde kadınlar kocalarından söz ederlerken “efendim” derler. Bir türküde şöyle deniliyor:
“Zeytinyağlı yiyemem aman/ Basma da fistan giyemem aman/ Senin gibi cahile ben efendim diyemem aman!
Eskiden Babıâli’de kalem efendileri bulunurdu. Bir sözü anlamadığımız zaman “efendim?” diye sorduğumuzda “efendin kalem odasında!” diye dalga geçerler bu olayı anımsatarak ya da “efendiliği kim kaybetti de sen buldun?” diye alay ederler. Politikacı, devleti ve halkı soyan işadamı, mafya ve çete üyeleri ‘zengin olmanın birlikteliğinde’ buluşunca, bütün kutsal değerler sıfırlanıyor; efendimiz para oluyor, Ali Naili Erdem’e göre. Soner Yalçın “Efendi” adlı eserinde şu Balkan atasözüne yer verir: “Kardeşe kardeş gibi davranmayan, bir yabancıya efendi demek zorunda kalır.”
Gelin şimdi de efendi sözcüğü nereden çıkmış, kime efendi denir, ona göz atalım biraz. Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, kitabında şöyle yazıyor: “Kelimenin aslı, eski Yunanca’da ‘authantes’, Rum telaffuzuyla ‘aftendis’ tir. Başlangıçta mutlak hakim demek veya bir kölenin ya da cariyenin sahibi olan kimse demekti. Eskiden ‘efendi’ kelimesi Türkçe ‘çelebi’ kelimesiyle yan yana ve onun yerine kullanılmış, daha sonra, okuma hayatında yükselmiş, ‘ilim ve irfan sahibi olmuşlara’ efendi denmiştir.
Demokrasi, efendiler ve kölelerin olmadığı, kimsenin kimseye efendi ya da köle gibi bakmadığı bir rejimdir. Abraham Lincoln bu konuda, “Ben köle olmak istemediğim gibi, efendi de olmak istemem. Benim demokrasi anlayışım budur. Bunun dışında her şey, ne kadar az değişik olursa olsun, demokrasi değildir” diyor.
William Lionpheles’e göre efendilik için son sınav; “Kendisine hiçbir çıkar sağlamayacak insanlara karşı da saygıda kusur etmemektir.”
Balzac şu öğüdü veriyor: “Bilginin efendisi olmak için, çalışmanın kölesi olmalısın.”
            Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Dışarıdan Gazel” şiirinde acı bir gerçeği bakın ne diyor:
            “Ne olmuş, ne yapmışlar bize?
            Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.
            Böyle giderse biline hep
            Mustafa Kemal’le bile yokuz.
            De yüreğim nice yanarsa yansın,
            Efendilerin yüreği buz.”
            Halet efendi, Moralı Osman Efendi’yi kıskanır, onu makamından azlettirir, rütbesini aldırır, kendisiyle uğraşmaktan zevk alırdı. Ama Osman Efendi, bayramlarda ziyaretine geldiği zaman merdiven başında karşılar, çok saygı gösterirdi. Niye böyle yaptığını soranlara şöyle dedi: “Evet, ben bu adamı sevmem. Rütbesini, mansıbını, malını aldım ama üzerinde öyle bir efendilik var ki, onu alamıyorum işte!”
Asıl efendilik çalışmak, kimseye hakaret etmemek, ağırbaşlı ve nazik olmaktır ama bizde genellikle para babası, iyi giyimli kişiler itibar görürler, bey, beyefendi diye anılırlar…
Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” diyerek efendiliğin çalışmak, üretmek olduğunu vurgulamıştır. Millete hizmet etmeleri gereken kimi makam sahipleri ise efendi değil, vatandaşlara hizmet etmekle yükümlü olduklarını pek kabul edemezler…
Bir de “evet efendim” ciler vardır. Kendilerinden üstün kişilere boyun eğerler de karılarına, aşağı tabakadan kişilere efendilik taslarlar, eziyet ederler…
Ya şu çelişkiye ne demeli: Hırçın kişilere, efendi ol, efendilik sende kalsın, onunla bununla dalaşma, diye öğüt veririz de, hizmetlileri çağırırken alay eder gibi ve küçümsercesine, “Hasan Efendi”, “Ali Efendi” diye sesleniriz, onları beyliğe layık görmeyiz.
Bernard  Shaw, “köleliklerin en kötüsü efendiliktir” diyor. Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir. Sevgililer kalbimizin efendisi olarak nitelendirilir. Bir Türk filminin adı “Kalbimin Efendisi” adını taşıyor. Şimdi de “Yüzüklerin Efendisi” var…
Divan edebiyatında sevgililer efendi, sultan, âşıklar ise kul köledirler. Nedim bakın ne diyor bu konuda: “Dövülmeye sövülmeye kovulmaya billah/ Hep kailim amma ki efendim senin olsam”… Bir başka şiirinde ise sevgilisine, “Gözüm canım efendim devletli sultanım” diye sesleniyor. Osmanlılarda efendilik bir özelliktir: Ahmet Mithat Efendi, Dede Efendi gibi. Efendi kişilere “çelebi” de denir: Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi… Ahmet Mithat Efendi, “Felatun Beyle Rakım Efendi” adlı romanında efendiyle beyi karşılaştırır, efendiden yana tavır koyar. Felatun Bey, Batı hayranı, züppe bir kişidir, hiçbir işte başarılı olamaz, alay edilir. Rakım Efendi ise hesabını kitabını bilen, batıyı körü körüne taklit etmeyen, aklı başında bir kişidir, her zaman ve her yerde başarılı olur, sevilir sayılır…
Atatürk, nutuklarında milletvekillerine “efendiler” diye seslenmiş ve insanlık özelliklerini yitirmemiş kişilerin başlarına isteyerek yabancı bir efendi getirmek istemelerinin olanaksız olduğunu belirtmiştir. Günümüzde Amerika dünyanın efendisi gibi davranıyor ve çoğu insanlar(!) buna hiç ses çıkarmadıkları gibi kayıtsız şartsız itaat ediyorlar efendilerine.
Bencillikten, çıkarcılıktan ne kadar uzaklaşırsa kişi; efendiliğe, beyliğe o kadar yakınlaşır, sevilir sayılır ve de insan olmanın mutluluğuna ulaşır.


İlgili Aramalar: Erhan Tığlı, Efendi Olmak, Tığlı Yazarlarımız, Erhan Tığlı Edebiyat Yuvası, Erhan Tığlı yazıları, Erhan Tığlı yazılarını oku, Erhan Tığlı oku, Erhan Tığlı kitapları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir