29 Mayıs Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / 12 Eylül Sorgusu

12 Eylül Sorgusu

Yıl 1980… Puslu bir sonbaharın 12 Eylül sabahı, televizyonların henüz renklenmediği o günlerin bir şafak sökümünde, siyah-beyaz ekranların arkasında omuzu kalabalık bir adam beliriverir ansızın.   
Her şeyi “Türkiye ve demokrasi” adına yaptığını söylerken; iri siyah benli "bayramlık" biri de serhat türküleri söylemektedir o davudi sesiyle…
Sivil yönetim ve demokrasi kesintiye uğramıştır. Böyle bir darbeye sevinenlerin sayısı, kaygı duyanlardan çok daha fazladır. En çok da Okyanusun öte yakasından gelmektedir sevinç çığlıkları… “Bizim çocuklar başarmışlar” diyerek darbeye alkış tutmaktadırlar.        
Oysa dünyanın her yerinde, değil darbe yapmak, girişimde bulunmak bile büyük bir suç sayılmaktadır.
"En kötü sivil yönetimlerin bile, en iyi askeri yönetimden çok daha iyi olduğu" öğretilmişti bize. Sözün doğruluğunu ilerleyen günlerde çok daha iyi kavradık. Kaygı duyanlar, haklı çıktılar.
Bir şey daha öğretilmişti: "İhtilallerin, o ülkeyi 10 yıl geriye attığı…" Kaç 10 yıl!.. 31 yıl geçti aradan… Ne tahribat giderilebildi, ne de yaralar sarılabildi. Vekilleri ve asilleriyle 74 milyon insanın bunca yıl sonra bile bugün, hâlâ benimseyemediği ve bir türlü içine sindiremediği "DARBECİLERİN ANAYASASI" nı değiştirmek bile mümkün olmadı ne yazık ki…
Daha da kötüsü; içinde yaşadığımız şu koşullarda ve böylesi bir ortamda, darbecilerin anayasasına bile razı olup, boyun eğmemiz, hatta onu savunmak zorunda kalmamız, maalesef acı bir gerçektir.
Hâlâ anlamakta zorlandığım, aklımın da bir türlü ermediği şu suçlamaları vardı bu darbecilerin:
"Anayasayı ilgaya, mülgaya, zorla değiştirmeye tam teşebbüs…" suçlamalarıyla, insanları ölümlere kadar götürenlerin, aynı suçu silah zoruyla kendilerinin işlemiş olması gönül rızasıyla mı olmuştu acaba.. Bu ne yaman bir çelişkiydi ve ne acı bir traji komik olaydı böyle… Yürürlükteki 61 Anayasasını yok sayarak bir gecede rafa kaldırıverenler kendileri değiller miydi?
Darbe başarısız olsaydı beşi bir yerdenin tamamı vatan hainliğiyle ipe giderdii. Başardılar(!) kahraman(!) oldular. 
Gelmiş geçmiş en ilerici, açılımlı anayasaya "MÜLGA" diyerek onu yok sayanlar; darbeden ancak iki yıl sonra dayatılan, 5 kişinin hazırlattığı o askeri anayasayı bu topluma benimsetmek, zorla değil de gönül rızasıyla mı olmuştu acaba?..
Bunu yaparken, silahlarını bırakıp da kalemlerini mi almışlardı ellerine? Öyle ya… Darbe, yasaları ve kurallarıyla birlikte gelirdi(!)
Yine aklımın ermediği, ya da almadığı bir konu daha var… Şu son günlerin modası Ergenekon soruşturmasında, “Senin aklından darbe yapmak geçmiş, gel bakalım hesabını ver” diyerek, gece yarısı baskınlarıyla evlerden aydınları toplayan C. Savcısına sormak gerekir: “Darbeci mi arıyorsun? Orda bak, Armutalan’da taklit resimler yapıyor, sergiler açıyor. Git, önce onun yakasına yapış!..
“Senin aklından darbe geçmiş” diye suçladığın yazarları, aydınları, eski rektörleri, parti başkanlarını değil… Bu yurtta önemli görevler üslenmiş emekli generalleri de değil… Asıl darbeyi yapanlar var ortada. Gücün yetiyorsa eğer; git önce, onların yakasına yapış. Darbe yapmanın nasıl bir suç olduğunun hesabını, o beşibiryerdeye sor sorabiliyorsan. Soramazsın, çünkü var olma nedenin onlardır senin.  
Onlardan biri, darbeden sonra dünyanın en zengin beş generalinden biri oluvermişti durduk yerde. Nasıl olmuş, onun da hesabını sor hazır yakalamışken.               
Her şeyi Türkiye ve demokrasi adına(!) yaptıklarını söyleyen o darbecilerin, işte bize bıraktıkları sorunlar yumağı bir Türkiye…
Darbeden on yıl sonra; hacıları, hocaları, bacıları ve kocalarıyla, başlayan… Çeteleri, yasa tanımaz bakanları, başbakanları ve Müslüman’ın Müslüman’ı soyduğu “Deniz Feneri” vurgunlarıyla günümüze kadar uzayıp gelen, açılımsız bir Türkiye…
Talan edilerek yağmalanan, KİMSELERİN HESAP SORMADIĞI VE HESAP VERMEDİĞİ BİR TÜRKİYE’DE, BOCALAYIP DURUYORUZ YILLARDIR!..
İşte topluma yansıyabildiği kadarıyla 12 EYLÜLÜN RAKAMLARLA UTANÇ BELGESELİ:      
       650 Bin gözaltı.
       517 kişiye idam (gerçekleştirilen idam sayısı 49)
       71 bin kişi 141- 142 kurbanı
       30 bin sakıncalı piyade.
       14 bin Vatansız insan!..
       Kuşkulu 300 ölüm!..      
Cezaevlerindeki yaşamı ve olumsuzlukları protesto ederek ölenlerin sayısı 14 (Geçtiğimiz yıllardan günümüze değin, hâlâ sürüp gelen F tipi cezaevlerini protesto amacıyla ölenler, bu rakamın dışındadır.)
Ve en acısı sakıncalı görüldüğü için yakılan 40 bin ton kitap, dergi, gazete!.. Bir daha basımı yapılamayacak çok değerli belgeseller, kaynaklar… 
Bunlar, resmi rakamlar… Ya bir de kimseciklere göstermeden günlerce sobalarda yaktığımız, toprağa gömerek çürümeye terk ettiğimiz kitaplar, dergiler, belgesel niteliğinde eşi benzeri bulunmaz kaynaklar, kasetler vs.. Onlar da elbette bu sayının dışındalar!.. 

Daha yaralar sarılmadı, hesaplar sorulmadı!.. Toplum 12 Eylül’ün acıları ve sancılarıyla yaşıyor hâlâ! Toplumun üzerine serptikleri ölü toprağı da kalkmadı henüz ve hiç bir zaman kalkacağa da benzemiyor… 

12 Eylül’ün en büyük kötülüğü; korkutulup sindirilmiş, okumaktan, araştırmaktan, soru sormaktan korkan, ürkek ve korkak bir toplum yaratmış olmasıdır.
aydınlarımızla, toplumumuzun büyük bir kesimi,  o  günlerin yılgınlığı içindedirler hâlâ. Giderek bir korku imparatorluğuna dönüşen ülkemizde at izi, it izine karıştı iyice… Kimsenin ne devletine, ne ordusuna ne de yargısına, en ufak bir güveni falan da kalmadı üstelik…
Bugünlere birdenbire gelmedi bu toplum!.. Akşam laik düşüncelerle yatanlar, sabahleyin şeriatçı olarak da uyanmadılar yataklarından. O günlerde ekilen kötü tohumlar, bugün içinde debelenip durduğumuz açmazlara getirdi hem bizi, hem ülkemizi. 
Bütün bunların hesabı mutlaka bir gün sorulmalıdır. Mutlaka, ama mutlaka!.. 12 Eylül’ün hesabı sorulmadan, demokrasi falan olmaz bu ülkede. Olursa şayet, bu eşyanın tabiatına aykırıdır. O nedenle kimse boşuna uğraşmasın. Geçmişteki hataların hesabı görülmeden, geleceğe güvenle bakılamaz…
Suçsuz olduklarına adım gibi inandığım, şu yaka paça içeri tıktığınız aydınlar var ya!.. Hani yetiştirmekte ne zorluklar çektiğimiz, ama değerini kavrayacak bilince bir türlü eremediğimiz o altın değerindeki seçkinler ordusu!.. Neye tutuklandıklarını bile bilmeyen yurdum insanları… İçeride ölmelerini beklediğiniz!..
Kavgalı geçmişinizin ve kaygılı geleceğimizin hesabını onlardan değil; Marmaris’teki o zat-ı muhteremden sorulmalıdır netekim… Sonra da kendinizden sorun hele bir… Arkasına gizlendiğiniz o dokunulmazlık zırhınızdan sıyrılın hele bir de seyredin siz gümbürtüyü. Ne çakaralmaz deniz fenerleri, ne isli kandiller ve ancak kendi çevresine ışık veren o gece lâmbanızın altından neler çıkacak hep birlikte görelim hele bir.
Bu bozuk düzeniniz, elbette sürüp gitmez böyle… “Keser döner sap döner…” hesabıyla bir gün birileri çıkar ve tüm yaptığınız yamuk işlerin hesabını soran biri olur be kardeşim, bir gün mutlaka olur!..
Şimdi o, Marmaris’te ressamcılık oynuyor. Başkalarından kopyaladığı resimlerle sergiler açıyor. Sanat, sayesinde zenaata dönüştü.

Ali Kaya

Oysa o günlerden günümüze, ne işkence görenlerin, ne de işkenceden ölenlerin; ne suçsuz yere içerde yatanların ve ne de yakılan bunca kitapların resimleri yapılabildi!
Baskının, zulmün, işkencenin ve onca yıllık birikimin, nasıl heder olup gittiğinin hesabı da sorulmadı henüz!.. Kapatılan partilerin, önü kesilen demokrasinin, İNSANCA YAŞAMANIN DA ÖYLE… Her gün bir türlü dillerinden düşürmedikleri ve bir kalkan olarak kullanmayı bugün de sürdürdükleri ATATÜRK’ÜN ve O’nun kalıtları “Dil ve Tarih Kurumları”nın resimleri de yapılamadı henüz!..
NETEKİM; biri ressamcılık oynuyor da öbür dördü kaybolup gitti ortalardan… Oysa gerdana dizili beşibiryerde gibi, birbirlerine ne de güzel yakışıyorlardı o siyah beyaz ekranlarda.
Basından, birinin ölüm haberini duyduk sonraları. Türk halkının ve aydınlarının onunla hesaplaşması öbür dünyaya kaldı! Diğerleri de hangi koylarda, hangi villalarda saklanıyorlardır kim bilir! Sıkı korumalar altında, 12 Eylül’ün romanını yazıyorlardır belki de… Ya da gelecek kuşaklara "ibret olsun" diye hazırlanacak olan "12 Eylül Belgeseli" nin senaryosunu belki de kim bilir…
Aradan 31 yıl geçmiş. O günlerde doğanlar, ömürlerinin yarısını yaşadılar nerdeyse! İşler düzelecek diye yapılmıştı her şey. Yarım yüz yıl geriye düşmenin dışında, bugün de değişen bir şey yok. Yalnız, işini daha iyi bilen memurlar türedi durduk yerde!
Nicelerini gördük geçirdik bugüne dek. Son haftalarda hele bir bürokrat çıktı ki ortaya… O, daha da kan kırmızı çıktı öbürlerinden. Ne suçunu kabullenip istifa ediyor, ne de yüzü kızarıyor! 
“Aşağı tükürdün sakal, yukarı tükürdün bıyık” deyip ekranları karartan, önüne gelene ceza kesen bu adama şimdi kimler, nasıl bir ceza kesecekler, bilemiyorum.
Dini, politikalarına alet ederek, yardım adı altında yalanlar uydurdular. Vurgunlar vurup, ceplerini doldurdular. Çocuk yaştaki oğullarına boylarından büyük işyerleri kurdular. Oynasınlar diye, gemicikler bile aldılar onlara… Cumhuriyetin tüm kazanımlarını, yandaşlarına peşkeş çekerek talan ettiler o güzelim yurdumuzu!.. Tüm bunlar, 12 Eylül darbesinin sorumsuz ortamında gelişip palazlandı hep.
Bir de çeteler, daha bir azgınlaştı. Eskiden dağda arardık eşkıyayı, 80’den sonra şehre indi eli kanlı katiller! Devletin içine kadar sızarak, tüm kurum ve kuruluşlarıyla yönetimi ele geçirdiler. Aydınlara, bilime ve bilim adamlarına kıydılar, zindanlarda çürüttüler. Kim vurduya giden aydınların hiç birisinin gerçek katilleri bulunmadı. Yokluğun ve yoksulluğun pençesi altında ezildi çilekeş halkımız 
Yalnız, ölümün adı fail-i meçhul; yokluğun adı da liberalizm oldu.
Elbette söylenecek daha çoook sözümüz olacaktır ileride… 
"DERLENİP DÜRÜLMESİN BAYRAKLAR / GÜN HESAP GÜNÜDÜR!..” demişti ya Nâzım, 60’lı yıllarda…
O günü sabırsızlıkla ve umutla, ulusça hep birlikte bekliyoruz!
BİR GÜN,  BELKİ DE… KİM BİLİR…

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Ali Kaya Dün Gece Bir Düş Gördüm, Dün Gece Bir Düş Gördüm, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir