17 Ocak Salı 2017
Ana Sayfa / Misafir Kalemler / Taki Akkuş / Toplumsal Barış

Toplumsal Barış

Misafir Yazar
Kurmak ve yaşatmak istediğimiz, özlemini duyduğumuz barış, iktisadi, sosyal ve
siyasal barıştır. Barış bireyler, kümeler ve toplumla devlet arasında, hak,
adalet, hukuksal eşitlik ve ekonomik güvence temelinde oluşur.
Böyle bir barış için, öncelikle kendimizle, tarihimizle, coğrafyamızla barışık
olmamızı ve barışmamızı şart koşar. Bunun için, bireyler, kümeler ve sınıflar
olarak, önce kendimizi tüm çıplaklığıyla aynada görmemiz ve bir sorgulama
sürecini başlatmamız gerekli diyorum.
Geleceğini barış içinde yaşayacak Türkiye’nin yaratılması ise bu sorgulama
süreciyle başlayacaktır. Biz ülkemizi ve bölgemizi, dünya uluslar ailesinin
barış ve istikrar adası olmasını istiyoruz. Bu bizim hayalimiz olmalı; sevdamız
olmalı.
Bu bağlamdaki sorunları da çözümleri de biliyoruz. Hayallerimizi, gerçeklerle
bağdaştırmasını da biliyoruz. Bizim bir yurttaş olarak yola çıkmamızın nedeni,
işte bu hayal, bu umut ve bu heyecanladır. 
Türkiye’yi yeniden yapılandırma derken; ulusal ve uluslararası düzeylerde,
kendimizi ve üzerinde bulunduğumuz yeri yeniden tanımlama demektir. Yeniden
tanımlamada barış ve insan haklarını merkezimize almalıyız. İnsan haklarını ve
demokrasiyi bölgemizde de egemen kılmak istiyorsak; ülkemizin bölgeye ve
Dünyaya karşı, yeni tarihi projeleri ve misyonları olduğuna inanmalıyız. Çünkü
biz ülkemizdeki barışın bölge barışına, bölgemizdeki barışın Dünya barışına
temel teşkil edeceğini ve barışı sürekli kılacağının bilincindeyiz. Bu
hedeflerin ve görevlerin başarılması için, Türkiye’nin öncelikle batı karşısındaki
ezikliğinden kurtulması gerekiyor. Biz,  küçümsenen unutturulmaya
çalışılan, ciddiye alınmayan tarihi-kültürel mirasımız üzerinde yükseliyor ve
yeni bir Türkiye inşa etmek sevdalısıyız.
Giderek küçülen dünya, barışı zorunlu kılıyor. Ama bunun için barışı, bir hayal
olmaktan çıkarmak, yaşayan bir gerçeklik yapmak için uğraş vermek gerekiyor.
Mustafa Kemal Atatürk yıllar önce “Yurtta Barış, Cihanda Barış” demişti. Biz de
buna ilaveten Bölgemizde de barış demeliyiz.
Demokratikleşmek ve barış içinde yaşamak için, devlet ve toplum, artık
birbirlerini suçlamaktan vazgeçmeleri; öncelikle hatayı kendilerinde arayan bir
sorgulama sürecini başlatmaları şarttır. Dile getirdiğimiz barış, tarafların
demokratik değerler temelinde, kendi muhasebelerini yaptıkları bir projenin
adıdır. 
Devletin halk ile olan ilişkisi, tarihsel geleneğimizin de bir sonucu olarak,
bugün yaşadığımız çoğu sorunların kaynağıdır. İzlerini bugün bile gördüğümüz bu
gelenek, otoriter, keyfi, kural tanımazdır. Kuralı aba altında sopa göstermek
amacıyla kullanır. Vatandaşını, tebaa sayar ve canı üzerinde mutlak bir hakka
sahip olduğuna inanır. Korkutma ve sindirmeyi kendisinin varlık nedeni olarak
görür. Halkın haklarını değil, yükümlülüklerini öne çıkarır. Halka hizmeti bir
görev değil, bir lütuf kabul eden bu yasakçı ve otoriter devlet anlayışı, bugün
de egemenliğini sürdürmektedir. 
 
“Sınıfsız ve imtiyazsız” bir toplum yaratmak iddiasıyla, sosyal sınıfları, laik
bir devlet yaratmak iddiasıyla din ve kültür farklılıkları; tek bir etnik kökenden
geldiğimiz iddiasıyla farklı soy kümeleri yok sayıldı. Toplumda tabular ve
yasak alanlar ilan edildi. Bunlara aykırı davrananlar cezai yaptırıma uğradı.
Sonunda devlet, Türklüğü ve Sünniliği vatandaş olmakla eş sayan bir anlayışın
üzerine oturdu. Tüm laik iddialarına rağmen, Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle,
Sünni-Hanefi mezhebi resmi olarak örgütlendi. Okullara zorunlu din dersleri
sokuldu. Bütün bunlara karşın, türdeş bir toplum ve tek tip birey yaratma
arzusu tutmadı. Ülkenin siyasal birliği, farklılıkları yok sayarak, tek bir
etnik-kültürel kimliği dayatarak sağlamak çabası başarılı olamadı.
Bugün devletin, toplumu bir arada tutacak bir üst kimlik sağlama yeteneği
azalmış; devlet ve toplum sürekli bir kimlik bunalımıyla boğuşur hale
gelmiştir. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-anti laik ekseninde oluşan kimlik
bunalımı, toplumsal bağları zayıflatmış, çözülme eğilimlerini açığa
çıkartmıştır. Sonuçta, devlet ile din, etnik ve kültür kümeleri arasında
onarılması giderek zorlaşan bir güven bunalımı ortaya çıkarmıştır.
Burada bize düşen görev; bu güven bunalımını aşmayı, toplumu devletle, dinsel,
etnik ve kültür kümelerini birbirleriyle, hukuksal eşitlik, demokrasi ve barış
temelinde buluşturmayı, Türkiye’yi güven, istikrar ve huzur içinde yaşanır bir
ülke yapmayı amaçlamalıyız.
Yan yana değil, birlikte yaşamayı olanaklı kılacak demokratik bir yapılanmayı
hedeflemeliyiz. Bizim bu konudaki bakış açımız “farklılıkların bir arada
yaşatılması ve birlikte yaşamanın yönetilmesidir.”
Şiddet, karşı şiddeti doğurur, ortam bulanıklaşıyor, sis perdesine, devletin
insan hakları ihlallerine dayandıran terör örgütleri de, insan haklarını ve
barışı tahrip ediyorlar. Özgürlük ve demokrasiyi savunmak adına ortaya
çıkanlar, demokratik değerleri ve özgürlükleri yok ediyorlar. Böylece şiddet
toplumda yaşam biçimine dönüşüyor. Tüm insani değerlerimiz yok oluyor. Korku,
ahtapot kolları gibi toplumu sarıyor. İnsanlar, ürkeklik, yılgınlık ve
bezginliğin sonucu korkuya teslim oluyorlar. 
Bu aradaki çatışmalar kendi tacirlerini yaratıyor. Ortalık silah ve uyuşturucu
kaçakçıları ile doluyor. Terör, tüm tarafların faydalandığı ve beslendiği bir
sektörün adı oluyor. Ülkemizin zayıflamasından fayda uman devletler ortalıkta
cirit atıyor. Tümünün kazançları, gençlerimizin öldürülmüş bedenlerinin
üstünde, analarımızın gözyaşları ile ıslanıyor.
Bizler barış istiyoruz. Barış, ancak çatışan odak ve örgütlerin dışında
gelişirse yaşam bulur. Savaşanların, siyasi manevralarının oyuncağı olmazsa
yeşerir. Barış, şiddeti merkezine alanların cenderesinde, kurt kapanlarında
değil; ancak onların dışında, bağımsız bir barış hareketi tarafından, toplumun
özlemi olarak dile getirilirse gerçekleşir.
Durum gün gibi meydanda. Ya yaşanan sorunların batağında kaybolacağız; ya da
sorunlarını çözmüş bir ülke olarak, dünya uluslar ailesinin saygın bir üyesi
olacağız.
Bir yurttaş olarak: Gelin, kavgalara bir son verelim. Gelin, bireyleri,
kümeleri, kesimleri birbirleriyle, toplumu devletle, devleti toplumla
barıştıralım. Gelin hep birlikte elele tutuşarak ekonomik, sosyal ve siyasal
sorunlarını çözmüş bir Türkiye için birlik olalım. Hep birlikte el ele
Türkiyelilik bilincini yaratalım. Böylece Türkiye’mizi ve bölgemizi barış ve
istikrar adası yapalım.
İlgili Aramalar: Taki Akkuş, Taki Akkuş Toplumsal Barış, Taki Akkuş Yazarlarımız, Taki Akkuş Edebiyat Yuvası,Taki Akkuş yazıları, Taki Akkuş yazılarını oku, Taki Akkuş oku, Taki Akkuş kitapları

İlginizi Çekebilir

Çanakkale Şehitlerine Şiiri Mehmet Akif Ersoy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir