23 Temmuz Pazar 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Ölümünün 19. Yılındı Aziz Nesin

Ölümünün 19. Yılındı Aziz Nesin

“AZİZ BİR YÜREK SUSTU” VE
“AZİZ NESİN’İN KALBİ EGE’DE
KALDI”

7
Temmuz 95 tarihli Cumhuriyet’in Aziz Nesin için attığı manşetten iki başlıktı
bunlar… Diğer gazeteler de birinci sayfadan sürmanşet olarak vermişlerdi bu
haberi.
Ölümünün ardından yayımlanan mesajlarda;
Tür­kiye’nin kalemi, devrimciliği ve aydınlanma savaşımı ile yeri doldurulamaz
bir aydının yitirildiği vurgulandı günlerce… Nâzım, “Şiirlerim otuz kırk dile çevrildi / Türkiye’mde Türkçe’mle yasak”
demişti…
Nesin, öylesine yakınmamıştı. Okul
kitaplarında yazılarına yer verilmese de ders dışında en çok okunan yazar
olduğunu biliyordu. Yapıtları okullara sokulmasa da kitapseverlerin yastık
altında çoktan almıştı yerini.
Japonya’dan Kanada’ya, Şili’den Çin’e,
Sibirya’ya yetmiş iki dilde okunuyor; dünyanın her yerinden övgüler, ödüller
alıyordu. Tiyatronun beşiği Atina’da oyuncular, Aziz Nesin’in “To­ros
Canavarı” adlı tiyatro oyunuyla açıyordu perdelerini.
Üzerine serpilmiş ölü toprağını bir türlü
atamayan toplumumuzun umursamazlığından, vurdumduymazlı­ğından yakınmıştı
yazılarında.
Ancak yüzde kırkı aptal olmayan topluma
karşı büyük bir öfke duyuyordu. Toplumun bu halinden yararla­nan yönetime de
halkı aptal yerine koyduğu için kız­gındı. “Kabahat senin demeye dilim
varmıyor ama / Kabahatin büyüğü senin canım
kardeşim!” diyen
Nâzım Hikmet’le bir kez daha aynı ortak noktada kesişiyorlardı. Yönetime
kızgın, halkına da kırgındı. 37 aydının yanışları bile onları, içinde bulunduk­ları
karanlıktan aydınlığa çıkarmaya yetmemişti ne yazık ki!
Madı­mak yangınının yalazıyla yananların
sorumluluğu bile kendisine yüklenmişti. Hakaretlere, suçlamalara, mah­kemelere
tek başına karşı koymaya çalışıyordu. Tam kendisini savun­maya hazırlanıyordu
ki hasta yüreği daha fazla daya­namayıp âniden susuverdi! Ölümü arkasından
söylenen yukarıdaki bu iki söz, belleğimden hiç silinmedi. “Aziz bir
yürek susmuştu” ve “Aziz Nesin’in Kalbi Ege’de kalmıştı!..”
                                 
Sen Nesin Aziz Nesin?
Sen Küçücük Bir Devsin!
Aziz Nesin’in siyasal iktidarla olan
çatışması en­gellenemez boyutlara ulaşmıştı. Toplum üzerine, insan­lara,
devlete ve siyasal iktidarlara yönelik eleştirilerin doruğunda, aykırı bir
yazar olarak yaşadı hep. İnsanları sarsıp silkeleyen yazıları ve görüşleriyle
böylesi aydınla­rın kıtlığını çektiğimiz dünyamızda, Aziz Nesin Türki­ye’nin
bir şansıydı. Ne yazık ki, gereği gibi değerlendi­rilemedi!
Günümüzde büyük bir soruna dönüşen ve önle­nemez
yükselişiyle devlet yönetimini de ele geçirmeğe çalışan kökten dincilik,
bağnazlık, şeriatçılık konula­rında; Cumhuriyet’in temel ilkelerini savunarak
bay­raklaştı ve bir simgeye dönüştü Aziz Nesin. Yaşamı bo­yunca hep inandığı
gibi yaşadı.
Çoğumuzun, içinden geçirip de söyleyemediği
şeyleri; söyleyerek, yazarak, daha da önemlisi yaşaya­rak dışa vurdu hep. Hem
de kimseden korkmadan ve çekinmeden.
Mahkeme kapılarında geçti ömrü. Mahpus
damla­rında yattı beş yıl. En güzel yıllarını geçirdiği o dört duvar arasında
verdi en güzel yapıtlarını. Yargıç önünde ifade başlangıcı olarak kaç kez
yinelendi şu sözleri:
ADI: Mehmet Nusret.
SOYADI: Nesin. BABA ADI: Abdülaziz…
Doğum tarihi: 20Aralık1915…
MESLEĞİ: Yazar…
Yobazlar, Sivas’ta 37 insanı diri diri
yakarken, Aziz Nesin alevlerden rastlantıyla kurtuldu ve yine gözünü kırpmadan
yürüdü yolunda. Ölene dek de düşündükle­rini söylemekten hiç vaz geçmedi.
“Hak (doğru) bildiğin bir yolda yalnız
gideceksin” demişti ya Tevfik Fikret… İşte doğruluğuna inandığı öyle bir
yolun yolcusuydu Aziz Nesin. Bir başına ve ya­payalnız… Sivas toplu kıyımının
hesabı da ondan soru­luyordu. Yargıçlar bile kendisini suçlamışlardı. DGM
tarafından “baştahrikçi” olarak Sivas Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunulmuştu.
Oysa Aziz Nesin Sivas’a gitmese de olaylar,
önce­den planlandığı şekliyle olacaktı zaten… Tek başına he­sap vermeye
hazırlanıyordu, ömrü yetmedi!
Ülkemizde olup biten tüm bu olumsuzlukları
gö­rüp yaşadıkça kahroluyordu Aziz Nesin! Ne acıdır ki suçsuzluğuna ancak
ölümünden sonra karar verilebildi. Sanki önce kahredip öldürmek, sonra da
arkasından “aklanması” planlanmıştı gibi geliyor insanın aklına.
Ölümünden daha bir hafta önce; “kara
tehlike geli­yor” demişti. İlk krizde doktorların; “sinirlenme,
sorun yapma”
öğütlerine, “nasıl sinirlenmeyeceksiniz? Bütün
bunlar olup bitiyor, Türkiye susuyor, ben susamıyo­rum.”
Şeklinde
tepki göstermişti.
80 yıllık bir yaşam noktalandı. Hem de
görevi ba­şında… Daha birkaç saat önce okurlarına kitap imzalı­yordu.
Okutmak, toplumu bilinçlendirmek en kutsal bir görev değildir de nedir?
İnansaydı, “şehitlik mertebesine
ulaştı.” diyecektik.  Ama o yine de
bizim için bir “kültür şehididir.”
                                                                 
                                    
Aziz Nesin Yok
Artık
               
Gözünüzaydın
Zübükler!..
110 kitap, 2 binden çok kısa öykü,
sayılamayacak kadar gazete-dergi yazıları, 72 dile çevrilmiş yapıtlarıyla, tam
bir kültür elçisi! Batı’da olsaydı, daha sağlığında anıtları dikilir;
parklara, salonlara, okullara adı verilir ve en büyük madalyalarla
ödüllendirilirdi.
Peki, ünü sınırlarımızı aşmış, dünyanın öte
ucunda bile okunan böylesi birine bizim düzenimiz ne verdi? Baskı, zulüm,
yasak, kelepçe, tutuklamalar, mahpus damları, geçim sıkıntısı, acılar,
mutsuzluklar
!..
Bütün bunların hepsi onun büyüklüğünün ve
kalı­cılığının yanında birer fiske kadar cılız kalır. Bunu, ara­dan yıllar
geçince daha iyi anlıyoruz. Hiçbir kovuş­turma, soruşturma, hiçbir iftira Aziz
Nesin’e, inandığı “Aydın olma görevini yerine getirme sorumluluğunu
engelleyemedi! 
O, bütün yaşamı boyunca “topluma
borçlu olduğu inancındaydı.”
İşte yoktan var ettiği Nesin Vakfı’nı bu­nun
için kurdu. Bugün o vakıfta üç sınıfı dolduracak kadar yüze yakın çocuk
barınıyor. Aziz Dedelerinin, Aziz Babalarının kendilerine sağladığı olanaklarla
eği­timlerini en iyi şekilde sürdürüyorlar.
İşte, Aziz Nesin’in topluma borç ödeme
anlayışının somut göstergesi… Bugün kaç zengin, “aydınım” diyen kaç kişi,
hangi milliyetçi, hangi vatansever onun yap­tığını yapabildi ki?..
Aziz Nesin,
“çocukları” için kurduğu kendi cenne­tinin bilinmeyen bir köşesinde gizemler içinde yatıyor. Ama
asıl yattığı yer sevenlerinin yüreğidir. Kitaplarının sayfaları, satırlarıdır.
Bir Nâzım, bir Nesin… Büyüklükleriyle her
dile, her çağa, her ulusa en büyük onuru verebilen, ülkemizin yetiştidiği,
ünleri sınırların da ötesine taşmış iki yete­nekti bunlar!
Bu onur, dünya halkları arasında Türkçenin
de onurudur!
“Zübük” romanı, çağdaş
edebiyatımızın en başa­rılı yapıtlarındandır. Yazılmasının üzerinden yarım
yüzyılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına karşın, oradaki “zü­bük”
tiplemesi bugünkü politika arenasında nereye koysan “köşetaşı” gibi
oturur yerli yerine…
110
kitapla 80 yıl haykırdığı düşüncelerinden ür­ken “zübükler!..”

Dobra
dobra söz tufanından kurtuldunuz artık… Bundan böyle gerçekleri suratınıza
çarpan biri olma­yacak, gözünüz aydın!

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Ölümünün 19. Yılındı Aziz Nesin, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir