25 Mayıs Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Şiiri Sever misiniz?

Şiiri Sever misiniz?

“GÜZELLİĞİN NEFES ALIŞIDIR ŞİİR”      

Şiir için, “öykünün kız kardeşidir” diyenler var. “Güzelliğin nefes alışıdır şiir…" diye de tanımlanıyor. Bakmayın siz kırmızı kurdeleyi takan her çocuğun şiir yazmaya kalkışmasına. Eli kalem tutan her insan, nedense şiirle başlar yazmaya. Bugün şiir okuyandan çok, şiir yazanın olması bundandır belki de kim bilir…  
Oysa edebi türlerin içinde en zor olanı şiir yazmaktır. Bir kaç damla yağ çıkarabilmek için, bir kazan gül çiçeğini kaynatmak gibi bir şeydir şiir yazmak. Az sözle çok şey anlatabilmek kolay değil öyle… Belli bir birikim ve sağlam bir alt yapı gerektirir.    
Şu gök kubbenin altında, daha yan yana gelmemiş öyle sözcükler vardır ki… Onları bir araya getirebilme becerisidir bu yazın işi. Edebiyat, işte o nedenle bir sanattır. Sözcüklerin seçiminde ustalık ister, bir kuyumcu titizliğiyle ince işçilik ister. Onun için zor iştir. Öyle hafife alınacak, ya da basite indirgenecek bir şey değildir şiir yazmak.
Bakın Tevfik Fikret, sözcükleri nasıl oturtmuş şu dizede yerli yerine
Kıran da olsa kırıl sen / Fakat bükülme sakın…”
Ozan Hasan Hüseyin, çok şey anlattığı şu bir satırlık; dizesindeki sözcükleri, kaç günde oturttu yerli yerine kim bilir!..
"Tartılır mı buğdaydaki insan emeği!"
Ya, Ataol Behramoğlu, kızına seslendiği "SEVGİNİN ÖNÜNDE" şiirinde sözcükleri yan yana getirirken sanırım az uğraşmamıştır. Dostluğu, sevgiyi ve umudu şiirden başka hangi yolla böyle özlü anlatabilir insan?
 "Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil…
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım…” 

Dostları özlemle kucaklamayı unutma /
Çocuk sevmeyi, çiçek koklamayı unutma /
En zorlu anındayken bile kavganın /
Gökyüzüne bakmayı unutma!.." (1972-A Behramoğlu)

Bakmayın siz bazılarının; “Ben şiiri sevmem, anlamam şiirden" demelerine. Gerçek şiiri kim sevmez ki! Yukarıdaki dizeleri sevmemek, anlamamak olası mı? Şiiri sevmek: suyu, ekmeği, havayı sevmek gibidir. Ruhları besleyen en coşkulu kaynaktır şiir.  Yaşamayı severseniz, şiiri de seversiniz…
Nasıl ki; açlığımızı yiyerek, susuzluğumuzu kana kana su içerek gideriyorsak; gözlerimizin açlığını güzellikler izleyerek, kulaklarımızı müzik dinleyerek doyuruyorsak; kalbimizi de güzel şiirlerle besleriz. "Şiiri sevmem" diyenler; dinlediği şarkıların, türkülerin sözlerine kulaklarını tıkıyorlar mı acaba?.. Elbette hayır!
Gözlerimizi dünyaya açtığımız o ilk günlerde annemizin kulaklarımıza üflediği ninniler, şiirin "ilk" leri değildir de nedir? Okumayı henüz sökemediğimiz o yıllarda ezberlediğimiz 23 Nisan şiirlerini ne çabuk unuttuk. İlk sevdalandığımız günlerde sevgimizi, sevdiğimize ne ile döktük ak kâğıt üzerine? Hep şiirle değil mi?
Bir de şiiri sevmezmiş…"AŞK OLSUN SANA ÇOCUK, AŞK OLSUN!" Şairler duygusal insanlardır ve tüm edebi türlerin içinde en güzel açan bir gül gibidir şiir. Güzellikten yana olan herkes şiirle özdeşleşmiştir. O nedenle güzellik, bir başka nefes alır şiirle. Yaşamımız renklenerek ölümsüzleşir.
“Bir ağaç gibi tek ve hür / Bir orman gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim!..” diyen büyük usta, mayıs ayını ayların gülü olarak da belirliyor.
Şu dörtlüğü 1977’te yazmış: Ataol Behramoğlu
 

"Millet yararına imiş / Sırtımıza yüklenen yeni zamlar /
 Ya bilmiyorlar zam nedir / Ya da bizim milletten değil bu adamlar…"

Nasıl özetleyivermiş bir dörtlükte her şeyi… Zamlar Ulus yararına (!) yapıldığı sürece(!)  sanırım bu şiir güncelliğini ve geçerliliğini hep koruyacaktır. Hangi roman, hangi öykü kaç sayfada anlatabilir bu dizelerin anlatmak istediklerini ?..
Şiiri seversiniz, seversiniz… Uğur Mumcu’yu da seversiniz!..Yoksa "karlı bir kış günü", ne işiniz vardı Ankara sokaklarında? Kulakları sağır eden haykırışlarınızla yer yerinden oynamazdı ayak seslerinizden. Öyleyse O’nun dizelerini de seversiniz, yazılarını sevdiğiniz gibi… İçinizde duyarak, yaşatarak, biraz da kin, nefret ve öfke duyarak bazılarına…
Çirkinlikleri bile güzellikle ortaya koyarak biraz buruk, biraz acılı da olsa, şiirlerini de severek beğenerek okursunuz…
Öyle ise UĞUR MUMCU’nun, 68 KUŞAĞI için yazdığı bir şiiri ile sürdürelim yazımızı:
( Sahi, bugün 6 Mayıs "Bahar Bayramı, gül mevsimi…" Mayıs ayında hep güller açmaz ya! Daha açamadan, tomurcukken de koparırlar bazen gülleri!..)
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık…/ Ecelsiz öldürüldük./ Dövüldük, vurulduk, asıldık…/ İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez…/ Öldürüldük ey halkım, unutma bizi / Vicdan sustu, insanlık sustu / Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…/
Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük…/ Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için / Kan döktük sokaklara…/ Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular…/ Yabancı petrol şirketlerine karşı Devletimizi savunduk / Komünist dediler… /
"Ülkemiz bağımsız değil" dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze… /Asıldık ey halkım, unutma bizi… / Bizi öldürenler, bizi asanlar / Bizi sokak ortasında vuranlar / Ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar / Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı / Ya da susmuşlardı bütün bu olup bitenlere…
"Mayıs, ayların gülüdür" mademki; sürdürelim öyleyse mayısla gelenleri… Bu pazar. "ANNELER GÜNÜ" değil mi? Bizi yaşama bağlayan, canından bir parça olduğumuz o en "kutsal" bildiğimiz analarımızı nasıl unuturuz?.. Ama sözümüz ÜRETKEN analara… Üretime katkıda bulunanlara saygımız…
Yazarını unuttuğum birinin dizeleriyle: "Analar var yanar tarlalarda / Anneler var yanar plajlarda…/ Biri benim /Biri senin.."diyor ozan…
Nâzım’ın dizeleri de aynı duygularla yazılmış 
"BİZİM KADINLARIMIZ”’da
…Ve kadınlar / bizim kadınlarımız / Korkunç ve mübarek elleri / İnce küçük çeneleri, kocaman gözleriyle / Anamız, avratımız, yarimiz…/ Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen / soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen / ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız / ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki / ve karasabana koşulan / ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların / Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle, bizim olan kadınlar / Bizim kadınlarımız!..
Hâlâ sevemediyseniz şiiri?.. Yukarıda yineleyip durduğumuz dizenin sahibi Can Yücel’e kulak verelim öyleyse son kez  "BİZİM DENİZ” şiirindeki o güzelim dizeler her şeyi anlatmaya yeter sanırım.
“En uzun koşuysa elbet / Türkiye’de de devrim / O, onun en güzel yüz metresini koştu / En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak… / En hızlısıydı hepimizin / En önce göğüsledi ipi… / Acıyorsam sana anam avradım olsun / Ama aşk olsun sana çocuk, / Aşk olsun!”
Ulusları kurtaran, içimizdeki bağımsızlık ateşini körükleyen şiirdir. Vietnam’da savaşı şiirle kazandı Vietnam halkı, unutma…
Kurtuluş Savaşımızda meşaleyi tutuşturan da şiirdi ve bu savaşın destanı da şiirle yazıldı, unutmayalım… 

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Şiiri Sever misiniz?, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir