25 Mart Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Murat Yücelişli / Orta Doğu Toplumlarının “Kader” İnancı Hakkında Kısa Bir Kelam

Orta Doğu Toplumlarının “Kader” İnancı Hakkında Kısa Bir Kelam

Yukarıda bir adam* var. Canı istediği her şeyi ama her şeyi yapma gücüne sahip. Onun yanında zamanın bir değeri yok ama günlerden bir gün "hele bir şeyleri yoktan var edeyim de birbirleriyle sınayayım" diye düşünüyor. 
İddiaya göre benim de içinde bulunduğum bir grup insanı yaratıp Samanyolu galaksisinin Dünya gezegenine yolluyor ve onları "kötülük yapmayın ha, yoksa çok pis döverim" diye uyarıyor. (Yaratılan bu beşerler nisyan ile malul olduğu için de işin bu kısmını hatırlamıyorlar tabi.) 

Nisyan içindeki bu beşerler bu uyarıyı takmadıkları için de kötülük yapmaya devam ediyorlar ve her seferinde yaratıcı bunlara çeşitli felaketler gönderip gereken cezayı veriyor. En son 1400 yıl önce de "Artık bu son, sizi bir daha uyarmayacağım. Bakın çok ciddiyim, kötülük yapmayın vallahi saçınızı başınızı yolarım!" diye uyarıyor. 

Bu son uyarıyı alanlar "Yahu bu insanlar neden bu kadar uyarıya rağmen kötülük yapmaya devam ediyor?" gibi ilginç bir soruya takılıp kalıyorlar. Aralarından bazıları "Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey oluşamayacağına göre bizim hareketlerimizin de sebebi Allah’tır. Haaa, demek ki bizim yapacağımız bütün hareketler daha önceden Allah tarafından alnımıza yazılmıştır. O halde başımıza ne gelirse Allah’tan geldiği için bunları kabul etmemiz gerekir." fikrini yumurtlamışlardır. (İslam tarihinde buna "ceberriye" denmiştir.)

Diğer bir grup ise bu fikre karşı çıkıp: "Yahu kardeşim tamam Allah’ın gücü her şeye yeter ama eğer insanların fiilleri önceden mutlak bir şekilde belirlenmişse o zaman bu hayatın bir senaryodan farkı kalmaz. Bu durumda da insanın bir sorumluluğu olmaz." deyip gayet mantıklı bir itirazla "E madem böyle, cennet ve cehennemin ne önemi kalır?" sorusunu ortaya atmışlar ve "Kader alın yazısı değildir, insan fiillerinde özgürdür" demişlerdir. (İslam tarihinde buna "kaderiyye" denmiştir.)

(Aradan yıllar geçmiş ve orta yolcu başka bir grup da bu iki görüşü sentezleyip "külli irade-cüzi irade" kavramlarını ortaya atmıştır. Ancak ne şiş yansın ne kebap anlayışı çoğunlukla şişin de kebabında yanmasıyla sonuçlandığı için insanların kafası iyice karışmıştır:)

Orta Doğu toplumları bu konuda aynı teraneleri bir buçuk milenyum boyunca dinlemeye devam etmiş ve 21. yy.da bile başlarına gelen felaketlerden ders çıkarmayı değil onlara tevekkülle sabretmeyi daha değerli bulmuşlardır. Bu duruma bilim "öğrenilmiş çaresizlik" adını vermektedir. Orta Doğulular, "Nasıl olsan bizden adam olmaz, kendimizi düzeltemediğimize göre o halde sabredelim zira cennette mükafatımızı alırız." anlayışına hapsolmuş, bir çıkış yolu bulamamaktadır.

Ne yaparsak yapalım Orta Doğu toplumlarının zihniyetinden "kader, alın yazısıdır" fikrini atamıyoruz. Bölgenin bilgiye en çabuk ulaşabilen, en medeni ülkesi olan Türkiye’de bile dindar kesimlerin bu fikri sorgulamasına ve mantıklı düşünmesine vesile olamıyoruz. Bunun en önemli sebebi "Allah’ın gücü her şeye yeter." önermesinin demagoglar tarafından kullanılıp dindarların beyinlerinin kilitlenmesi, mantıklı düşünmekten alıkonulmasındaki başarılarıdır.

Misal; mukallit bir dindar kadın, evlendirildiği kocasının çok kötü olması karşısında çözüm yolları ararken çevresindeki "iyi niyetliler" ona sabır telkin ederler. Neden? Çünkü o kocayla evlenmek o kadının alın yazısıdır ve bu hayata katlanmak tevekküldür. Bu tevekkül ise cennetle ödüllendirileceği için herhangi bir sorun da yoktur. Peki o kadının o hayata karşı gelmesi nedir? Allah’ın kaderine isyandır ve sonu cehennemdir… 

Konunun dağılma ihtimaline karşı hemen ana düşüncemi de belirtip bitireyim: Kader anlayışı, yetkilileri-egemenleri kötülüklerden, felaketlerden sorumlu tutmaya ve onlardan hesap sormaya engel olduğu için Müslümanların gelişmesindeki en önemli bariyerdir. 

Bu anlayış Müslümanların fark etmediği ilginç bir iddiayı da barındırmaktadır: "Kötülüklerin, felaketlerin sebebi emirül müminin değildir, Allah onlara zeval vermesin. Kötülükler, felaketler Allah’ın işidir; amaç bizi sınayıp sabrımızı ölçmektir." şeklinde özetlenebilecek bu anlayış yüzünden Müslümanlar yöneticilerini kötülüklerden münezzeh kılmaktadır. 
İşte bu yüzden dere yatağına yapılan TOKİ binalarında sel sularıyla ölümler olduğunda "TOKİ’yi yapan yöneticilerimizden Allah razı olsun, sel felaketi Allah’tandır ne yapak!" gibi bir ucube toplumsal düzen ortaya çıkmaktadır. (Yani iyilik yöneticilerden, kötülük Allah’tan…)

*Yukarıda bir adam derken, Orta Doğu toplumlarının erkek egemen toplumsal düzenlerinin Tanrı’yı da erkek şeklinde algılaması kastedilmiştir.

İlgili Aramalar: Orta Doğu Toplumlarının “Kader” İnancı Hakkında Kısa Bir Kelam, Ortadoğu’nun Kader İnancı, Murat Yücelişli, Murat Yücelişli yazıları, Murat Yücelişli Şırnak

İlginizi Çekebilir

Çanakkale Şehitlerine Şiiri Mehmet Akif Ersoy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir