17 Ekim Salı 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Bu Dünyadan Bir de Âşık Mahzûnî Şerif Geçti

Bu Dünyadan Bir de Âşık Mahzûnî Şerif Geçti

Aşık Mahsuni Şerif

Sazını, sözünü, yüreğini ve canını, yarım yüzyıl halkının yoluna koymuş çağdaş bir ozandı ÂŞIK MAHZÛNÎ
Ekin biçen çiftçinin boynuna mendil, harman sa­vuranın ardına rüzgâr, kaval çalan çobanın nefesine soluk oldu türküleri. O çaldı, o söyledi. Anadolu halkı onu dinledi yarım yüzyıl. Halkın gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili oldu Mahzûni. Ömrü yettiğince gönüllü sözcüsü oldu bu toplumun.
Dağdaki çobandan ovadaki çiftçiye, okuldaki öğ­retmenden sınıftaki öğrenciye, çay ocağındaki garsona kadar herkes onun türkülerini mırıldanıyorsa, vardır bir sebebi…
Mızrap vuran ellerde parmaklar durup dururken neden kayıveriyor Mahzûni’nin türkülerine? Vardır el­bette bir nedeni… Onun türkülerinde kendilerini bulu­yorlar da ondan mı dersiniz?
Yaklaşık yarım yüzyıldır o türküler, O’nun tür­küleri dalgalandırır Anadolu’yu, Anadolu insanının yüreğindeki o ince sızıyı başka nerde bulabilirsiniz ki!
Yunus’un insan sevgisini, Pir Sultan’ın zalim Hızır Paşa karşısındaki direncini, Köroğlu’nun Bolu Beyi’ne isyanını ve o dağlardaki türkülere girmiş yiğitli­ğini, Veysel’in toprağa olan tutkusunu, Sabahattin Ali’nin dağlara tutkusunu ve Mustafa Kemal’in bağımsızlığını yaşamış ve yaşatmıştır türkülerinde.
Halkıyla iç içe oluşu ve halkından kopmazlığıdır bizi ona bağlayan başlıca neden. Bu sevgi, bu tutku biraz da ondan mı dersiniz?
“Bir balina bir ton balık yutarken /  Niye baktın,  kör olası gözlerim” dizelerindeki anlam derinliğini öl­çebilir miyiz? Haa, ölçebilir miyiz?..
Şu Ege Denizinin dibi gibi derin, çınar ağaçları­nın kökleri kadar yaygın, Anadolu uygarlığının derin izlerini taşır O’nun türküleri, sazının nağmeleri…
“İşte Anadolu budur” dersiniz Mahzuni’yi din­lerken.
Bir Âşık Mahzûni Şerif geçti bu dünyadan! Doğup büyüdüğü topraklardan uzakta, sıla özlemi duya duya yaşadı ve öldü, dilini bile bilmediği o yaban ellerde!
Neden böyleyiz biz. Neden, bunca değerlerimiz yitip gider gurbet ellerde? Saz çalıp türkü çığırmak neden suç oluyor bu güzelim ülkede, bilmem ki!
Kökleri Anadolu toprağının derinliklerinde, dal­ları gökyüzünde bir koca çınar, bir taşkın ırmaktı Mahzûnî. Kıvrıla kıvrıla akarak Anadolu’yu dolaşan, sonunda da halkın denizine dökülen bir âsi ırmak…
Çalıp söylediği türkülerin dizelerindeki sözcükler, kanatlanıp uçardı sahibini bulmak için. O sözlerin ger­çek sahibi Anadolu halkıydı.
“Yaşamaya geldim ben bu dünyaya / Elimi ko­lumu bağlama benim. / Komşular göçüyor aya, yıl­dıza / Dağların başında eyleme beni…”
Mahzûnî, Cumhuriyet’in getirdiği değerlerin top­lumda yerleşmesi için canını ortaya koymuştur. Dişe diş, göze göz, söze söz bir savaşımın içinde olmuştur hep.
Yazdıkları, söyledikleri ve düşündükleriyle, sü­rekli başına dertler açmıştır. O nedenle terk-i diyar ey­lemiştir. Gitmeyip de ne yapsın? Üstüne üstüne gelin­mekten gına gelmiş, yorulmuştur artık… Zaten, kimler kaçıp gitmedi ki bu ülkeden!?
Niye böyleyiz biz? Neden bunca değerlerimiz kurtuluşu yurt dışına kaçıp gitmekte bulurlar hep ve  neden öldükten sonra biliriz onların değerini?..
Bunca soruşturmaya, bunca kovuşturmaya karşın; yolundan ve düşüncesinden sapmadı hiçbir zaman… Sazının telleri gibi dosdoğru ve birbirlerine paraleldi düşünceleri, düşünüp de söyledikleri, söyleyemedikleri belki de kim bilir!..
Adı her ne kadar Mahzûnî olsa da hırçındı sözleri, ya da öyle görülmüştü. O bir Âşık Mahzûnîydi ve se­venlerinin yüreğine öyle kazınmıştı adı.
Söylediklerinin bedelini; çektiği sıkıntılar, yaşadığı acılar, uzun hasretlik ve göz altılarla ödedi hep!.. Sarıldı sazına, dilinde türkü; düştü Anadolu yollarına, dolaştı tüm Türkiye’yi adım adım. Anadolu insanının yürek sıcaklığına sığındı ve halkını kucaklayan bir koca ozan oldu Mahzûnî.
 “Ben gelip geçerken kendi yolumda /  Bir fırtına vardı Anadolu’mda!
Ayaklarım bağlı, zincir kolumda / sanma ki Mahzûni yenik, Fadime’m”
Sadece Anadolu ve Anadolu insanı değildi türkü­lerindeki. Giderek dünyayı kucakladı şiirleri. Şu kısacık şiirinde bile evrensel boyuttaki insana nasıl değer veri­yor bakın:
“Mahzûni Şerif’im emi /  Düşün, kim yaratmış kimi… / İçi sıra Türkiye’mi / Tanrı’m, dünyayı korusun”
Hangi evrensel ozan öldü ki MAHZÛNİ ölsün?..
Koca Yunus öldü mü? Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan öldü mü ki MAHZÛNİ ölsün!?
O, tüm seven ve sevilen çileli Anadolu insanlarının yüreklerinde saz, söz ve türkü var olduğu sürece Mahzûniler hep yaşayacaktır. Bu hep böyle biline…
Her dönemin hırsızına, yolsuzuna, uğursuzunadır sözleri. 70’li yıllarda yazdığı “Amerika katil katil…” adlı eseri bugünlerin modası oldu iyice.
Atatürk’e yazdığı:
“Bir daha gel, gel Samsun’dan / Sarı saçlım mavi gözlüm nerdesin?” adlı eseri de öyle…
Çarşaf açılımı karşısında da suskun kalmadı Mahzûnî. Aynı şiirin devamında:  
“Kara peçe yakışmıyor kullara / Kurban olam şu gittiğin yollara / Hele uyan bir bak bizim hallara / Sarı saçlım mavi gözlüm nerdesin?. Nerde? Nerde?..
Yaşadığı dönemin devr- i iktidarına karşı sözünü esirgememiş, halk adına onlardan davacı olmuştur hep. Nihat Erim dışında Mahzûnî ’yi mahkemeye veren hiç­bir siyasi çıkmadı yaşamı boyunca. Haklılığı karşısında; ya oturup düşündüler, onlar da hak verdiler Mahzûnî ’ye. Ya da hoşgörüyle bakıp gülüp geçtiler.
Hırsız ve arsızların halkın karşısına pişkince çıkıp oy istemelerini Mahzûni yıllar önce şöyle yermişti:
“Bizim toprak toprak olduktan beri / bunun gibi arsız gelmedi. / Bu kadar sap yiyip saman bırakan / Ağzı çirkin, yüzü nursuz gelmedi.
Zehir ile yâremizi elledi / Ateş ile terimizi yelledi / Bizim elin anasını belledi /  Böyle dinsiz, böyle hırsız gel­medi.
İktidar nimetlerini kendisi ve ailesi için fırsata çe­virenler için de diyecekleri vardı Mahzuni’nin:
Mısır satıyordun iki yıl evvel. / Kardeş, defineyi nerede buldun?/ Baktım defterine vergi ne gezer / Kardeş, defineyi nerede buldun?
Beni de seni de gören Allah’tır. / Alın teri bütün dert­lere şahtır. / Devlet parasını çalmak günahtır / Kardeş, de­fineyi nerede buldun?

Ali Kaya

Her fırsatta ülkeyi nasıl kalkındırıp zenginleştirdi­ğini övüne şişine söyleyen Başbakan, Mahzuni’nin memleketi Maraş’ta, onun dizeleriyle sesleniyor halka:
“Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana…” Mahzûni sağ olsaydı “Ne günlere kaldık ya Erenler!..” diye başlayan ne şiirler yazardı kim bilir… Ya da alırdı sazı eline, taş­lamalı ve de haşlamalı ne türküler döktürürdü Sayın Başbakana.    
Yaşamı boyunca dost bildiklerinin garezinden, de­dikodusundan, kıskançlıklarından çok çekti Mahzûni. Şimdi de özürlü oğlunu gazete manşetlerine taşıyan sa­natçı dostlarının bu tür davranışlarına aynı türden ta­vırları için de ne demişti bakın yıllar önce:

“Ben size ne ettim yahu dostlarım / Siz dediko­dusuz durmaz mısınız / Benim boynuzum yok, kimi toslarım / Siz sizi aynada görmez misiniz?” 

Tam 12 yıl önce kaybettik onu. Ölüm de olsa gelen, evrenselliği yakalamış hangi sanatçı öldü ki Mahzûnî ölsün! Yunus Emre, Mevlâna, Karacaoğlan, Pir Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli öldü mü ki Mahzûnî Şerif öl­sün!? Saz ve söz yeryüzünde kaldığı sürece o hep yaşa­yacaktır. Işıklar içinde yatması dileklerimizi hep saklı tutuyoruz! Yıldızlar yağsın üstüne. 

(17 Mayıs 2002’de kaybetmiştik Mahzûni’yi…)
Ölümünün 12. yılında onu saygı ve özlemle anıyoruz…

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Ali Kaya Bu Dünyadan Bir de Âşık Mahzûnî Şerif Geçti, Bu Dünyadan Bir de Âşık Mahzûnî Şerif Geçti, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-istanbul escort