22 Temmuz Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Dilimiz, Ses Bayrağımız Güzel Türkçemiz!..

Dilimiz, Ses Bayrağımız Güzel Türkçemiz!..

“Bundan böyle dergâhta, bargâhta Türkçeden başka bir dil kullanılmayacaktır” diye ferman çıkaran Karamanoğlu Mehmet Bey’in dil konusundaki çabalarına yeniden imza atacak, Türkçe sevdalısı yeni bir K a r a m a n o ğ l u çıkmayacak mı bu ülkeden?..      
Söze başlarken, zaman tüneline girip biraz gerilere gidelim isterseniz. Okul yıllarımızdaki tarih kitaplarından belleğimizde kalmış bilgi kırıntılarını yoklayarak, Anadolu’muzdan gelip geçmiş bunca uygarlıklara göz atarak girelim konuya.
Yurdumuzun her bölgesinde ayrı ayrı devletler kurup başka başka diller konuşan bu toprağın insanlarına uzanalım.
Otuz altı Uygarlık gelip geçmiş Anadolu’dan. Belki de kırk, nice devletler kurulmuş.
Ören olmuş sitelerin üstüne yenileri kurulmuş. Gül gibi katmer katmer sarılmış sarmalanmış. Geçmişten geleceğe, savaşlara ve uygarlıklara bir köprü olmuş üzerinde yaşadığımız şu topraklar. Tarih kitapları onları “Anadolu uygarlıkları” diye yazmışlar sayfalarına…
Gelenler kalmış, yerli olmuş. Sığınamayıp otlak peşinde gidenler, sürülerinin peşinde, dereler, ırmaklar geçip; dağlar, bayırlar aşmış. Bir uçtan öbür uca yayla yayla gezmişler tüm Anadolu’yu. Bu göçebe insanlara hep yürüdükleri için yürük (Yörük) denmiş… 
Yetmişi aşkın kökenli insan kan olarak karışık, toplum olarak barışık, kimi çadırdan evler, kimi kerpiçten köyler kurmuş. Kimileri de taştan kaleler, şatolar inşa edip “yurt” edinmişler bu toprağı.
Frigyalılar, Lidyalılar, Hititler, Urartular, Sümerler ve daha niceleri sayısız devlet kurmuşlar Anadolu’da. Sayısı bilinmedik insanlara, sınırları belirsiz uçsuz bucaksız topraklara hükmetmişler. İlk parayı bulan Lidyalılar, ilk çivi yazısını kullanan Sümerler hep bu topraklarda yeşerip gövermiş.
Başka yerlerde insanlar ortaçağ karanlığını yaşarken; yurdum insanı Anadolu’da uygarlıklar yaratarak, yaşadığı çağa damgasını vurmuş kaç asır. Hazineleri altın paralarla dolup taşan Lidyalılar’dan günümüze ulaşan “Karun kadar zengin” sözü, hâlâ dillerde dolaşan bir mesel olmuştur. Peki, nereye gitti bunca zenginlikler, sandıklar dolusu 
O günlere damgasını vuran Anadolu’dan gelip geçmiş o ulus devletlere ne oldu da âniden yok oluverdiler?.. Onların çocukları, torunları, soyu-sopu, sülalesi nereye gittiler hani? Binlerce yılın birikimi onca insana ne oldu da birden siliniverdiler tarih sahnesinden?
Bir yerlere falan gitmediler. Aramızdalar ve birlikte yaşıyoruz onlarla.  Dillerini unuttukları için birbirlerini yitirdiler sadece…
Hititler, tarihin ilk yazılı antlaşmalarını toprak tabletler üzerine kazıyarak yazmışlardı. Kral Labarnaş, dağılma aşamasındaki Türkleri bir bayrak altında birleştirebilmeyi “söz”ün gücüyle
başarabilmişti.  
İlk “çivi yazısını” bulan Sümerlere ne oldu? Taşı yontarak şekil veren Frigyalılar nereye gittiler hani? Ya, Nemrut Dağları’nı Tanrılarla donatan o usta eller, nasıl oldu da âniden siliniverdiler tarih sahnesinden?
Hiçbir şey olmadı onlara… Su değil ki buhar olup uçsunlar… Hepimiz ya da her birimiz, adı bilinmedik izler taşıyoruz onlardan…
Onlar, dillerine sahip çıkamadıkları için başka toplumların içinde eriyip gittiler…
Kimimiz Etiler’in, Frigyalılar’ın; kimimiz de Lidyalılar’ın ya da Sümerler’in torunlarıyız belki de..  Ama bilmiyoruz ki kim olduğumuzu!
O insanlar önce dillerini, sonra da birbirlerini yitirdiler ve diğer ulusların içinde eriyerek yok oldular. Şimdi onlardan geriye o dilleri (konuşan değil), sadece inceleyen birer kürsü kaldı üniversitelerde. Sümeroloji gibi, Etimoloji gibi… 
Anadolu bir Moğol istilası yaşadı 1400’lü yıllarda. Hani nereye gitti o yumuk gözlüler? Topu birden çekip gitmedi ya bu işgalcilerin. Bugün Moğolcayı konuşan kaç kişi var aramızda?  Hiç kimse… Böyle bir dilin varlığından haberimiz bile yok.
Çünkü bu insanlar, önce dillerini, sonra kimliklerini, en sonunda da birbirlerini yitirdiler. Kendilerinden sonra buralara gelen egemen güçlerin içinde zamanla eriyip yok olup gittiler. 
Yalnız, bir ulus var ki yeryüzünde, dünyanın neresine gitseniz rastlarsınız onlara. Dağınık halde yaşadıklarından azınlığa çıkmıştır adları. Hiç bir baskı, zulüm ve işkence, onları bu dil sevdasından vazgeçirememiştir. Dilleri, ulusal kimlikleridir ve onlar bunun bilincindedirler.
Dillerini, ödünsüz sahiplenen bu toplum “İbranice” konuşan Yahudilerdir. Çin’de, Japonya’da, Türkiye’de, Avrupa ve Amerika kıtalarındaki tüm ulus devletlerde; hatta Sibirya‘da bile rastlarsınız onlara. Çalışkandırlar. Ticaretten iyi anlarlar. Sermaye sahibidirler. Bugün bile dünya ticareti onların elindedir.
Çağımızın baş belası GDO’lu ürünlerin tohum üretim ve pazarlama merkezi de İsrail’dir. Bu yönüyle insanlığa en büyük kötülüğü de ne yazık ki onlar yapmaktadırlar. Dünyayı parmaklarında oynatacak kadar kurnazdırlar. Bu özellikleri, genlerinde ve kanlarında vardır adamların.
Dillerine ve ulusal kimlik bilinçlerine fazlasıyla sahip bu insanların on binlercesini gaz odalarında ölüme terk eden Hitler’in, insanlık dışı işkenceleri bile yok edememiş onların bu bilincini.
Yukarıda adlarını saydığımız, Anadolu’daki nice ulus devletler; istila ve işgaller sonucu önce dillerini unuttular, sonra da kimliklerini ve birbirlerini kaybederek işgalcilerin de baskılarıyla eriyip gittiler.
Ama Yahudiler, orda burda sürgün hayatı yaşarken bile tüm bu olumsuzluklara karşın bilinçle direndiler dillerini unutmamak için. İkinci Dünya Savaşı sonrası, ABD’nin desteği ve korumacılığında bir bayrak altında toplanarak bugünkü İsrail Devleti’ni kurdular.   
Gelmeyenler de kurulan bu yeni devletin güçlenmesi için, oturdukları yerden İsrail’e parasal ve siyasal destek verdiler. O nedenle çölde bir cennet yarattı Yahudi toplumu. ABD’nin de kanatları altında önü alınamaz bir gücün sahibi oldular. İsrail’deki bir avuç Yahudi, Arap dünyasına meydan okuyabiliyor bugün.     

Sakın yanlış anlaşılmasın. Yaptığım, ne bir Yahudi düşmanlığı, ne de onlara övgüler düzmektir. Konuyla ilgili bir durum değerlendirmesi yaparak, doğruları saptamak istedim sadece.
Bir ulusun bağımsız kalabilmesinin temelinde, dillerine sahip çıkmaları yatar. Tarih sahnesinden silinmek istemiyor, ulusal kimliğimizi korumak ve sürdürmek istiyorsak; öncelikle dilimizi gözümüz gibi korumalı, onu yabancı sözcüklerin istilasından arındırmalıyız.  
Konuşurken ya da yazarken, bir şeyin Türkçesi varken niye yabancı sözcük kullanma gafleti içindedir bazıları, anlamış değilim doğrusu…
Yolda belde, işyerlerinde yabancı sözcüklerden geçilmiyor. Ben yetkili biri olsam, tabelasında Türkçe kullanmayan iş yerlerine işletme ruhsatı vermezdim ve verilmiş olanları da derhal iptal ederdim. Türkiye’de mi, yoksa Amerika’nın bir eyaletinde mi dolaşıyoruz, belli değil. Bu rezilliğin önüne geçilmezse eğer yakın bir gelecekte, önce dilimizi, sonra birbirimizi, birikimlerimizi, arkasından ulusal kimliğimizi, en sonunda da varlığımızı ve devletimizi kaybederiz. Unutmayalım ki emperyalizmin uzun vadede düşündüğü ve uyguladığı en büyük eylem, işte budur.
Unutmayalım, diller yaşayan bir varlık gibidirler. Hep canlı tutulmak zorundadır. Her türden yazınsal ürünler, dil kuyumcularının titiz çalışmasıyla işlenerek sağlanabilir dilimizin gelişmesi.
Nasıl ki ekonomisi kan kaybeden bir ülkenin üzerinde başkalarının parası egemen olursa, dilleri de öyledir. Emperyalist emeller siz ayrımında olmadan, önce dil; sonra da kültür üzerinde üstünlük kurar ve süreç içerisinde her ikisini de eritir, yok eder. En sonunda da ulusal kimliğini siler süpürür.
İşte, yukarıda sözünü ettiğimiz Anadolu uygarlıkları o yüzden yok olup gitmişlerdir. Ne acıdır ki bu örnekler bile ders olmuyor hiç birimize!
Bugün; Arap ve Acem dillerinin dilimiz üzerindeki etkisi kısmen önlenmiştir. Ama günümüzde Batı dillerinin (özellikle de İngilizce’nin) tam bir işgali altındadır güzel Türkçemiz! Çarşı pazarda, iş yerlerinde büyük bir özentiyle yazdırdığımız o ışıklı tabelalar sökülüp atılmadıkça, dilimizdeki çürüme önlenemez bir hızla artarak sürecektir. Böylesi vurdumduymazlıkla başlar dildeki ihanet!
Yüzyılların ötesinden seslenen Karamanoğlu Mehmet Bey’in: 
“Bundan böyle dergâhta, bargâhta Türkçeden başka bir dil kullanılmayacaktır…” diyen bir yasaya yeniden imza atacak dil tutkunu, Türkçe sevdalısı yeni bir Karamanoğlu çıkmayacak mı bu Meclisten?                              

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Dilimiz Ses Bayrağımız Güzel Türkçemiz!.., Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir