23 Temmuz Pazar 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Işığa Hasret Gökyüzüne Hasret Bir Ozan: Sabahattin Ali

Işığa Hasret Gökyüzüne Hasret Bir Ozan: Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin "BÜTÜN ŞİİRLERİ" kitabını açıyorum. Okurken bir burukluk duyuyorum içimde, ezim ezim eziliyorum!. Çünkü hemen hepsi hapishanede, demir parmaklıklar arkasında yazılmış, acılarla örülmüş hüzün dolu şiirler! Işığa hasret, gökyüzüne hasret, yaza kışa bahara ve özgürlüğe hasret bir ozanın yürek çarpıntıları bu şiirler!..
"Sizler Sabahattin Ali’yi tanır mısınız?"  "Onun kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sormadım yazımın başında. Çünkü onu çok iyi biliyor ve yakından tanıyorsunuz. Bir bağlama ezgisiyle şiirlerini dinlerken içiniz sızlıyor, yüreğiniz burkuluyor! Siz de benim gibi ezim ezim eziliyor, bir tuhaf oluyorsunuz, biliyorum!
Siz hiç düğünlere gitmiyor musunuz? Ya da toplu gezilere, yemekli toplantılara? İki kadehten sonra coşup hep birlikte şarkılar, türküler söylemiyor musunuz o birlikte olduğunuz insanlarla? Belki farkında değilsiniz, ama siz Sabahattin Ali’nin yaşamından birer kesit olan yürek yangını ve çığlığı o şiirleri, hem de ezgileriyle türkü olarak okuyorsunuz…
 "BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN / ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA /  AĞLADIĞIN DUYULMASIN / ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA!" dizelerini söylerken siz de ozan gibi acılarınızı içinize atacak,  onurunuzdan ödün vermeden alnınızı hep dik tutacaksınız…
"Burda çiçekler açmıyor / Kuşlar süzülüp uçmuyor / Yıldızlar ışık saçmıyor / Geçmiyor günler, geçmiyor…" derken,  o zorlu günleri ozanla birlikte paylaşıp birlikte yaşayacaksınız!..
Dışarıda kaç mevsim, kaç bahar geçecek. Günler orada su gibi akıp geçerken, siz de gezip dolaşmaya özlem duyacaksınız ve bir türlü geçmeyecek mahpus damlarında günler, geçmek bilmeyecek! Gönülde kalmış eski sevdalarda, aynada kalmış kırık hayallerde hep umut arayacaksınız!..
Şarkılarda varım, türkülerde sizlerle birlikteyim de…  İki kadehten sonra sarhoş mezesi yaparcasına, kalkıp oynamaları yok mu?.. İşte, öylesi günlerde o acı verir bana! "Sabahattin Ali; her dizesi acılarla dolu  bu şiirleri sizler düğünlerde göbek atasınız diye yazmadı!..” derim kendi kendime… Kalkıp oynayanlara isyan edesim, mikrofona el koyarak müziği susturasım gelir. ( Bir yemekli toplantıda da yaptım bu işi, mikrofona el koyarak, oynayanlar yerine oturana dek müziği susturdum.)
“ Sekiz yıldır uğramadım yurduma /  Dert ortağı aramadım kendime / Geleceksen bir gün düşüp ardıma / Kuldan değil, yıldızlardan sor beni" dizelerini biri mikrofonda söylerken kendimizi hemen o koronun içinde buluvermez miyiz hep… Bunun farkında olmasak da ozanla bütünleşip özdeşleştiğimizi, onu kendi içimizde yüreğimizin derinliklerinde bir yerlerde bulduğumuzu göstermez mi içimizde kabaran bu duygular?
 Ve… Hepimiz, biraz da Sabahattin Ali değil miyiz ki zaten!…

Ali Kaya

"Dışarda mevsim baharmış / Gezip dolaşanlar varmış  / Günler su gibi akarmış / Geçmiyor günler, geçmiyor!.."
Öylesine arı bir Türkçe ile yazılmış ki bu şiirler… "Ana sütü gibi candan, ana sütü gibi duru, ana sütü gibi temiz!..” diyor  ya Bedri Rahmi bir şiirinde?.. İşte öyle “DAĞLAR” şiiri…
Karacaoğlan gibi duru, Köroğlu gibi dağlara hasret!
"Başım dağ, saçlarım kardır / Deli rüzgârlarım vardır /  Ovalar bana çok dardır / Benim meskenim dağlardır…
Şehirler bana bir tuzak / İnsan sohbetleri yasak / Uzak olun benden uzak / Benim meskenim dağlardır…/
Yârimi ellere verin / Sevdamı yellere verin / Yelleri bana gönderin /  Benim meskenim dağlardır /
Bir gün kadrim bilinirse / İsmim ağza alınırsa / Yerim soran bulunursa / Benim meskenim dağlardır..
Yaşadığın günlerde "kadrin-kıymetin bilinmedi, ama bugün biliniyor büyük usta… Kısacık ömrün mahpus damlarında geçti hep. Çok sevdiğin öğretmenliğini elinden aldılar. Geçinebilmek için kamyon şoförlüğü yaptın. Bu da yetmedi, sonunda seni sırtından vurdular!
Sizler Sabahattin Ali’yi iyi biliyorsunuz. Hem de çok iyi biliyorsunuz. Belki farkında değilsiniz, ama çok da severek dinliyorsunuz. Sevgili Zülfü Livaneli’den Edip Akbayram’a nice gönül dostları, bu ezgileri söylerken hangimiz mırıldanmayız, eşlik etmeyiz ki…
“ Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül, aldırma / Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül,  aldırma… /
Dışarıda deli dalgalar / Gelip duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma…/
Görmesem bile denizi / Yukarıya çevir yüzü / Deniz gibidir gökyüzü / Aldırma gönül, aldırma…/
Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem yolla Allah’a / Görecek günler var daha / Aldırma gönül, aldırma… /
Kurşun ata ata biter / Yollar gide gide biter / Ceza yata yata biter / Aldırma gönül, aldırma…”
Bir bağlama ezgisi gibi bu şiirleri 1931–34 yılları arasında yazmıştı Sabahattin Ali…
Dil  Devriminin henüz tamamlanmadığı o tarihlerde yazılmış olmasına karşın ne denli arı ve duru bir Türkçe kullanmış değil mi?.. O günlerde Konya hapishanesinde, demir parmaklıklar arkasındaydı ve dağlardan çook uzaktaydı!…
Kendi kendine özgürdür ozan. Kendisi hapistedir, ama özgürlük onun yüreğinde kaynayan bir volkandır. Ozan için hapishane kendi dışında olsa da özgürlük onun içindedir. Ozanlığı ve yüreğiyle aşar çevresindeki taş duvarları. Kendi özgürlüğünün karlı dağlarında yitip gider.
 "Dağlar" Kuyucaklı Yusuf’un türküsüdür. Yüreğinin bağlamasıyla tel verir sesine. Hapishane duvarlarını aşar, topluma ses ve ışık olur, bugünlere gelir!
 “ Yârimi ellere verin / Sevdamı yellere verin / Yelleri bana gönderin / Benim meskenim dağlardır…”  Şiirini okurken ya da ezgisiyle dinlerken, dağların üfürdüğü serin yeli solurken, yüreğiniz burkulmaz, sızlamaz mı sizin de…
 “ Yâr olmadı bana devir / Her günüm bir başka zehir / Hapishanelerde demir / parmaklıklara sarıldım…”
 Öykülerindeki toplumcu öze karşılık, şiirlerindeki bireysel öz, geleneksel bir biçimciliğin tohumunu gizler. Onun "Hapishane Şarkılarını" örneğin, Nâzım Hikmet’in bir çok şiiriyle, ya da Ahmet Arif’in "İÇERDE" adlı şiiriyle karşılaştırmak öz ve biçim sorununda, Sabahattin Ali’nin neleri yenemediğini gösterir..
“ Ey gönül, acayip huyun / Boğazından geçmez tayın / Acır testindeki suyun / Aklıma nazlı yar gelir.”
Yazarın son sözü:   
Bugün 25 Şubat O’nun doğum günü. Yaşıyor olsaydı 108 yaşında olacaktı. olmasına karşın; hiç şüphe yok ki yaşlanmış olmasına bakılmaksızın, Silivri zindanlarında sorgusuz, sualsiz, neyle suçlandığını bile bilemeden, savunmasız hâlâ yatıyor olacaktı!..

NOT:
Bir başka yazımızda “ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE
BİR KİLOMETRE TAŞI SABAHATTİN ALİ…”

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Işığa Hasret Gökyüzüne Hasret Bir Ozan: Sabahattin Ali, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir