25 Mayıs Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Eğitimimiz Üzerine Birkaç Söz

Eğitimimiz Üzerine Birkaç Söz

Ali Kaya

En değerli yatırım nedir sizce?
Bacalarından dumanların yükseldiği, harıl harıl çalışan fabrikalar kurmak mı?
Ülkeyi baştan sona demiryollarıyla, asfalt yollarla donatmak mı?
Parkları, bahçeleriyle gökdelenlerin yükseldiği şehirler kurmak mı?
Su dolu barajları, sulama kanallarıyla verimli topraklarında, traktör sesleriyle uyanmak mı her sabah?
Hayır hayır!.. Bunların hiç biri bir ülkenin geleceğini garanti altına alan yatırımlar değildir.
En değerli yatırım “İNSANA YAPILAN YATIRIMDIR.
Dünyanın her yerinde tüm uygarlıkların yaratıcısı insandır çünkü… O insanın, çağın koşullarına göre iyi yetiştirilmesi gerekmektedir. Gelecekte kuracağımız mutlu ve güzel bir dünya, onun avuçlarında yeşerecektir çünkü…                                                                             
Bugün tüm özel ve devlet okullarında, üniversitelerde yapılan bunca pahalı yatırım; gelecekte ülkemizi ve dünyayı yönetecek çocuklarımızın daha iyi yetişmeleri içindir. Yarınlarda gözümüz arkada kalmasın, geleceğimiz kararmasın diyedir…
Günümüzden dört bin yıl önce bir Çinli ozanın; "YÜZ YIL SONRASINI DÜŞÜNÜYORSAN, İNSANI EĞİT" Sözünde belirttiği gibi geleceğe yapılan böyle bir yatırımla onlardan yüz kez ürün almak içindir.
Yurt geneline dağılmış en yaygın örgütüyle geleceğe ışık tutan öğretmenlerimizi, 30 yıl bu işe gönül vermiş bir öğretmen olarak böylesine karmaşık bir ortamdan geçerken yüzeysel de olsa değinmek, dile getirmek istedim.
Öğretmenlerimizi köylerden çekerek, karanlıkta kalmış köylerimizi aydınlatmak için  yanan o ışığı da söndürdük maalesef!.. 40 bin köyün okullarını kapatarak öğretmensiz bıraktık köylerimizi. Ahıra ya da ot deposuna döndürülmüş okullarımızın durumu bugün yürekler acısıdır!.. Çocuk cıvıltıları yerine, okul bahçelerinden eşek anırtıları, inek böğürtüleri gelmesi ülkem adına ne kadar acı bir durum!..
Buna neden olanların gözü kör olsun demiyorum. Kör olmasınlar da görsünler yaşanan bunca rezaleti!..                                                                            
Öğretmenler; aydın bir kitle olarak bugün ülkenin toplumsal yaşamında, gelişmesinde, ilerlemesinde ve gelecek kuşakların yetişmesinde önemli bir işlevle yükümlüdürler.
Kırk bin köy, bunca kasaba, il ve ilçede üstlendikleri sorumluluklarını gereği gibi yerine getirememenin ezikliği ile mutsuzdurlar. Onların kendi sorunları, toplumun ve ülkenin sorunlarıyla birleşerek dağ gibi önlerine yığılıyor. Altından kalkılamaz duruma geliyor ve Türkiye sorunları olarak geri yansıyor.
Yeterince okuyamıyor, yeterince beslenemiyor ve yeterince sosyal aktivitelerin içinde olamıyor yurdumun öğretmeni!
Bakkalların veresiyeyi kestiği kesimlerin başında öğretmenlerin geldiğini yazıyor gazeteler. Bu ne onur kırıcı bir durumdur ki dünün saygın, eli öpülesi öğretmenleri, böylesine aşağılanıyor günümüzde.
Aldıkları maaş; ev kirası, yol giderleri, çoluk çocuğun masraflarına yetmiyor. Bu nedenle Pazar yerlerinde yüzü kızararak işportaya düşüyor bu meslek!..
Hep gelecek ayın maaşı üzerinden harcama yapmak zorunda kalıyor. Bir sonraki aylıklardan, vısa kart belasıyla şimdi de haczedilmiş durumda. Yalnız öğretmenler mi? Tüm çalışanlar, çalışamayanlar aynı darboğazın içinde, ne edeceğini bilemez duruma getirilmiş toplum, patlama noktasına gelmiş. Sokaklara dökülüp zil takıp oynamadıkları eksik sadece!.. 
Kör olasın demiyorum, kör olma da gör bunları
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yoksulluk koşullarında bile, bugünkünden çok daha az mutsuzdu öğretmenlerimiz. Protokolde en ön sıralarda yer alıyorlardı. Esnafın kara listesinde değil, en itibarlı müşterileri arasındaydılar..

Atatürk’ün; ülke geleceğini politikacılara, sanayicilere, bankacılara değil de öğretmenlere emanet edişinin bir anlamı yok mu sizce de?
Peki, ne oldu da dünün o saygın mesleği böylesine erozyona uğradı bugün. Atatürk’ten sonra gelen politikacıların değer yargıları, işi bu noktaya getirdi işte!                                                                       
Her kamu görevinin, her özel mesleğin ayrı bir yeri ve önemi var, ama tüm meslek gruplarına İNSAN YETİŞTİRMESİ bakımından, öğretmenliğin apayrı bir yeri ve önemi var.
O nedenle öğretmenliği çok, ama çok önemsiyorum. Onun sıradan bir iş olmadığını düşünüyorum. Ne güzel söylemiş ozan İsmail Karaahmetoğlu "ÖĞRETMENİM" şiirinde:
"ANAM EKMMEK VERİR / SEN HÜRRİYET… /  EL ADAM TUTAR  /  SEN FİKİR. / KRAL GÖLGE ARAR / SEN GÜNEŞ / EVLİ EV, /  SEN ÜRPERTİ İSTERSİN / PARMAKLAR KALKAR / UCUNDA ÖZGÜRLÜK ARARSIN / TARİHİMDE, CUMHURİYETİMDE / İÇİMDE SEN VARSIN ÖĞRETMENİM / SEN VARSIN…"
İşte, böylesi öğretmenlerimizin avuçlarında yeşerecektir yeniden kurtuluşun destanı.                    

Herkesin bir doktoru, avukatı olmayabilir, fakat öğretmeni olmayan bir insan gösterebilir misiniz bana?.. KÖYDE MEZARI OLAN TEK AYDININ, ÖĞRETMEN OLDUĞU göz ardı edilebilir mi?
Toplumun her kesiminde olduğu gibi, bugün öğretmenlerimiz de mutsuzdurlar.
Oysa öğretmen; insan sevgisini, vatan aşkını, ulusal birlik ve bütünlük anlayışını yoğuran; kendine güvenmeyi, ulusuyla övünmeyi; geçmişiyle ve geleceğiyle ülkesinden gurur duymayı aşılayan… Üstün yetenekli ve nitelikli insan yetiştirmeye çalışan bir MİMAR olarak tanımlanırdı eskiden!..  
Şimdilerdeyse; geçim derdine düşürülmüş, yoksulluğun alt sınırında bocalayıp duran, geçinebilmek için pazarlarda ek işle uğraşmak zorunda bıraktırılan kişiler olarak görüyor ve üzülüyorum.
Oysa toplumdaki saygın yerinin korunması gerekirdi bu mesleğin. Başka alanlarda iş bulamayanların geçim kapısı haline getirilmişse, ülkede iş bitmiş demektir. Öncelikle onların çok iyi yetiştirilmesi ve sık sık hizmet içi eğitimden geçirilmesi gerekirdi.
Öğretmenlerimize toplu sözleşmeli, grevli sendikal hakları tanınmadı hâlâ… Çıkartılan "toplu görüşmeli" Sendika yasası işlevsiz, etkisiz yasak savar gibi çıkartıldı. Can güvenliği sağlanamadığı için Güneydoğuda terör yüzünden 160  ‘tan fazla öğretmen can verdi.
Avrupa Birliği ülkelerinde iki bin dolar olan ücret, bizde 250 doların altında kaldı. Bu yüzden birçok değerli öğretmen devletten istifa ederek, özel okullara ya da dershanelere geçiş yaptı. Yöneticilerin seçiminde söz sahibi yapılamadı öğretmenlerimiz.
Meslekten olmayan kişilerin atanmasıyla yozlaştırıldı. Sendikalı öğretmenler kışta kıyamette sürgün edilerek cezalandırıldı.
Örgütleri TÖB-DER dağıtılarak, mal varlığı 12 Eylül zorbalarınca gasp edildi. İLK-SEN’in içi boşaltılarak yandaşlara peşkeş çekildi. Hesabı bile sorulmadı."Verdiysem ben verdim" dedi, çıktı işin içinden Hazreti Süleyman…  
Öğretmenlere baskıyla, öğrencilerden "Katkı payı" adı altında para toplatıldı.
Bunca sorunlarına "Çözüm" yerine hâlâ nutuk çekmeye devam ederek, lafla peynir gemisini yürütmeye çalışıyor kendilerini her şeyin üstünde gören yetkili yetkisizler…
Şimdi de… Okullarımızda bunca öğretmen açığı yadsınamaz bir gerçekken… Elinde “öğretmenlik” diplomasıyla, on binlerce öğretmen adayı, yıllardır atanmayı beklemektedirler. İşsiz güçsüz, hâlâ babasından harçlık bekleyen bu gençlerin psikolojileri bozulmuş, bunalım içindedirler.
Üstelik o yeni buluşları KPSS’de de başarılı olmuş onca öğretmen adayına, atanmaları için çile çektirilmesi hangi insafa, etiğe ve eğitim anlayışına sığmaktadır? 
Sormadan edemiyor insan: Acaba kendileri, benzeri hangi sınavlardan geçerek yükselivermişlerdir işgal ettikleri o koltuklara?..                  
                                              *Yazarın “Hal Böyleyken Sarı Saçlım” adlı yeni kitabından

İlgili Aramalar: Ali Kaya, Ali Kaya Eğitimimiz Üzerine Birkaç Söz, Ali Kaya yazar, Ali Kaya yazıları, Ali Kaya Edebiyat Öğretmeni

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir