29 Mayıs Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Yeni Yıl, Umarım Aydınlık Bir Geleceğin Başlangıcı Olur…

Yeni Yıl, Umarım Aydınlık Bir Geleceğin Başlangıcı Olur…

Ali Kaya

Şimdi siz nerdesiniz, kimlerlesiniz bilmiyorum, ama ben hem çok uzağında hem de yakınındayım biraz umudun, biraz da mutluluğun!
Gün, daha kapalı dünden… Dağlar sislerle puslarla kaplı ve sanki bulutların içinde soluk alıp veriyoruz.  Yağan yağmuru izliyorum pencereden. Tıpkı yurdum insanları gibi biraz yorgun hissediyorum kendimi.
Yeni bir sayfa açıyorum yeni yıla… Karla, yağmurla gelen bu yeni yılın ilk gününe "Merhaba…" diyorum penceremden. Haftalardır görmüyoruz ne güneşi ne de ayı. Sabahın ilk ışıkları kül renkli bulutları yarıp da geçemiyor üstümüze.
Dağlar, dünden evvelki günden daha beyazdır yurdumun çoğu yerinde. Fırtına öncesi sessizliğiyle çekmiş beyaz yorganını üstüne, kış uykusuna yatmış dünyamız. Pınarlara su topluyor karlı koyaklar. Bulutlar yağmura, yüksek yerlerde kara dönüşmüş,  yağar ha yağar. Kimine bereket, kimine felaket getirmekte yağan kar…
                                                         *
Penceremin önünde dalıp gitmişim bir ara… Soğukta titreyen aç kalmış kedileri, köpekleri, kuşları düşündüm, içim sızladı! Sobaya bir kürek daha kömür attım. Yerin yüzlerce metre derinliğinden o bir kürek kömürü çıkarabilme uğruna göçük altında kalan, elleri yüzleri kara maden işçileri düştü aklıma. Ölümü pahasına çıkartılan o kömürü, oy uğruna torbalarla kapı kapı dağıtanların, bir an olsun bunu akıl etmelerini istedim, canım sıkıldı…
Daha yakına, son üç beş yıla kaydı düşüncelerim. Silivri zindanlarında yaşananlar geldi gözlerimin önüne. İnsanın insana zulmünün, bu denli çirkinliklerin “ileri demokrasi” adına yaşanıyor ve yapılıyor olması karşısında, söyleyecek söz bulamadım, aklım karıştı!       
Bir hükümet düşünün ki işçisiyle, köylüsüyle, öğrencisi, öğretmeni, askeriyle… Üniversitesi,  profesörü, dekanı, rektörü, yazarı, çizeri, aydınıyla… Kısacası her kesimden herkesle kavgalıyken, sandığa giden yüzde elliyle barışık olmasına, doğrusu aklım ermedi.
12 Eylül sonrası faşizminde bile görülmemiş bir baskı altında günümüzde aydınlarımız. “Kitaplar suç ortağımız” demişti ya Rıfat Ilgaz… Basılmamış kitapların bile suç sayıldığı bir ortamdan geçiyor olmamız, size de acı gelmiyor mu?                                                      
Tanzimat’tan bu yana, özellikle aydınlarımızın çektikleri sıkıntıların, görülmemiş bir insanlık dramıyla işkenceye dönüşmesi, yüz yılı aşkın zamandır hâlâ emperyalizmin ayak oyunlarına nasıl gelinebildiğini düşündükçe yüreğim sızlıyor, üzülüyorum!
                                                        *
Dün“Açılım” diyenler,“Arap Baharı” safsatasıyla yoksul halkları kandırıp önce birbirine düşürdüler, sonra da leş kargaları gibi üşüştüler üstlerine.  Hedef belliydi önceden. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymaktı asıl niyetleri, öyle de oldu…
Önümüzde örnekleri varken, nasıl oluyor da emperyalizme âlet olabiliyor iktidardakiler, bunun şaşkınlığını yaşıyorum bu soğuk kış gününde. İktidarda kalabilmek uğruna değer miydi böylesine bir ihanetin içinde olmak, doğrusu bunu aklım almıyor, şaşıyorum!..
Daha bir yıl önce tüm dünyanın güle oynaya karşıladığı 2013 yılından çok şeyler beklemişti insanlık… Hiç de bekleneni vermedi, iyi şeyler olmadı, beklentileri karşılamadı  geçtiğimiz yıl.. Biber gazıyla zehirlendiler gençlerimizi.. Nice aydınımızı kaybetmenin utancını yaşadık.. Perişan edilen Silahlı Kuvvetlerimiz, zindanlara tıktığımız aydınlar, önce destan yazdığı söylenen polisin, yılın son haftasında hallaç pamuğu gibi atılması tuhaf gelmiyor mu size de?..
Toplumun güvenini yitirmiş yargıçlar, savcılar, içeride ölümle pençeleşen aydınlar, her şeye karşın yine de bilinle direnen, yaşama tutunmaya çalışan insanlarımız… 
Hiç de iyi geçmedi 2013 yılı… Geçtiğimiz yıldan bize kalan, teselli olabileceğimiz tek olumlu şey; “Gezi Direnişi” ydi. “Haziran Ayaklanması”yla halkımızın, üzerindeki ölü toprağını silkeleyip atmış olması tek tesellimiz oldu. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır, artık, bu da böyle biline…
Gezi Parkı direnişinde kimileri gözünü kaybetti, kimileri yaşamlarını yitirdi. Yaşanan onca olaydan çok büyük acı çekti bu toplum. Bizim çocuklarımız ölürken, kimilerinin çocukları trilyonlarca liralık servete kavuşmaları, şaşkınlığımızı daha da artırmıştır!
 2014 yılında bu haksız kazançların, çalıp çırpmaların hesabının mutlaka sorulması umut ve dileğimizdir. Üç ay sonra yapılacak yerel yönetim seçimlerinde halkımızın tüm bu yaşananları göz önüne alarak oy kullanacaklarına inanıyorum. Daha doğrusu inanmak istiyorum. Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına yürekten inanıyorum,     
Geçtiğimiz yıllarda başlayan Ortadoğu’daki kargaşa ve savaş hali 2013’te de sürdü ne yazık ki!.. Kan gölüne dönüşen Arap ülkelerindeki ölü sayısı, Dünya Savaşlarındakini de geçti. Adı konmamış bir savaşın hâlâ yaşanıyor olmasının şaşkınlığı içindeyiz bugün… Sonu belirsiz bir felaketin içinde debelenip duruyor suçu günahı olmayan zavallı insanlar! “Demokrasi getireceğiz” diyenler bir milyon Iraklıyı katlettiler kendi topraklarında. Babil’in o güzelim Asma Bahçeleri, çıkar savaşları yüzünden şimdi birer enkaz yığını!..
Dünya anladı ki bugün; Natoymuş, Centoymuş, Birleşmiş Milletlermiş hepsinin birer faso fiso şeyler olduğunu yıllar sonra – geç de olsa- en azından buna inandı, bunu anladı insanoğlu…
2014 yılının emperyal güçlerinin yenilgi yılı olması en büyük dileğimizdir bu yeni yılın şu ilk gününde…
                                                         ***   
Bir yıl önce büyük bir coşkuyla karşıladığımız 2013 yılından çok büyük beklentilerimiz vardı elbette. Çoğu gerçekleşmedi umduklarımızın. Ne hayaller kurmuştuk oysa… İyi niyetlerle umutlandığımız beklentiler, tüm iyi dileklerle söylenmiş o yeni yıl mesajları boşa gitti hep, boşa… Demek ki hiçbir şey “dilek ve temennilerle” olmuyor ne yazık ki “Eyleme dönüştürmek gerekiyor” diye düşünüyorum.
Giden yılı hayal kırıklığıyla uğurlarken, bu yıl da aynı iyi duygularla karşıladık 2014 ü… Ömrümüzden bir yılı daha alıp gittiğinin ve bir yıl daha yaşlandığımızın elbette farkındayız. Tek avuntumuz, toplum olarak daha bilinçli, birey olarak da daha olgunlaştığımızı falan zannediyor olmamız… 
 
                                                         ***     
Doğayı ve doğal afetleri düşünüyorum pencerenin önünde.  Nasıl bir dünya düzenidir ki.. Esti mi deli esiyor, yağdı mı sel götürüyor ortalığı. Salladı mı da fena sallıyor, ölümler getiriyor… Ovalar, "Toprak doyarsa yağmura / Ben de doyarım yardan…” diyen ozanın sözünü ettiği gibi aynen… Sular altında tüm yurdum gibi Menemen, Dikili, Bergama ovaları… Denizler her zamankinden daha mavi, daha kabarık sular… Martılar üşümüş, karabataklar ıslak ıslak…
Bulutlar saklıyor güneşi, yol vermiyor ısıtmaya. Güneş, kırmaya çalışıyor havanın ayazını. Isıtmasa da ışıtıyor evreni. Geceler sessiz, geceler soğuk. Sobalar ısıtmıyor odaları.                                       
                                                         ***   
Gönlüm, Toroslar’a akıyor bir an. Oradaki köyüme de kar yağıyordur bu mevsim, bilirim. Buz tutmuş bağ deresinde şimdi topaç çevirmek vardı anasını satayım! Mor sümbüllü, sarıçiğdem çiçekler açmıştır şimdi dağlarında köyümün… Oralarda da kendi yalnızlığını yaşıyordur köyüm insanları, bilirim… Çocuklar üşüyordur; ayakları buz kesmiştir. Altları delik kara lastiklerin içinde çorapları ıslaktır. Paltoları da yoktur sırtlarında köyümdeki çocukların, bilirim!                                               
Taşköprü’den geçip Gökboyun’dan Gâvurçalı’ya çıkan avcılar tavşan izi, keklik sesi peşindedirler bu mevsim, bilirim… Meraklılar, ucu solucanlı uzun sırıklı oltalarıyla alabalık avlıyorlardır yağmur sonrası bulanık Aksu çayında şimdi, bilirim…
Çakan şimşeklerin arkasından gelen gök gürlemesiyle, kendi türküsünü söylüyordur yağmur bulutları. Ve ben kendisini bile ısıtmayan sobanın önünde ellerimi ovuşturup yüzümü yıkar gibi sıvazlıyorum arada bir…                                                          
Eşim, sabrın selametini örüyor elindeki şişle. İki ters, iki düz… Önündeki yumaklar ufalıyor örgüsü büyüdükçe…
Kızım dostluğun, barışın atlas kumaşı üzerine, sevginin ve güzelliğin türküsünü işlemekte. Tükenen umutları yeşertiyor al al, pembe kumaşlar üstüne! Beyaz keten üstüne ibrişimle, mavi çiçekler konduruyordur başka başka evlerin sıcak odalarında komşu evlerin kızları, bilirim.
Oysa geceler soğuk, sobalar odunsuzdur şimdi köyümde. Erikler kristal kar çiçekleri açmıştır kuru dallar üstünde… Dereler buz kesmiştir. Dağları beyaza, ovaları suya doymuştur şimdi köyümün, bilirim…
Gözlerim kamaşır bakamam uzaktaki karlı dağlara. Yanan sobasıyla iki yorgan altında bile ısınamayan anam, hâlâ üşüyor mudur acep şimdi toprağın altında!..       
 
Her şeye rağmen, yine de 2014’ün aydınlık bir geleceğin başlangıcı olması dileklerimle; tüm dostların yeni yıllarını kutluyor, her şeyin gönlünüzce olması dileklerimle saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum!.. Esen kalın dostlarım. İyiler ve iyilikler,tüm güzellikler sizlerle olsun hep!..

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir