23 Temmuz Pazar 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi”

“Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi”

Uğurlar Olsun
Bir Kez Daha “Uğurlar Olsun” Uğur Mumcu!..
Türk aydını ve
“Cumhuriyet” okurları iki yıl önce bugün, en büyük öğretmenlerinden
birini daha kaybet­ti!..
“Aydınım” diyen her
insan, yıllarca “Cumhuriyet” okuyan herkes ona çok şey
borçludur. Aydınlanmış ka­falar, yaşamlarındaki tüm öğrenim süresi içerisinde
öğ­retmenlerinden öğrendiklerinden çok daha fazlasını ondan öğrenmişlerdi.
UĞUR MUMCU başlı
başına bir okuldu… Cumhu­riyet
okulunun başöğretmeniydi. Olaylar karşısında yorum getirmeyi biz ondan
öğrendik. Bu nedenle ona borcumuz var. Ölümü nedeniyle “mutlaka bir şeyler
söylemeli ya da yazmalıyım” diye düşünüyorum.
Ama büyük insanlar
hakkında konuşmak ya da yazmak, inanın onların önünde konuşmak kadar zor geldi
bana
!..
“UĞUR MUMCU için ne
yazıp ne söylemeli­yim?..” diye günlerce düşündüm… Kimleri eleştireyim? Hangi
örgüte yükleneyim? Bunca yıl geçti aradan, hâlâ bir ipucu bile yok.
“Bu cinayetin
faillerini bulmak devletin
namus borcudur” diyen politikacılara mı?
UĞUR MUMCU gibi birçok değerli insanın ölümü arkasındaki karanlık güç­lere,
kanlı ellere mi? Kimlere, kimlere çatayım? Öfkemi kimlerden alayım?
Bu kanlı eller,
gözü dönmüş aydın düşmanları kimlerdir?
Bu cinayetler nasıl planlanıyor, nasıl
işleni­yor ve neden hâlâ aradan geçen bunca zaman sonra bir ipucu bile
bulunamaz.
Bu halk, tüyler
ürperten bu vahşet karşısında hiç­bir şey yapamamanın verdiği ezikliğe daha ne
kadar dayanacak? Tüm gücü ve örgütüyle devlet, bu cinayet şebekesinin
üstesinden neden hâlâ gelemez?
Bütün bu soruları
kendi kendime sorup kalem elimde hep düşünüyorum! Şiirlerden dizeler geçiyor
aklımdan. Bedri Rahmi’nin, Nazım’ın mezarı başında söylediği ve Livaneli’nin
seslendirdiği;
“Yiğidim
aslanım, burda yatıyor!”
“vurulduk  ey halkım, unutma bizi!..”
Bir halk
türküsünden; “VADESİZ ÖLÜMLER ZOR GELDİ BANA!..”
Turgut UYAR’dan;
“NE ÇOK ÖLENLER OLDU!..”
NÂZIM’dan geliyor aklıma: 
Yedi tepeli
şehrimde / bıraktım gonca gülümü /
Ne ölümden korkmak
ayıp / ne de düşünmek ölümü!..”
MELİH CEVDET‘in dizeleri içimi sızlatıyor;
“Bir çift
güvercin havalansa / yanık yanık koksa karanfil / değil bu / unutulur şey değil
/ apansız geli­yor aklıma
!..”
YAĞMUR ATSIZ’ın bir
şarkı için yazdığı sözler sı­ralanıyor:
“Bir kitaba başlar
gibi / koşarken yavaşlar gibi /
Ölen arkadaşlar
gibi / sessiz, sitemsiz… “
Bütün bu şiirler,
bu şarkı sözleri UĞUR MUMCU için
yazılmış birer ağıt sanki!
İLKER DURGUNER’in şiirini okuyorum açıp;
“UĞURLU
MUM” koymuş şiirinin adını.
“Gece soğuk ve karanlık  
Şafakta kan gölü şafakta ölüm sesi!
Duyuluyor kahpece yapmacık dünyanın sesi!
Eksiliyor
sol elimin parmaklarından birisi…
Sığınırken 24 Ocak soğuğunda anama,
Donuyor
gözyaşlarım yanaklarımda…
Sızlıyor tam şuram, nedeni belli!
Bilemezler Uğur’una inandığımız Mum’ların sön­ 
meyeceğini. Bilemezler.. Bilemezler.. Bilemezler!..”
Radyolarda bu
günlerde giderek sıklaşan bir istek; “UĞUR MUMCU’YA AĞIT”
diyor sunucu… İsteyenleri sayıyor… Sesi titriyor onun da!.. “UĞURLAR
OLSUN” diyor Selda BAĞCAN. Acılarım artıyor, sıkıntı veriyor yaşam!..
 
Ali Kaya İlhan Selçuk

 24
Ocak 1995… ADD’nin açtığı “Uğur Mumcu Sevgisi” konulu makale yarışmasında Ali
Kaya birincilik ödülünü sevgili İlhan Selçuk’un elinden bu yazısıyla almıştı.
  

 “UĞUR MUMCU!..” İÇİN ARTIK, ACILARIMIZI
YÜREĞİMİZE GÖMDÜK!..
              
Alçakça
öldürülüşünün ikinci yılındayız. Yine bo­yunlar bükük, yine başımız önde!
Utanması gerekenler devr-i saltanatlarını tamamlayıp çekildiler köşelerine.
Geçen bunca zamanda; devlet, devlet olma sorumlulu­ğunu yerine getirip de
üzerine gidemedi gözü dönmüş kanlı katillerin.
Kimleri
eleştirmeli, hangi örgüte yüklenmeli, kim­lere çatmalı bilmem ki !..
“Bu cinayetin
faillerini bulmak devletin namus borcudur
” diyenler, hani neredeler? İki yıl
geçti üze­rinden, hâlâ bir ipucu bile yok… Bu nasıl devlet, bu nasıl bir
adalet?  Bu ayıp kime yeter bilmem ki…
UĞUR MUMCU için
düşündüklerimizi ve acıla­rımızı artık yüreğimize gömdük!
Bizler için O’na
göste­rilecek en büyük saygı ve sevgi, Cumhuriyet’i ve ilkele­rini yaşatmaktır.
Zira her ikisi de “dâhili ve harici bed­hahların” ateş hattındadır. Cumhuriyet
düşmanları pu­sudadır. Yıldırma, korkutma, sindirme, gözdağı verme girişimleri
bütün hızıyla sürmektedir.
Bu çirkinliğin
arkasındaki korkunç gerçek; Cum­huriyet’i ve İlkelerini sahipsiz ve savunmasız
bırakarak önce onları yok etmek, sonra da kendi yöntemlerine ve emellerine
uygun sistemi getirmektir. Yıllarca süren bu aydın düşmanlığının ve
kıyımlarının arkasındaki sakladıkları “asıl gerçek” işte budur…
UĞUR MUMCU’nun  ölümüyle yüreğimizden ve beynimizden birer
parça koptu sanki!.. Bugün, bir avuç aydın kalsak da bu bilinçle yolumuza devam
edeceğiz. Eli kanlı katil çeteleri, onu bizden ayırabilirler, ama sevgisini
yüreğimizden söküp atamazlar!
Türkiye’de LAİKLİK,
CUMHURİYET, HUKUK, İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ, İLERİCİLİK
kav­ramlarından söz
açıldığında akla gelen ilk isimlerin başında gelir UĞUR MUMCU. Kendisi gibi
yakınları ve çev­resindeki arkadaşları da sevgili MUMCU’nun bir gün rahat
döşeğinde huzur içinde ölmeyeceğini çok iyi bili­yorlardı. Çünkü öyle şeyler
araştırıp yazıyordu ki… Biz yıllar sonra anladık asıl gerçeği.
Bugün nerede bir
olay patlak verse de olumsuz bir şey yaşansa; “Bunun bir gün böyle
olacağını, Uğur Mumcu şu kitabında yazmıştı…”
  deriz hep. O kitaplar yazılalı kaç yıl oldu
bakın. Söylediklerinin hepsi birer birer çıktı ortaya. O nedenle hedefteki isim
oldu ve mutlaka susturulmalıydı. Ve de öyle oldu…
Ancak tüm
Türkiye’yi ayağa kaldıran bomba ne yazık ve ne acıdır ki çok erken patlamıştı.
Karanlık odakların korkulu rüyası “SAKINCALI PİYADE UĞUR MUMCU’nun;
daha yazacak, çizecek o kadar çok şeyi vardı ki…
Aşırı dinci
kesimlerden devlet içindeki he­saplaşmalara… PKK ile MİT arasındaki ilişkiden
, KONTRGERİLLA‘ya, RABITA’dan KARASES CE­MALETTİN KAPLAN’a;
İPEKÇİ cinayetinden, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına
kadar uzanan
geniş bir yel­pazeydi bundan sonra da okuyacaklarımız.
Ne var ki ÇETİN EMEÇ, MUAMMER AKSOY, BAHRİYE ÜÇOK,
TURAN DURSUN, MUSA ANTER, FAİK CANDAN, ONAT KUTLAR, A. TANER KIŞ­LALI ve N.
HABLEMİTOĞLU
cinayetlerinden sonra, milyonlarca insanın kafasında dalgalanan
sorular, bu­gün de hâlâ yanıtsız kaldılar.
      
Yıllardır, demokrasi savaşı veren bu insanların ruhları ne zaman huzur
bulabilecek? Bu halk, cinayetler karşısında hiçbir şey yapamamanın verdiği
ezikliğe daha ne kadar dayanacak?
                                                         ***
UĞUR MUMCU’yu
kimler ve neden öldürdüler? Amaçları neydi? Ne istiyorlardı
? Son yıllarda
yaşadı­ğımız ve birçok değerli insanı yitirdiğimiz; bazılarının sakat kaldığı
saldırıların arkasında kimler vardı? O bomba arabaya nasıl kondu? Elli metre
ötedeki polislere rağmen, Uğur Mumcu cinayeti nasıl gerçekleşti? Suçlu­lar
neredeydi ve neden bunca zamandır hâlâ bir ipucu bile bulunamadı?
Bu soruların ve
daha nicelerinin yanıtını bulmak ya da öğrenmek, bugün milyonlarca insanın tek
isteği­dir.
Server TANİLLİ‘yi, Onat KUTLAR’ı vuranlar da
hâlâ aramızda dolaşıyorlar ve devlet, “devlet olma” yü­kümlülüğünü
yerine getirip de bu eli kanlı katilleri bul­muyor, bulma sorumluluğunu da
taşımıyor.
Yetkilile­rin Uğur
Mumcu cinayetinde en küçük ipuçlarını bile değerlendirdikleri söylenemez.
Soruşturmada
öylesine çelişkiler yaşandı, öylesine akıl almaz ihmaller ortaya çıktı ki…
İslami Hareket
Örgütü üyesi olduğu ve Uğur Mumcu cinayetine karıştığı savıyla aranan;
yakalanma­sına karşın “bilgi eksikliği” nedeniyle serbest bırakılan ŞEFİK
POLAT’ın daha sonra tekrar arandığı düşünü­lürse, böyle önemli bir ipucunun
bile henüz işin başında gevşek tutulduğu gerçekten de düşündürücüdür.
DGM eski savcısı
ÜLKÜ ÇOŞKUN’
un, cinayetten sonra Uğur Mumcu’nun eşi GÜLDAL MUMCU’ya;
“Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse bu iş
çözülür”
demesi, gerçekten de akıllara durgunluk veriyor! Kos­koca DGM
savcısı mı yalan söylüyor, yoksa böyle bir şeyler var da gizli mi tutuluyor?
Devletin savcısı bu id­diaları hangi kanıtlara dayanarak söylüyor. Böyle bir
şey yoksa eğer daha işin başında devlet savcıyı iddialarını ispat için sorguya
çekmeliydi ve gerçekler sıcağı sıcağına mutlaka gün ışı­ğına çıkarılmalıydı.
Olmadı… Bilerek
veya bilmeyerek kimse işin üze­rinde durmadı ve bu cinayet de diğer fail-i meçhuller
arasındaki yerini aldı…
Oysa halkımız
tepkiliydi. Cenazesindeki insan ka­labalığına Ankara sokakları dar gelmişti.
Katillerin bu­lunması için o günlerde açılan kampanyada, bir milyona yaklaşan
imzasıyla bu ülkenin insanları, hem UĞUR MUMCU’nun, hem de diğer “fail-i
meçhul” cinayet ka­tillerinin bir an önce bulunmasını istiyorlardı.
Yeniden basımı
yapılan cilt cilt kitaplarının vitrin­leri süslemesi ve okurlarının ellerinden
düşmemesi, bu­nun kanıtıdır.
Gözü dönmüş kanlı
hainler, Türk Basınının en güçlü, en renkli isimlerinden biri olan sevgili UĞUR MUMCU‘nun en doğal hakkı olan YAŞAMA HAK­KINA saldırarak, ulusumuzun
onurunu ve mutlulu­ğunu korumaya çalışan bu güçlü kalemi de kırdılar!..
Kırılan kalem
yenisiyle değiştirilebilir, yeri dol­durulabilir. Bir değil bin kalemi de
kırsalar, TÜRK BASINI susturulamaz. UĞURLAR’IN ektiği tohumlar çığ gibi filiz
vermekte. “BİR ÖLÜR, BİN DİRİLİRİZ!” Bu ulus daha nice MUMCULAR
yetiştirecektir
.                                          
                                                           ***
Sevgili UĞUR MUMCU! Sen bir ışıktın.
Karan­lıklar içinde gökyüzünü aydınlatan bir ışık… Büyük bir yazar, eşsiz bir
araştırmacı bilim adamı, eşi bulunmaz bir hukukçu! En büyük terör uzmanı ve
kaleminle dü­şünce özgürlüğünün en güçlü savunucusuydun!..
Sevgili Uğur
MUMCU…

Sen gerçek ATA­TÜRKÇÜ, laik düzenin savunucusu, kişi temel hak ve
özgürlüklerinin yılmaz bekçisiydin. Cesur ve korku­suzdun! Senin karşına
düşünceleriyle çıkmaya cesaret edemeyenler, bombayla çıkma korkaklığını
gösterdi­ler. Sen, demokrasinin sadece bir hükümet şekli olma­dığını; aynı
zamanda gittikçe gelişmesi gereken renkli bir hayat şekli olduğuna inananlardan
biriydin.
Sen, katıldığın
açıkoturumlardaki o etkili ko­nuşma sanatın ve yeteneğinle, ikna gücünle, engin
bilginle, büyük kişiliğinle; değişik görüş ve siyasi fi­kirlere sahip kişileri
kırmadan, incitmeden, izleyici­lerin kalbinde taht kurmuş birisiydin!
Katıldığın tüm
programlarda, inandığın fikirler­den taviz vermeden yine de ortak bir noktada
birleş­meyi, en iyiyi bulmayı önerirdin hep. 

Yüce Atatürk’ün
ölümüyle, nasıl ki dünya eskisi kadar renkli ve enteresan olamamışsa; sevgili
UĞUR MUMCU’nun ölümüyle de TÜRK BASINI hiç bir za­man eskisi kadar enteresan ve
renkli olamadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum!




İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir