27 Mayıs Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Mavi Gözlü İki Dev

Mavi Gözlü İki Dev

Ali Kaya

15 OCAK 1902’de doğmuştu NÂZIM HİKMET.
YAŞIYOR OLSAYDI BUGÜN 112 YAŞINDA OLACAKTI…

BİRİ MUSTAFA KEMAL, ÖBÜRÜ NÂZIM HİKMET                                                        
İkisi de Selanik doğumlu… Biri 1881’de, öbürü 15 Ocak 1902’de doğmuş. Çöküş sürecindedir İmparatorluk. Mustafa Kemal 21 yaşında gencecik bir zabitken açar gözlerini dünyaya NÂZIM…
İkisinin de Batı‘ya dönüktür yüzü. Biri şiirleriyle, öbürü işaret parmağıyla gösterir hedefi. UYGARLIK DÜNYASININ İNSANI OLMAKTIR ve İNSAN GİBİ YAŞAMAKTIR ÖZLENEN!.. Aydınlanma dönemine ışık tutmaktır, yol göstermektir savaşlardan arta kalan Anadolu insanına…
İzin vermez, göz açtırmazlar karanlık gizli güçler!..
Meslek olarak, ikisi de askerliği seçmiştir yaşamlarında. Biri karacıdır, öbürü denizci… Ama sonuna kadar gitmez bu istek! Çıkarırlar üniformalarını, sivil sürdürürler savaşlarını. Zorunlu geçen yaşamlarında yarım kalır askerlik düşleri…
Biri paşa torunudur, öbürü sıradan bir insanoğlu Ali Rıza’dan olma… Paşalığı kendisi kazanmıştır sonradan savaş meydanlarında.
Biri, kurduğu devletin başında Reis-i Cumhur, öbürü Türk Edebiyatının payitahtında şiirin ustası, NÂZIM USTA!..
Gençlik yılları sıkıntılı geçmiş, sakıncalı görülmüş ikisi de! "Vatana ihanet" ten yargılanır Nazım, giyer 23 yıl. Hasta bedeniyle 14 yıl çeker bu acıyı!
Mustafa Kemal için de idam fermanı çıkmıştı Devlet-i Âliye’den. Ne garip bir ülkedir ki şu ülke; ikisi de kahraman, ikisi de büyük insandır bugün. Bu hep böyle süregelmiştir tarihte. Bu ne biçim bir çelişkidir böyle, bu ne acı bir gerçektir ki dünkü kötüler bugün iyi, iyiler kötüdür günümüzde. Nedense hep sonradan varılır işin ayrımına, bu da tuhaftır!..
Biri, savaş meydanlarında tanıdığı halkıyla kurmuştu devletini. Öbürü mahpus damlarında tanıyıp sevdiği nice yiğit insanları işler şiirlerinde…"MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI" yla "KURTULUŞ SAVAŞI’NIN DESTANI"nı yazar mahpusluk yaşamında. NİCE İNSAN MANZARALARI çizer sözcüklerle! Destan olur şiirleri ciltler dolusu…

                                               *

Birbirlerini hiç tanımamış bu iki iyi insan, ne savaş alanlarında ne de bir başka yerde yüz yüze gelmemiş, bir masada oturmamışlar hiçbir zaman… İki ömür böyle geçmiş. Biri Selanikli Mustafa Kemal, öbürü Selanikli Hikmet’in oğlu Nâzım Hikmet… Birisi paşa torunudur, öbürü sıradan bir insanoğlu…
Taa ki Dolmabahçe Sarayında dinlenen bir taş plakta fark eder Mustafa Kemal Nâzım Hikmet’i.
                                              *
Bir akşam yemeğinde sazdan sözden sonra şiirden söz açılır. Şiirler dinlenir o eski plâktan. Nâzım’ın sesidir bu gürleyen ve Mustafa Kemal’in ilk kez dinlediği. Der ki:
        “Bu şair size hiç benzemiyor? Farklı biri olsa gerek!”.
         Fark edilmiştir yıllar sonra Nâzım Usta.
        Mustafa Kemal’in dikkatini çeker şiirin özü, özündeki ince doku, yalınlık, şiirin biçimi, konusu vs…
       Gerçekten de farklıdır bu ses. Ne “Sanatı sanat için, ne de halk için” düşünür. Düşüncelerini yaymak için, şiiri araç olarak kullanır Nazım Usta. Çizgi ötesi, alışılmışın dışında yeni bir sestir o!
İşte bu nedenle gelenekçi yazar ve şairler ateş püskürürler. Çünkü tahtları sallanmaktadır. Gammazlarlar O’nu. "Kızıl Komünisttir" derler. Gözlerden ve gönüllerden düşürmek isterler Nâzım’ı. Necip Fazıl O’nun için der ki:

“NÂZIM ÖYLE BİR TEHLİKEDİR Kİ KENDİSİNDEN KURTULMAK İÇİN ONU ASMAK GEREKİR. FAKAT O KADAR DA KUVVETLİ BİR ŞAİRDİR Kİ SONRA DA ÖNÜNDE DİZ ÇÖKÜP AĞLAMAK GEREKİR!”
İşte, gelenekçi burjuva şairlerin NÂZIM‘ı değerlendirmeleri böyle maalesef! Ne kadar kızsalar, öfkelenseler de büyüklüğünü bir türlü inkâr edemezler.
Ünü giderek yayılan NÂZIM’ın açıktan olmasa da elden ele gizliden dolaşır şiirleri. Özellikle de genç subaylar arasında büyük bir ilgiyle okunmaktadır.
İşte bu nedenle suçludur NÂZIM… Suçu, orduyu isyana teşvik etmektir. Bu ilgi, doğanın akışı içerisinde kendiliğinden gelişir. Bir çığ gibi büyür, yaygınlaşır.
O büyüyüp ünlenedursun, biz dönelim yine Dolmabahçe akşamlarına…
NÂZIM’ı plaktan dinleyen Atatürk; bir ara Nâzım’ın şiirlerini canlı olarak kendi sesinden dinleme isteğine kapılır. "Bu şairin bulunup getirilmesi" emrini verir.
Çevresindekiler seferber olurlar. Telefonlar çalar. Bulunup getirilmesi için Kadıköy polis karakoluna emirler verilir…
Polisler, Nâzım’ın kapısını çalarlar. Yorgundur ve yatmıştır Nazım Usta. Kapı tokmağının sesiyle uyanır. Perdeyi aralar. Bakar ki polisler… Alışıktır ya yerli yersiz ikiye bir götürülmeye… “Eyvah” der.. “Gene ne suç işledik acaba? Ya da neyle suçlayacaklar bu kez de!..”
Soğuk terler dökmektedir. Kapıyı açar. Polisler, başka zamanlardakinden farklı davranırlar nedense! Bu kez daha kibardırlar.  Nezaketle; Mustafa Kemal Paşa’nın kendisini Dolmabahçe Sarayı’nda beklediğini, şu anda şiirlerini plâktan dinlediğini, masasında bulunup şiir okuması gerektiğini söylerler.
Alınıp götürülmekten daha da ağır gelir bu teklif Nâzım’a! Onuru kırılmıştır. Paşa’ya yakıştıramaz böyle bir teklifi.
      “Oğlum” der…“Paşa’ya benden selam söyleyin. Ben Denizkızı Eftelya değilim!..” der demez de kapıyı yüzlerine kapatır.
       Bu sözlerle NÂZIM, bir şarkıcıya benzetilmekten kırılmıştır. Bu yanıtıyla da bir şairin basit bir şarkıcı gibi çağrılamayacağını anlatmak istemiştir.
         Nâzım’ın yanıtı kendisine bildirildiğinde Mustafa Kemal;     
        “AFERİN ÇOCUĞA! İŞTE ŞAİR DEDİĞİN BÖYLE OLMALI!..” der.

BESTELENMİŞ NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ İÇİN TIKLAYINIZ…

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir