27 Mayıs Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Hülya Karakuş / Londra’da Yaşam ve Özlediğim Ülkem, Türkiyem…

Londra’da Yaşam ve Özlediğim Ülkem, Türkiyem…

Hülya Karakuş

İKİ YILDIR YAŞAMINI İNGİLTERE’DE SÜRDÜREN OKURUMUZ HÜLYA KARAKUŞ’TAN; (tüm iyileştirilmiş yaşam koşullarına karşın) SILA ÖZLEMİYLE, ÜLKESİNE HASRETLİK DUYAN BİR MEKTUP ALDIK… 

Londra İngiltere’nin başkenti midir, yoksa İngiltere’nin kalbi mi? İki farklı soru olsa da yanıt hep aynıdır… Londra, İngiltere’nin İngiliz olmayan başkentidir. Zira sekiz milyonluk nüfusun %34’ü bu ülkede doğmamış olanlardan oluşmaktadır. Bir başka deyişle, İngiltere’de üç kişiden biri İngiltere dışında doğmuştur. İngiliz vatandaşı olup da farklı köklerden gelenlerin oranı ise %42’dir.
Dünyanın en önemli ekonomi merkezlerinden biridir Londra. İngiltere’nin en büyük emlak, iş ve finans kaynaklarına sahiptir. 2008 yılında şehrin brüt katma değeri 265 milyar sterlin olarak geçmiştir verilere… Dünyanın en önemli bankalarının merkezi olma özelliği de Londra’ya aittir.
Çok kültürlülüğün ve çok dilliliğin adeta kalesidir. Yaklaşık olarak 300’ ün üzerinde dilin konuşulduğu çok sesliliğin merkezidir. Bu demek oluyor ki dünyanın tüm dillerinin konuşulduğu bir mozaik bileşkesidir Londra. Farklı dil, din, ırk, kültür, renk ve yaşam tarzıyla, farklı insanlardan oluşan rengârenk bir yelpaze şehridir. Bu ışıltılı çok renklilik adeta göz kamaştırır. Hayat sanki bir karnaval havası içinde akıp geçerken, sonradan gelip de buraya uyum sağlamaya çalışan bizim gibiler şaşkınlıkla izlemekte yaşanan tüm bu olup bitenleri…
Buradaki her topluluk, kendine has bu özgün gelenek ve göreneklerini adeta kendi ülkesindeymiş gibi özgürce sürdürebilmektedir. Bu şehir, onlara gerekli ortamı hazırlayarak, olanak sağlamış, sağlamaya da devam ediyor hâlâ. Gökyüzündeki bulutların sürekli yağmura dönüştüğü bu nemli ve ıslak topraklar, burayı yurt edinen herkesin sığındığı bir liman olmuştur.
Çok dinamik ve hareketli bir şehirdir Londra ve bu dinamiklik, yaşayan nüfusa da yansımıştır. Diğer şehir ve bölgelere oranla Londra daha genç nüfusa sahiptir. Şehrin %43’ü 20- 44 yaş grubundadır
İster genç olun ister yaşlı, bu şehirde yapabileceğiniz bir şeyler, para kazanabileceğiniz bir iş mutlaka vardır.

Çok sayıda parkı, bahçesi, müzikalleri, spor organizasyonları, turistik mekânları bulunan bu ülkede gece hayatı hem yerli halkın, hem de turistlerin gözde mekânlarıdır. Dünyanın pek çok yerinde olmayan bir özellik de yine bu şehre özgüdür. Tüm müzeler ve sanat merkezleri ücretsizdir. İsteyen herkes para ödemeden buraları rahatlıkla gezebilir.
Londra, düzlük bir arazide kurulmuş yemyeşil bir şehirdir. İngiltere’nin en büyük parkı olan HYDE PARK 142 hektarlık bir alanı kaplamakta ve bizim alışık olmadığımız ayrı bir özellik ve güzellik katmaktadır bu şehre! Dünyanın bir başka yerinde eşine rastlanmayan bir gelenek, yıllardır bu parkta hâlâ sürdürülüyor.”SPEAKER CORNER” adi verilen bölümde herkes düşüncelerini, aykırı da olsa görüşlerini hiçbir kısıtlama olmadan, bir müdahaleye de uğramadan özgürce yüksek sesle haykırabiliyor hâlâ…
Londra demek, özgürlük demektir aslında. Burada herkes eşit şartlarda ve özgürce yaşar. İster meslek olsun ister sosyal farklılık bu sizin hayattaki imkânlardan asla geri kalmanızı sağlamaz. Doktor, ev hanımı, belediye isçisi, öğretmen, öğrenci, emekli, ne olursa olsun herkes aynı eşit sosyal haklara sahiptir. Zenginlerin ya da fakirlerin yaşadığı kenar mahalledeki evler ya da bölgeler hiçbir ayrım gözetilmeden bu sosyal haklardan ve hizmetlerden eşit olarak yararlanırlar.
Bu ülkedeki tüm evler devlete aittir. Yani Birleşik Krallığa ya da diğer adıyla Büyük Britanya’ya… Herkes bu topraklarda kiracıdır ve asla toprağın gerçek hâkimiyeti insanlara verilmemiştir. Örneğin bu ülkede ev aldığınızı düşünün… O evi 99 yıllığına devletten almış olursunuz, ama bu sürenin bitiminde devlet tekrar evi sizden geri alır. Kısaca biz buna bu ülkede “kullanım hakkı” diyoruz. Evlerin hepsi de oldukça eskidir. Çoğu evlerin yaşı yüz yılın üzerindedir, ama hâlâ dimdik ayaktadırlar. İngiltere’de evlerde balkon aramayın, çünkü –balkonların evlere yük olduğu mu, yoksa yer kaybı olarak mı düşünülmüş öteden beri, evler balkonsuz düz olarak inşa edilmektedir buralarda.
Londra, 1863’te yapılan dünyanın en eski metro adıyla bilinen yer altı treni ağına sahiptir. Şehrin her tarafı adeta demir ağlarla örülmüştür. Metro hem çok hızlıdır, hem de her bölgeye yer altından gitme olanağı sağlar size. Trafiğin ters aktığı başkentte, tek tip siyah taksiler ve çift katlı kırmızı otobüsler, şehri marka yapan değerler arasındadır. Bu ülkede trafik sorunu yok denecek kadar azdır. Çünkü yollar hem çok geniş, hem de çizgilerle ayrılmıştır. Otobüslerin gidiş çizgisine asla başka bir araç giremez. Bunlar, trafiğin hızlı akmasına ve kazaların en aza indirgenmesinde en önemli etkenlerdir.

Bu ülke, güvenliğin en iyi sağlandığı yerlerin başında gelmektedir. Şehrin güvenliği yaklaşık yedi bin 500 güvenlik kamerasıyla sağlanmaktadır. Ülke genelinde tüm olup bitenler, 7 gün 24 saat kamera sistemiyle kayıt altına alınmaktadır. Bu nedenle, ülkede işlenen herhangi bir suç kısa zaman içinde çözülmektedir. Cinayet, gasp, hırsızlık ya da başka suçların işlenme oranı da buna bağlı olarak düşüktür. Halkın huzur ve moralini bozmamak için, işlenen bir suç ya da olay televizyon kanallarında gösterilerek hemen sergilenmez.
Londra’ da her şey, tam bir sistem içinde işlemektedir. Öyle ki elde yazılı bir “ANAYASA”ları bile olmayan İngiltere’de hayatın her alanındaki bu düzen takdire değer doğrusu. Örneğin; burada hiçbir zaman o bizde uzayıp giden kuyrukları göremezsiniz. Her şey randevu sistemi ile yürütüldüğünden kuyruklarda zaman kaybı yaşanmamaktadır.
Diğer önemli bir özellik de İngiltere’de  “geri dönüşüm”  sisteminin yerleşmiş olmasıdır. Evlerdeki atıklar değişik kutularda toplanarak değerlendirilmek üzere ilgili yerlere geri gönderilir. Cam, plastik, karton, kâğıt, metal vb. geri dönüşüm kutularında toplanır. Normal ev çöpüyle,  yemek artıklarının ayrı kutularda toplanması,  yerleşmiş ve toplum tarafından benimsenmiş bir gelenek görenek halini almıştır. Devlet, artık ev yemeklerinden gübre yapmakta ve bunu tüm park ve yeşil alanlarda kullanmak için olanak yaratmaktadır.
Bu ülkede en çok beğendiğim ve takdir ettiğim bir özellik de ikinci el dükkânlar ve yardım marketleri…  Herkes kullanmadığı ya da az kullanılmış eşyalarını bu yardım marketlerine verir. Bu marketler de bu ürünlerden elde ettiği geliri kanser merkezlerine, çocukların eğitim ve sağlık harcamalarına, huzur evlerine ve ihtiyaç duyulan alanlara aktarır.
Hayran olup takdir edilmeyecek şeyler değil tüm bunlar… Ama derler ya hep;  “doyduğun yer mi, yoksa doğduğun yer mi?”diye…Tüm bu olanaklar ve bir düş kadar güzel,  “düzenli yaşam” olanaklarına karşın, bence “doğduğum yer” diye düşünüyorum hep!.. Çünkü bunca imkân, yaşamı kolaylaştıran onca düzen olmasına karşın, hayatımda hep bir şeyler eksik, hep yarım sanki… O da vatanımdan ayrı kalmak,  sevdiklerimden uzak olmak…
Altın kafese hapsedilmiş bir kuş gibi görüyorum sanki kendimi.  Hani, bülbülü altın kafese koymuşlar da “ille vatanım!” demiş ya… Açıvermişler kafesin kapağını, kanat çırparak özgürlüğe uçmuş ve dere kenarındaki bir kızılcığın dalına konarak başlamış sallanmaya. Benimkisi de aynen öyle işte…  Anadolu’mun dağları, bayırları, toz toprak içinde de olsa, çamurlu yolları bile gözümde tütüyor hep!..
Çok uzaklardaki sıla özlemimi Dikili sahillerinden topladığım deniz kabukları, Dikili kartpostalları ve evimizin bahçesinden toplayıp kuruttuğum çiçeklerle geçirmeye, yüreğimdeki  özlemi dindiremesem bile, birazcık olsun hafifletmeye  çalışıyorum…Ve öylesine özlüyorum ki  hasret kaldığım sılam Anadolu’yu, insanlarını, annemi  babamı, kardeşlerimi  ve tanıdığım tüm yakınlarımı!..
Hepsini hasretle öpüyorum… Hoşça kal benim güzel yurdum ve onun çilekeş insanları, hoşça kalın!
2013 / Londra

 
İlgili Aramalar: Hülya Karakuş, Hülya Karakuş Londra’da Yaşam ve Özlediğim Ülkem Türkiyem, Hülya Karakuş yazıları, Hülya Karakuş yazarlarımız, Hülya Karakuş edebiyat yuvası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir