18 Ekim Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Anılarımdaki Necati Cumalı

Anılarımdaki Necati Cumalı

10 Ocak 2001’de kaybettiğimiz
Necati Cumalı’yı, bugün ölümünün 13. yılında
bir kez daha anıyoruz… 
Yer: Urla -Necati Cumalı “Anı Evi” 
30 yıllık Türkçe – Edebiyat Öğretmenliğim Ege’de geçti hep… 19 yıl Tiyatro kolu Rehber Öğretmenliğim süresince hatırı sayılır 23 oyun sergiledim okul sahnelerinde.
Ege’nin bereketli topraklarında göğermiş; konularını bu yöreden, yöre insanlarının sorunlarından almış Necati Cumalı’dan seçerdim oyunları çoğunlukla… “Ezik Otlar”, “Nalınlar”, “Susuz Yaz” bunlardandı…
O yıllarda Türkçe ve Edebiyat derslerinin aktivitesini arttırmak için ünlü yazar ve ozanları çağırırdık okullarımıza. Günümüzde olduğu gibi onlar da bu çağrımıza olumlu yanıtlar verirlerdi hep… Böylece hem bizi onurlandırırlar, hem de okurlarıyla birebir görüşerek yapıtlarının tüketilmesinde hayranlarına ulaşmanın en kolay yolunu bulmuş olurlardı.
 Bir hafta sonra sinema salonunda sergileyeceğimiz NALINLAR’ın (Yoksa Ezik Otlar’ın mıydı?..) son provalarındaydık… Necati Cumalı’nın imza ve söyleşisi o günlere denk düşmüştü. Bu bir rastlantı da olabilirdi ama biz, biraz da oyuncuların şevkini arttırmak (günümüz söylemiyle motive etmek), yazarının gözüyle oynanacak oyunun eleştirisini almak için bilerek yapmıştık bunu…
Üstat geldi. Önce edebiyat üzerine bir söyleşide bulundu, soruları yanıtladı, sonra da kitaplarını imzaladı. Yazarla okuyucular arasında iyi bir diyalog oluşmuştu.
Öğleden sonra da oyunun provasına katıldı. Oyuncular göz doldurmak, yazarın da beğenisini kazanmak için var güçleriyle asıldılar rollerine… Bu çabaları, belki de ilerisi için bir umuttu onlar için. Kim bilir ne hayaller kuruyorlardı ve ne düşler içindeydiler ilerisi için… 
Nitekim o günlerde bir şeylere benzetemediğimiz bu oyunlardan, bugün TV dizilerinde oynayan (sonraları tiyatro eğitimi de görmüş olan) Dikili’den bir Şencan Güleryüz, Özlem Akın, Pınar Ünsal ve Samet Hafızoğlu’nun tiyatro sevgisini o sahnelerden alacakları ve ünlü olacakları kimin aklına gelirdi! İlk sahne tozunu bugün Tansaş olan o eski kışlık sinema salonunda yutmuşlardı onlar ve oyunculuğu da meslek edindiler sonraki yaşamlarında.
Biz dönelim yine oyunun provasına… Bu bir prova değil, oyunun ön gösterimi gibiydi sanki. Oynandığı geceden daha da başarılıydı çocuklar. Ünlü bir yazarın, hem de oynadıkları oyunun yazarının karşılarında bulunması, uyarıcı bir kamçı olmuştu sanki üzerlerinde. Yazarın mutluluğu ise yüz hatlarından ve alkışlara katılışından belli oluyordu zaten…
Bu arada, biraz da şakayla karışık: “Telif hakkımı isterim arkadaş. Nereye gitsem benim oyunlarım oynanıyor… Kimse de çıkarıp beş kuruş para vermiyor. Biz neyle geçineceğiz yahu!..” diye öyle bir gürleyişi vardı ki… Biz bu isteği gerçekten de sahi zannetmiştik.
 "Biz seyircilerden para almıyoruz ki birazını da size verelim üstadım. Bizim için bu tür etkinlikler birer kültürel hizmettir” falan dediysek de “Yahu 5 kuruş da olsa bir şeyler verin, emeğimizin karşılığı olsun bu… fazla bir şey istemiyorum!..” dedi.
Ben de;
—Üstadım, “emeğe saygı” açısından düşünüldüğünde yerden göğe haklısınız! Ama halkımız zaten okuma özürlüsü. Para verip de kitap falan almaz pek. Bir kitap ederine bir paket sigara, ya da iki şişe bira alırken hiç pahalı demez. O iki zararlıya her gün parayı hiç acımadan peşin öder üstelik. Ama sıra, ayda yılda bir kitap almaya geldi mi de ‘kitap fiyatları çok pahalı’ der. 

Ali Kaya

Şuna emin olun; oyunlarınızı izleyenler, kitaplarınızı okuyanlardan daha fazladır. Bizler aylarca uğraşıyor, bir oyun sahneliyoruz ve okumayanlara zorla da olsa o oyunu izletiyoruz. Kapıda bilet satmaya kalksak salonun yarısını zor doldururuz.  Sizi ve yapıtlarınızı biz bu oyunlarla tanıtıyor, edebiyatı ve sanatı sevdiriyoruz. Vermek istediğiniz mesaja biz aracılık ediyoruz.
Şimdi bu durum karşısında asıl sizin bize ödeme yapmanız gerekmiyor mu? Siz ünlü bir yazarsınız, ama sizin üne kavuşmanızda bizim de payımız var…” gibilerden, şaka yollu konuşmalar geçmişti aramızda…
Tabii her şakanın altında yatan bir gerçek vardır ki o da "emeğe saygı" dır…
Ben bu olayı, onu daha da yakından tanıyanlara anlattığımda: “Doğrudur… Rahmetli parayı da çok severdi canım…” yargısıyla değerlendirdiler… Geçmişte yaşanan böylesi bir olay, güzel bir anı olarak kaldı bugün belleklerimizde. Bir daha görüşemedik, bir salonda birlikte olamadık kendisiyle!..
Aradan uzun zaman geçti… O yıllarda Urla’da yayımlanarak; Çeşme, Seferihisar, Güzelbahçe’de de dağıtımı yapılan “Yarımada” gazetesinde hem köşe yazıyor, hem de gazetenin sanat danışmanlığını yapıyordum. Gazetemizin, Urla Belediyesi’nin de katkılarıyla tasarladığı ortak girişim sonuçlanamadı ne yazık ki…
Urlalı Necati Cumalı’ya bir onur plâketi ( onurluk) vermek için İstanbul’a gitmeye karar verilmişti. Heyet oluşturuldu. Araba ayarlandı, ama biz kendisine ulaşamadan ölüm haberi geldi. Necati Cumalı’nın bu zamansız ölümü herkesi, ama en çok da Urlalılar’ı üzmüştü!..
Bu acı haber; onun oyunlarının da son perdesiydi ve perde kapandı. Urla’dan ve bu dünyadan bir Necati Cumalı geldi ve geçti.
Anısı önünde bugün saygıyla eğiliyoruz. Bir insanın yapıtlarıyla ve yaptıklarıyla bundan sonra da yaşıyor olması güzel şey!..

Tek tesellimiz de bu oldu zaten…
                                                                                                                Yazarın                                                                                                                                    ”HAL BÖYLEYKEN SARI SAÇLIM”
                                                                                                        adlı kitabından…

NECATİ CUMALI’NIN “SUSUZ YAZ” ADLI ESERİNİN SİNEMA UYARLAMASINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir