29 Mayıs Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Abdi İpekçi Öldürülmeseydi Eğer…

Abdi İpekçi Öldürülmeseydi Eğer…

Ali Kaya

1 Gazetecinin Ölümü! 1 Şubat 1979
Az mı gazeteci öldürüldü Hasan Tahsin’den bu yana… Özellikle de son 30 yıldan bu yana nice aydınlara kıyıldı!
Aydınlarımız, eskiden kalleşçe pusular kurularak öldürülüyordu. Baktılar ki öldükçe çoğalıyor, daha da büyüyorlar. Adları parklara, alanlara, salonlara veriliyor. Heykelleri, büstleri dikiliyor kavşaklara, parklara…
Ünleri arttıkça rahatsız olan beyler yeni yöntemler geliştirdiler. “At içeri, sorgu yok sual yok, uyduruk nedenlerle, sahte belgelerle kumpaslar kurarak karala onları yıllarca yatsın, çürüsün içeride…”
Irmağın ister altında ol ister üstünde  “suyumu bulandırıyorsun” diyenler bulunacaktır her devirde. İşte o yüzden bugün zindanlara tıkılmaktadır aydınlar ve gazeteciler. Başta Genel Kurmay eski Başkanımız olmak üzere ne kadar ABD karşıtı ilerici subay varsa, hepsi şimdi zindanlarda çürüyor…   
Daha dün gibiydi… Tam 35 yıl geçmiş ABDİ İPEKÇİ öldürüleli. O günlerde doğanlar, yolun yarısını geçtiler. Nice aydın ölümlerine tanık oldular geçen bu 35 yılda.
Hangi meslek bu denli şehit verdi? Bir savaşta ölenler kadar kayıp verdi Türk Basını!
Tarih 1 Şubat 1979’da… 7 şiddetinde bir sarsıntı oldu İstanbul’da. Önce Türkiye’ye, sonra dünyaya dalga dalga yayıldı. İnsanların üzerine evler yıkılmadı… Can almadı, sanayi siteleri çökmedi, yollar yarılmadı, köprüler göçmedi… Binlerce insan ölmedi ya da sakat kalmadı belki de… Ama tüm bunlara eşdeğer bir isim, Milliyet’teki "Başköşe"sinden, ansızın yok oluverdi!
Pek çok genç gazeteciye hocalık yaparak onlara yol gösteren, yılların duayen gazetecisi ABDİ İPEKÇİ yoktu artık!..
1 Şubat 79’ un soğuk bir kış günü gazeteciliğin ipek kadar yumuşak, kılıç kadar keskin bir kalemi daha hain kurşunlarla kahpece susturuldu! Kan; kara karışıp çamura mı bulanmıştı, bilmiyorum. Yalnız, vurulduğu yerde keskin bir kan kokusu karışmıştı havaya!
Tetiği çeken belliydi de bu kuklaların ipleri kimlerin elinde olduğu sorusu, hâlâ bir sır perdesi olarak gizemini koruyor.
Bu kahpece tuzaklar kurdurup ölüm emrini verenler kimlerdi peki? Amaçları neydi bu hain aydın düşmanlarının?
Ülke düzeyinde geniş çapta bir kargaşa yaratarak, dengeleri bozmak ve bir yıl sonra gerçekleştirilecek olan askeri darbeye zemin hazırlamak mıydı amaçlanan…
Kimi birimler arasındaki hesaplaşmaya, güç kavgasına, iktidar çekişmesine ivme kazandırmak ve tarafları birbirlerine kırdırmak için miydi, neydi bu gözü dönmüş katillerin hedefleri?
Bunca aydın, neden ve niçin kahpece öldürülmüştü?
12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için miydi yoksa bunca vahşet?
Ya da Susurluk’tan sonra sıkça duymaya alıştığımız, ama bir türlü içimize sindiremediğimiz, kolay kolay da kabullenemediğimiz insanlık dışı bu kanlı saldırılar;
Vatan için kurşun sıkanların da tetiği çekenlerin de kahramanlıkları belgelenip tescillensin ve Türkiye, kahraman katilleriyle gurur duyabilsin" diye miydi yoksa?     
Gelecek kuşaklara tüm “fail-i meçhuller” gibi bir tehdit oluştursun da ağızlar konuşmasın, kalemler yazmasın ve toplumun her kesimi “üç maymunları” oynasınlar diye mi sıkılır böylesi kör kurşunlar?
Bütün bunlar, o gün bugün; "bir devlet sırrı" olarak kalsın ve "Devlet hukukunun" ırzına geçilsin diye mi yoksa? Ortalıkta dolaşan bir sürü başıbozuk kanlı katil çete bozuntuları. Yanıtsız kalmış sorular, sorular…
Devlet, devlet olup da neden bir türlü hakkından gelemez bunların, anlaşılır gibi değil!
                                                                     ***
Abdi İpekçi, tıpkı Uğur Mumcu gibi başlı başına bir okuldu. Biri Cumhuriyet, diğeri Milliyet okulunun iki başöğretmeniydiler.
Bugün yazılarını beğeniyle okuduğumuz değerli genç gazeteci dostlarımız; bu iki okulun, bu iki hoca"nın tezgâhından geçmiş yetenekli gazetecilerdi.
Onlar; başta Mustafa Balbay, Tuncay Özkan’la birlikte bugün hâlâ tutuklu 99 gazeteci ve diğerleri,  adam gibi gazetecilik yaptıkları için Silivri toplama kampının tutsağı oldular…
Bu iki değerli hoca eğer bugün yaşıyor olsalardı, hiç şüphe yok ki onlar da Silivri zindanlarının tutsağı olacaklardı.
Çıkar ilişkilerine âlet olmadan gazetecilik yapmayı, sırf "doğru"nun peşinden koşmayı, muhakemeli kovalamayı; insana, insan onuruna saygı duymayı onlardan öğrendi bugünün birçok yetenekli gazetecisi.
Papparaziler mi?..  Onları bu okulun dışında tutuyorum zaten… Mahalle mekteplerinde(!) sokak aralarında, dedikodu ortamında kendiliğinden (Yetişmeden) yetişiveren birer ayrık otu gibi görüyorum onları. O tipleri okullu, hatta alaylı bile saymıyorum…
“İpekçi Okulu”nda yetişenler; tıpkı “Mumcu Okulu”nda yetişenler gibi her türlü baskıya, şiddete, haksızlığa karşı çıkmayı… İnsanı “insan” yapan değerleri yüceltmeyi, olaylara sağduyudan bakmayı, gerçeği görmeyi, yorumlamayı, olasılıklar içinde doğru seçim yapmayı ondan öğrenmişlerdi hep.
Abdi İpekçi bugün yaşıyor olsaydı; "Reyting" hesaplarıyla düzeysiz çekişmelerin inanılmaz hafifliğine nasıl bakacaktı acaba? Sanırım, en ağır eleştirilerle gidecekti olayların üzerine.   
İpekçi yaşıyor olsaydı eğer; medyamızdaki yozlaşmayı, paparazzileşmeyi nasıl değerlendirirdi dersiniz? "Okur -ya da izleyici- öyle istiyor” dayanılmaz hafifliğiyle; baldır bacak, şeytan, fal, kısmet, geyik muhabbetleriyle sürdürülen sansasyon ve reyting yarışına nasıl meydan okurdu kim bilir!
Yaşıyor olsaydı eğer;  düşünce ve yazma özgürlüğü her geçen gün daha da kısıtlanan gazetecilerin, “yazdıkları” ve “söyledikleri” nedeniyle, nasıl Silivri zindanlarında çürümeye terk edildiklerini görüyor olsaydı nasıl değerlendirirdi dersiniz?
Bugün, düşünce özgürlüğümüz kısıtlandıkça tele vole kültürümüz gelişip yaygınlaşıyor(!). Tele vole kültürümüz yüceldikçe de(!) düşünce özgürlüğümüz her gün biraz daha kısıtlanıyor.
Medyamızda ve çevremizde yalancılık, düzeysizlik, yozluk, düşmanlık, döneklik, ikiyüzlülük, baskı, dengesizlik, sorumsuzluk ve çağ dışılık  artıp çoğaldıkça İpekçilerin, Mumcuların değerini daha iyi anlıyor insan!..

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir