27 Mayıs Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Öztürk / Güneşin Battığı Yere “Nazım Hikmet”

Güneşin Battığı Yere “Nazım Hikmet”

SALKIMSÖĞÜT 
Akıyordu su
  gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
  Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
  Birden 
bire kuş gibi
                   vurulmuş gibi
                                    kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
  Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı
 yalnız dolu gözlerle  
         uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
   
Ah ne yazık!
                    Ne yazık ki ona
 
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
  beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
 
Nal sesleri sönüyor perde perde,  
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
 
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgar kanatlılar!
Atları rüzgar kanat…
Atları rüzgar…
Atları…
At…
 
Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
 
Akarsuyun sesi dindi.  
Gölgeler gölgelendi
                           renkler silindi.
Siyah örtüler indi
                           mavi gözlerine,
Sarktı salkımsöğütler
                         sarı saçlarının 
                                             üzerine!
 
  Ağlama salkımsöğüt 
                                  ağlama,  
kara suyun aynasında el bağlama!
                                                   el bağlama!
                                                                    Ağlama!
                                                                                              Nazım Hikmet 

 

Nazım’ın sesinden dinlemek için tıklayınız…

GÜNEŞİN BATTIĞI YERE…
Nazım Hikmet’in haklı ününü elde etmesinde de etkili olan özellikle birkaç şiirden biridir "Salkım Söğüt". Nazım’ın yazdığı şiirler özellikle özsel (anlam) boyutlarıyla öne çıksalar da onun şiir dünyasının anlam boyutu kadar ses ve biçim boyutu da incelenmemiş bir dizi zenginlik barındırmaktadır. “Salkım Söğüt” şiirinde Nazım, hem ses (ritm) hem de biçimsel yapı üzerinde önemle durur. Estetik olanı yakalamaya çalışırken sanatsal yaratıların bu özelliklerinden de faydalanmaya çalışır. 
Şiirin daha başında başlayan müzikalite, dizelerin birbirleriyle uyumu gözetilerek daha ilk baştan sunulur bize. Serbest şiir biçiminde ölçüsüz yazılmıştır şiir. Ama belirgin bir ses özelliği yakalamak için de uyağın ahenk gücüne başvurur. Bu şiir müzikle şiirin nasıl iç içe işlenebileceğinin, şiirin kendi içindeki ezgiselliğinin göstergesidir. 
Bu şiir öyküsel bir anlatımla, gelişen bir olayın izdüşümünü sunmaktadır bize. Olayın gelişim seyrine göre biçim de yer yer sapmalar da olmuştur. 40 dizeden oluşan şiiri, olayın gelişim evrelerine göre de dört ayrı bölüm olarak değerlendirebiliriz.

–          Atlıların ortaya çıkışı
–          Ana olayın gerçekleşmesi ( Atlının düşüşü)
–          Ağıt
–          Kapanış
Şiirde kimi dizelerde anlam tamamlanırken, yani dizeler bir yargı taşırken şiirin genelinde yargılar bölünmüştür. Anlam çoğunlukla iki ya da daha fazla dizede aktarılmıştır. Başlangıçta Milli Edebiyat akımı etkisinde heceyle şiirler yazan Nazım Hikmet ise Anadolu’ya gidişiyle (1921) başlayan ve Moskova’daki öğrenim yıllarında ilkeleri belirginleşen yeni bir şiir anlayışıyla, ölçüsüzlüğü (vezinsizliği) düşünemeyen Türk şiirini kökten değiştirir. Moskova’dayken tanıdığı gelecekçilik (futurisme), kuruculuk (constructivisme) akımlarından etkilenerek yazdığı şiirlerinde ölçüyü atmakla birlikte uyağı boşlamaz. (Atila Özkırımlı, Türk Edebiyatında Akımlar) 
Şiirde, biri dışında, tüm uyaklar ikili bir şekilde düzenlenmiştir. Uyaklı dizeleri sıralarsak:
Ağaçlarını – saçlarını, söğütlere – yere, kuş gibi – vurumuş gibi, kanadından – atından, bağırmadı – çağırmadı, nallarına – ona, yatmayacak – oynatmayacak, perde – yerde, atlılar – kanatlılar, gözlerine – üzerine, ağlama – bağlama… şeklinde sıralanmıştır. 
  "Akarsuyun sesi dindi. / Gölgeler gölgelendi / renkler silindi. / Siyah örtüler indi" dizeleri ise kendi içlerinde uyaklanmışlardır. 
Doğa tasviriyle başlaması daha suyun akışının tarifinin kendisi bile biçimsel bir uyumluluk gösterir. "Akıyordu su" der ve hemen ardından bir alt satıra geçer. Burada yapılan artlama aslında bize söz konusu durumu sözcüklerle betimlemede bir araç halini alır. Buradan sonra bize bu akışı ve akışın niteliklerini, doğadaki görünümleriyle sunmaya başlar. Doğa imgeleriyle simgeleşen kamçılayıcı duyguların kabalığı incecik bir ipek kumaşa sarılmıştır. Giriş bölümündeki görüntü farklı biçimsel ögelerle desteklenmiştir. Mesela giriş mısralarındaki tekillik – çoğulluk karşıtlığı dikkat çekicidir. Ayrıca müziksel ritmlerin düzeni, yayılımı, bileşkesi kadar bunlar arasındaki kopukluk da bu sözünü ettiğimiz karşıtlığın bir parçası kabul edilebilir. 
 "Akıyordu su
Gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Yıkıyordu salkımsöğütler suda saçlarını"  
 A – U – L harflerinin uğultulu ve çoğul akışıyla,  (du-su-da-saç kovalaması)   uzun ve sonsuz bie akışın yankısını aktarıyor adeta. İkinci dizedeki ‘gösterip – söğüt’ sözcüklerinin sonundaki ‘P’ ve ‘T’ sürekli sert sessizlerinin özellikleri, akışı kesen,  o akışa ket vuran nitelikte olup, ilerdeki bir ayrılığın habercisi olarak da nitelenebilir. Ayrıca ‘S’ harfinin aliterasyonu bir fısıltı içinde akan ırmağı sesini betimliyor gibidir. Ya da tek tek serpiştirilmiş su damlacıkları gibi dalgalanıyor bu ‘S’ sesi, çoğul karşıtı tekil imgesini vurgulayarak. 
"Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere / Koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!" Sonsuz bir ovadaki geniş bir alana yayılmış biçimde kalabalık bir atlı kitlenin coşkun koşusunun resmidir aslında. Her bir sözcük bir öncekinden aldığı ses armonisiyle genişliyor (Yan-lın-kıl-ıç-ça). K – Ç – P – R – K sessiz harfleriyle sert ve sürekli bir devinim kazanan dize uyumlu akışın içinden yükselen bir kakışım (cacaphony)’ı karşıtlık olarak  duyuruyor. Sanki bu uyum içindeki her şeyin aynı akışa yönelmeye-ceğinin habercisi olan bir karşıtlık. 
"Birden /bire kuş gibi /vurulmuş gibi/ kanadından /yaralı bir atlı yuvarlandı atından!"
Bu dizelerdeki artlama, bir soluğun beşe bölündüğü merdiven yapısındaki dizelerde kanadından yaralanmış bir kuşun adım adım düşmesi resmedilmiştir. "Kuş" ve "vurulmuş" sözcüklerindeki iç uyak, "gibi" redifi, "kanadından" ve "atından" sözcüklerindeki uyakla güçlü bir müziksel uyum yaratıyor. 
"Bağırmadı, /gidenleri geri çağırmadı, /baktı yalnız dolu gözlerle /uzaklaşan
atlıların parıldayan nallarına!" 
Son dizedeki "bağırmadı" sözcüğü cesareti, metaneti anlatırken coşkun ve üst perdeden yiğitçe bir anlatım vurgusu yaratırken gözlerin dolması o coşkuyu silikleştiriyor; uzaklaşan atlılarla birlikte de beliren görüntü daha çok, ufukta kaybolan bir tozlu bir silueti canlandırıyor gözümüzde, uzaklaşan atlıların gittikçe sönen nal seslerini duyuyoruz. 
 "Atlılar atlılar kızıl atlılar, /atları rüzgar kanatlılar /Atları rüzgar kanat
/Atları /At!" dizelerinde ise resimsel bir anlatımla karşılaşıyoruz; ancak bu resim salt bir zihinsel bir imaj yaratmak suretiyle değil aynı zamanda dizelerin dizilişlinde de gösterir kendini, sinematografik bir şiir görüntüsüylr destekler anlatım estetiğini: Nâzım Hikmet’te görsel öğelerle sessel öğeler Hep bir arada, bütünü, yapıyı belirginleştirmek amacıyla kullanılmakta, aralarında denge kurulmaktadır. 
Dizeler adım adım kesilip kısalırken aynı zamanda bir tükeniş hissi de uyandırılıyor. "At" ya da "atlılar" burada yaşamı simgelerken diğer taraftan gözden yitmeleri de ölümü simgelemektedir. Ama bu ölüm dalga dalga adım, adım adım gelmektedir (Atların gidişiyle bir karşıtlık oluşturularak gelmektedir.) T, L, R sessizleriyle ve yinelemeyle oluşan uyuşumlarda, "at" hecesinin yer değiştirmeyişinde büyüyen bir tükeniş var. "suyun sesi, silindi, siyah, sarktı, salkım sögütler, sarı saçlarının" sözcüklerinde "S" haflerinin peşpeşe dizilişi uyuşum içinde bir fısıltıya dönüşüyor. Bir önceki fırtınalı atağın ardından,  bir ölüm sessizliğine doğru akmaya başlıyor dizeler. 
Şiirin son bölümündeki dizeler grubu ise bir yaşam özetini andırmaktadır. Aynı anlatım süreci içinde tükeniş, belki de ölümün soğuk yüzü betimlenmiştir. Artık salkımsöğütler öleni kutsayan ya da ölen için çeşitli ritüelleri gerçekleştirmeye başlayan çilekeş bir edaya bürünürler. Bu sırada verilen öğütler de o hüzünlü salkımsöğütlerin hüzünlü havasını dağıtmak istermiş gibidir. Salkımsöğütler burada oğlunu yitirmiş bir anaya bürünüyor! "El bağlamak", "kara su" ve "ağlayan söğüt" gibi yas göstergelerine karşı çıkan ses, güçlü bir solukla haykırıyor. Belki sesli okurken daha da belirecek olan, bu dizelerdeki güçlü söyleyiş yine aynı hazin sonla giderek tükenen bir sesle yitip gider:
"Ağlama salkımsöğüt /ağlama /kara suyun aynasında el bağlama! /el bağlama!
/ağlama!" 
Nazım’ın bu şiiri, derin bir romantizm içinde, Rus Devrimi’ne ve o devrimi yaratan Kızıl Ordu’ya hayranlığını anlatır. Şiir; durgun, donuk bir görüntüyle başlar derken bu görüntü "Kızıl atlılar" (Kızıl Ordu) belirir ufukta ve Kızıl Ordu "güneşin battığı yöne doğru ilerlemektedir. Burada alegorik bir anlatının olduğu açıktır. Ki Rus devriminin yöneldiği hedefleri de somutlar bu yürüyüşün kendisi. Şiirdeki kahraman ya da öne çıkan özne ise bu kavgada; bu dönülmez, durulmaz yolda hedefe kilitlenmiş bu ordunun bir neferidir. Ancak ne yazık ki yaralıdır. Bu da henüz bir çarpışmadan çıkıp bir sonraki çarpışmaya yol aldığını anlatmaktadır bu ordunun. Şair hangi sebeple olursa olsun bu yürüyüşün kesintiye uğratılmaması gerekliliğini belki de düştüğü halde, öleceğini bildiği halde kahramanın diğer atlıları alıkoymamasıyla anlatmaktadır. 
Düşen atlının fark edilmemesi ise yine bir bütün olarak tüm ordunun kilitlendiği hedeften başka bir şey görmediği, düşünmediğini de ifade eder. Bu büyük yürüyüşte, kavgayı ya da zaferi geciktirecek her ne olursa olsun acilen bertaraf edilmelidir. Zaten yaralı atlı tavrıyla da bu tutumu destekler. Yalnız her şeye rağmen belki de "o büyük günü" göremeyecek olmanın dahası karşı devrimci Beyaz ordu karşısında çarpışamayacak olmanın da verdiği kederle gözleri dolmuştur. İşte davadan tek tek ayrılanlara, ayrılmak zorunda bırakılanlara da bir ağıt olarak yazmış bu şiiri.  İmgelerin  ve dizelerin birbirine bağlanışı kadar bir atlının kopuşu, kesik dizelerde, tökezleyen yapıyla yansımış. 
Şiirde söz ve anlam sanatlarının gücünden de sık sık yararlanılmıştır. Salkım söğütlerin suya kadar eğilmiş görüntüsü bir insanın (muhtemelen bir kadının) uzun saçlarını suda yıkamasına benzetilmiştir. Kendisine benzetilen söylenmediğinden istiare sanatı vardır. 
"Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere" dizesinde ise yine bir görüntüden hareketle bir doğa olayı, metale çarpıp yansıyan güneş ışığının görüntüsü, bir yalıma benzetilmiştir. 
Atlının düşüşünü anlatırken gelişen olayın gerilimini yansıtabilmek içinse “artlama” yolunu izlemiştir şair. "birden"in ardından alt satıra geçmekte bize olayın ani gelişimini, beklenmedikliğini yansıtmaktadır. Daha sonra ise bir teşbih (benzetme) yolunu izlemiş ve bu düşüşü bir kuşun vurulup düşmesine benzeterek olayı daha rahat canlandırmamıza yardımcı olmuş, okurun kafasında bir imaj yaratmıştır. Şekilsel dizilimle de desteklenen beslenen bu görüntü donuk değil; hareketli bir görüntüdür. 
Şiirin bütününe hakim olan tezatlık neredeyse her bölümde karşımıza çıkmaktadır: yaralı atlı – gidenler, suyun akışı – sesinin dinmesi, Kızıl Ordu – Beyaz Ordu… vs.
"Dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak, / beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak"   dizeleri ise bir ağıtı andırırcasına uzatılmıştır (Bu dize şiirin en uzun dizesidir.) 
Son bölümde ise güneşin batışı, (Salkım söğütün ağlaması atlının öldüğüne işaret etmektedir.) gölgeler, renklerin silinişi, siyah örtüler… bunların her biri ölüm olayının birer simgesidir. Suyun kararması yine ölümü anıştırmaktadır. Biraz önce atlının suretinin yansıdığı o su, atlının ölümüyle kararmıştır. (gece ile ölüm arasında bir koşutluk kurulmuş) Ölüm zifiri bir geceye, dahası her şey karaya bürünmüştür. Kafamızda canlanan görüntü şudur: Ufukta atlılar giderek kaybolmakta; ancak sanki ışığı da beraberlerinde götürmektedirler. Geride kalan her şey ölüme ve kara bir yasa bürünmektedir. Zaten atlılardan öte geri kalanları yansıtmış bu noktada ki burada yavaş yavaş perde de inmekte geride bir hüzünlü son nağmesi kalmaktadır. 

İlgili Aramalar: Nazım Hikmet Salkımsöğüt Şiiri Çözümlemesi, Salkımsöğüt Şiiri Çözümlemesi, Salkımsöğüt Şiiri, Salkımsöğüt Şiiri dinle, Salkımsöğüt Şiiri oku, Salkımsöğüt Şiiri analizi, Salkımsöğüt Şiiri incelemesi, Salkımsöğüt Şiiri Ali Öztürk

İlginizi Çekebilir

Oysa Ekmek Almaya Gitmişti…

Duyduk duymadık demeyin..! Bir çocuk kayboldu… Elinde defne dalı, Parmakları tan yeli, Saçları darma dağınık, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir