25 Mayıs Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Ali Kaya / Biz Daha Mutluyduk Çocukken…

Biz Daha Mutluyduk Çocukken…

Ali Kaya

4–5 Aralık 
“Dünya İklim Zirvesi ” çeşitli ülkelerdeki etkinliklerle tartışıldı… 

(Gazetelerden…)

Her şeyin sahtesi sonradan oldu. Büyüdü, gelişti… Açlığı, yokluğu, yoksulluğu, hele hele yolsuzluğu, işsizliği, pahalılığı, enflasyonu, devalüasyonu biz sonradan öğrendik.
Biz çocukken bilmezdik böyle şeyler ve BİZ DAHA MUTLUYDUK ÇOCUKKEN!..
BİZ ÇOCUKKEN DAHA GÜZELDİ DÜNYA!..

Biz çocukken, daha güzel ve temizdi dünya. Dağların örtüsü daha koyu yeşil, denizler gök mavisi, göllerimiz yeşille mavi arası camgöbeğiydi.
Biz büyüdük, bozuldu dünya… Her yaz yanan binlerce hektarlık ormanlarımız değil sadece, akciğerlerimizdi! Ulusal varlığımızdı asıl yanan. Her yaz bitiminde birer yangın yeri şimdi o güzel dağlarımız. Kalanlar da HES’lere kurban ne yazık ki.. Denizler kahve telvesi, göllerimiz sivrisineklere mekân olmuş…
Biz çocukken; balıklar oynaşırdı o tatlı-tuzlu serin sularımızda. Ağaçlar daha gür, daha koyu yeşil, daha da keyifliydiler. Binlerce kuş şarkılar söylerdi dalların arasında. Mavi boşlukta taklalar atarak birbirleriyle cilveleşirken, birinin kanadı bile değmezdi öbürüne. Biz büyüdük, savaş uçakları aldı kuşların yerini ve ölüm kustu çocukların üstüne!.. “ŞEKER BİLE YİYEMEZ OLDU ÇOCUKLAR!..”
Biz çocukken; fabrika neyin yoktu ki pek, atıkları olsun…“Sümer”le,“Şeker”inkileri bilirdik sadece, bacasından dumanlar tüttüren. Fabrikalar kurduk da arıtma tesisleriyle filtreleri unuttuk. Ya da daha çok para kazanmak uğruna işimize öyle geldiği için, işin vahametini görmezden, bilmezden geldik ve anlayamadık asıl gerçeği… 
Yöre halkı; oy istemeğe gelen politikacılara "Bizim memlekete de bir fabrika" diye yalvarırdı eskiden. Şimdilerdeyse; "al götür kardeşim, biz fabrika neyin istemiyoruz! Bizden uzak olun da nereye kurarsanız kurun o pisliğinizi!” diyorlar.
Biz büyüdük, denizlerle birlikte gökyüzü de kirlendi. Toprak yaşlandı ve çoraklaştı. Yok ettiğimiz ağaçlar bir araya gelemediler ki orman olabilsinler! 
*
Çöp bile çıkmazdı evlerden biz çocukken. Elmayı, armudu, salatalığı ısırarak kabuğuyla yerdik. Sobalarda odun yakar, külünü de arka bahçeye atardık toprağı gevşetsin, kaba tutsun diye.
Bacalardan çıkan isler, dumanlar pek zarar vermezdi nefesi daralanlara. Biz büyüdük kirlendi dünya. Soluyamaz oldu çiçeklerle ağaçlar!
Biz çocukken; hormon neyin bilmezdik pek… Her meyvenin kendine has kokusu, tadı; belli bir boyu, boyutu vardı. Şimdi ne o kokudan, ne de kendine özel tadından eser kaldı. Toprağa verilen kimyasallardan bir acayip şişti meyveler. Bilgisiz ve bilinçsizlik yüzünden, toprağın dengesi bozuldu. Binlerce yıldır ekilip dikilen toprak da şaştı bu işe! Yanmış hayvan gübresinden başkasını bilmezdik oysa biz eskiden. Kükürt ve göztaşıyla karışmış kireçti ilaçlarımız.
Biz büyüdük, meyveler bizden önce büyüdüler hormon desteğiyle… Hiç birinde o eski doğal tat kalmadı. Tıpkı ağzımız gibi tadı kaçtı meyvelerle sebzelerin…
Eczane sayısını geçti ilaç ve kimyevi gübre bayilikleri. Havaya her yıl on binlerce ton zehirli ilaç, toprağa yüz binlerce ton kimyasal gübre attık. Ekolojik dengeler altüst oldu, ömrümüzü kendi ellerimizle törpüledik. Dünyayı yaşlandırdık, kendimizden önce!
Biz çocukken; her meyvenin bir mevsimi vardı. Domatesi, biberi, patlıcanı, fasulyeyi yaza; kavunu, karpuzu güze; elmayı armudu, ayvayı kışa doğru yerdik eskiden.
Meyveler daha olgun, daha dolgundu biz çocukken. Biz büyüdükçe, onların da tadı kaçtı, kendimiz ve dünyamız gibi…
Biz çocukken bir kara tren bilirdik kömür yiyen, adına türküler yakılan!.. Yalnız onlardan çıkardı isler dumanlar. Araba falan da bilmezdik, marka marka… Gürültüyle kafalarımız, eksoz dumanıyla ciğerlerimiz kirlenmezdi. Biz büyüdük, kirlendi dünya.
Sinir, stres, solunum zorluğu, kalp yetmezliği hep sonradan çıktılar. Yaşlılar veremden, ince hastalıktan; çocuklar sıtmadan giderdi ancak. Kanser, kanserojen, siyanür, miyanür de bilinmezdi biz çocukken!.. Biz büyüdük, tıpkı sağlığımız gibi bozuldu dünya.
*
Biz çocukken, analarımız bizi ve giyeceklerimizi küllü suyla yıkardı hep. Ev yapımı zeytinyağı sabunu her derdin ilacıydı eskiden. Çivit, soda, arapsabunu bile lükstü o yıllarda. Marka marka deterjanı, yumuşatıcısı, kireç sökücüsü, şampuanı biz sonradan öğrendik. Biz büyüdük deterjanla kirlendi dünya…
Biz çocukken; derelerin büğetlerinde çimerdik. Yüzmeyi de bata çıka oralarda öğrenmiştik. Avuçla sularından içtiğimiz o çaylar, dereler kokuyor şimdi…
Oltasına taktığımız solucanlı, uzun sırıklarla alabalık avlardık yağmur sonrası bulanık sularda. İçleri daha pembe, tadı kendi doğallığındaydı, yemeye doyamazdık. Deterjanlı atıklarla bitirdik onları da. Şimdi havuzlarda, göletlerde yetiştirmeye çalışıyoruz o balıkları. Ne içleri pembe, ne üstleri ala şimdiki o beslemelerin. Biz büyüdük, balıkların bile bozuldu tadı!..
Biz çocukken daha doğal beslenirdik. Tereyağı, süt, ayran, yoğurt, yumurta, peynir, çökelek en doğal haliyle alırlardı sofralarımızdaki yerini. Tavuklar bile gıdaklayarak yumurtlar, yedi mahalle duyardı bu müjdeli seslerini. 
Bizler daha büyümeden kesildi onların da sesi. Tavuklar bile neden sessizce yumurtlar oldular, neden kimselere haber bile vermeden yumurtlar oldu tavuklar, bilemedik…
boğazladık o güzelim köy tavuklarını. Türkülerde kaldı sadece “çil horoz”un adı. Kocasız bıraktık tavuklarımızı. Avlularda horozlanan kızıl ibikliler masal oldu artık günümüzde. Sofralarımızın o doğal tadını kendi ellerimizle yok ettik. Ne yumurtadan, ne de kendinden tat alır olduk beyaz etin. Sağlığımızla oynadık birilerinin keyfi için…
*
Margarinler, konserveler, hormonlu yiyecekler mutfakların istenmeyen işgalcileri oldular. Köylerde üretim durdu. Kimse ekip dikmiyor toprağını. Köylünün soğanı, sarımsağı, pırasayı, patatesi pazardan; ekmeği, yumurtayı, yağı, unu bile bakkaldan almaları hiç de hayra alamet değil. Siz ne diyorsunuz bu emperyalist düzene beyler?
Biz çocukken her ev kendi ekmeğini kendisi yapardı. Bazlamaydı, yufkaydı ekmeklerimiz. Ateşte meşe odunu, üstünde saç… Yufkaya sinmiş o mis gibi is kokusu bile ne de hoş gelirdi burnumuza. Ekmekler de bozuldu biz büyüyeli. Bir acayip kabarık, şişirilmiş şu bizim bakkalın ekmekleri… 
. Biz büyüdükçe sadakaya alıştık, ya da alıştırıldık. Boş bıraktık, ekmedik tarlamızı. Tembelliği huy edindik. Kaç yıldır dönüp bakmadık, ihanet ettik toprağımıza. “Nasıl ki gidemediğimiz yer bizim değilse, ekmediğimiz toprak da bizim değil artık…” Öyle değil mi? Unu, yağı, yumurtayı bile dışarıdan alan köylüden; söyle, hayır gelir mi? 
Biz çocukken; babalarımız karasabanla sürerdi toprağımızı. Arkasında siyah-beyaz eşofmanlarıyla bir takım leylek… Sanki Beşiktaş-Altay maçına çıkmışçasına koşuşturur, solucan toplarlardı devrilen tezeklerin arasından…
Suni gübre ve zehirli ilaçlarla solucanları bile yok ettik. Leylekler de gelmez oldular. Kim bilir, belki de yok oldular… Maç tatil edildi, bizler büyüyüp gelişirken… Renkler, stadyuma taşındı. Kargalarla, saksağanlar nereye gittiler hani?
Biz çocukken poşet neyin bilmezdik pek. Pazar sepetlerimizle, filelerimiz vardı evlerimizde. Poşet icat oldu, naylon mezarlığına döndü ortalık. Mazgallar tıkandı, sular yollara vurdu, sel götürdü her yanı. Sular insanların üstüne üstüne geldi, ölümler bile oldu bu yüzden…
Her şeyin sahtesi, çakması sonradan oldu. Büyüdü, gelişti. Açlığı, yokluğu, yoksulluğu, hele hele yolsuzluğu, işsizliği, pahalılığı, enflasyonu, devalüasyonu (kur ayarlamayı) biz büyüyünce öğrendik.
Biz çocukken bilmezdik böyle şeyler ve BİZ DAHA MUTLUYDUK ÇOCUKKEN!..

İlginizi Çekebilir

Bir Mozaiktir Anadolu

24 Etnik kökenli insandan bir tek ulus yaratabil­mek, tüm renkleri bir potada eriterek, Türkiye topra­ğında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir