26 Mart Pazar 2017

Kutsalın Evrimi

İnsanoğlunun en eski alışkanlıklarından biri, diğer insanlara göre daha zeki, daha cesur, daha iyi konuşan insanlara doğaüstü/tanrısal özellikler atfetmektir. Yerleşik hayata geçen insan, tarımdan ortaya çıkan artı değeri korumak, iş bölümünü organize etmek gibi sebeplerden ötürü kendini sınıflı toplumun içinde buldu. Diğer insanlara göre daha zeki, daha cesur, daha iyi konuşan insanlar üst sınıfın doğal kahramanları oluverdiler. Ancak üst sınıf üyelerinin ayrıcalıklarının alt sınıflara izah edilmesi gerekiyordu. Gerçi "çünkü güç onlarda"  ifadesi yeterli bir açıklama olabilirdi ama yine de bazılarını kontrol etmek zor olurdu. Bu üst sınıflar toplum nezdinde meşruiyet kazanmak için çok etkili olabilecek bir şeyi yeniden keşfettiler: kutsallar!
"Tanrılar öyle istiyor" cümlesi ile özetlenebilecek "kutsallar"  sayesinde egemen sınıflar söz konusu ayrıcalıkları garanti altına alıp bunu sürdürülebilir kılmak için yoğun çaba ve mesai harcayacak olan ruhban sınıfına da ayrıcalıklarından pay vermek zorunda kaldılar. Bir dönem tanrı-krallar şeklinde yürüyen bu sistem isyanların önüne tam olarak geçemedi. Çünkü halk yığınları, kutsalın gücünün farkına varmış ve bu silahı kullanmak için çeşitli arayışlara girmiştir. Özellikle Ortadoğu’da uygulanan bu kurnaz taktik peygamberlik statüsünü doğurmuştur. Genel olarak toplumun orta ve alt sınıflarından çıkan ve bu sınıfların çıkarına sözler söyleyip fiiller işleyen bu kişiler egemen sınıflar için tehlikeli olmuştur.
Onların gerçekten peygamber/elçi olduklarını ispat etmeleri için ortaya çeşitli doğa üstü sahneler koymaları gerekiyordu ki insanlar acz içinde kalsın ve buna mucize diyebilsinler. Bu mucizeler aynı zamanda egemenlerin sarayından beslenen sihirbazların ucuz numaralarına benzememeliydi. Bunu da bir şekilde başardılar ve ortaya halk yığınlarının sığındığı alternatif bir "kutsallar" dizisi çıktı. Şimdi ortada iki kutsal vardı; yönetenlerin kutsalı ve yönetilenlerin kutsalı.
İlk başlarda çok sık görülen (bazen bir ailede hem baba hem çocuğu peygamber olmuş, bazen aynı anda iki kardeş peygamber olmuştur.) bu durum zamanla seyrekleşmiş ve kendine peygamber diyen herkese inanılmamaya başlanmıştır. Özellikle İsa’nın feci bir şekilde işkenceye uğraması ve katledilmesi durumu  peygamberlik iddiasını çok riskli bir girişim haline getirmiştir. Yine de ezilenlerin sesini kısmak mümkün olmamış ve sonuç olarak egemenler halk yığınlarının bu kutsallarını sahiplenmeyi daha kullanışlı bulmuş ve ruhban sınıfı el değiştirmiştir. Bu açıdan Hristiyanlık ve İslamiyet iki çarpıcı örnektir. İkisi de çıkış noktası itibariyle ezilenlerin isyanı olmasına rağmen aynı akıbete uğramış ve iktidarın halkı sindirme, korkutma, sömürme aracı olarak birer afyon dinine dönüşmüştür. (Gerçi ezilenler bu iki dinin çeşitli mezheplerinde/tarikatlarında eşitlikçi, devrimci geleneği sürdürmeye çalışmış ancak bir kere kutsalları egemene kaptırdıkları için kalıcı olamamışlardır.)
Bütün bunlar Fransız devrimi, sanayi devrimi, modernizm, atom çağı, bilişim çağı öncesi yarı gerçek-yarı mitolojik dönemlerin bir gerçekliğiydi, geldi geçti, bize ne kardeşim, deyip geçebilirdik.
Ancaaak… Kutsallar yine gündemimize girdi. Üstelik bu defa egemenlerin ellerinde yılan olan basit sopalar değil, bize bugün komik gelen mızrak, yay gibi silahlar değil; hayatın her anını ve her yönünü kuşatan medyası, bütün insanlığı ortadan kaldıracak güçte silahları var.
İnsanlığın en büyük kazanımlarından olan evrensel insan hakları, akılcı düşünme, hukuk gibi değerler "kutsal" sayılması gerekirken (ne yazık ki insanımız bu kavramlara tam olarak alışamadığı için)  gerisin geri mitolojik çağ masallarını kutsal sayma gerçeğine döndürülüyoruz. Bunu her söylediğimizde aynı cevabı alıyoruz: Bu çağda geriye döndürülmek mümkün değil! "Tehlikenin farkında mısınız?" cümlesi o kadar çok ve o kadar gereksiz yere tekrar edildi ki artık toplum nezdinde bir itibarı kalmadı. Zaten bu yazının amacı tehlikeyi fark ettirmek de değil. Amaç ufak bir hatırlatma.
Şöyle ki: Önümüzdeki günlerde nefret suçlarıyla mücadele ile ilgili kanun meclisten geçecek. Normal şartlar altında ırkçılık, eşitsizlik, insanların azınlıkta kalmış aidiyetlerini işaret ederek onları küçük düşürme durumlarının önüne geçmek için uygar ülkelerde yapılan bu kanunun bizim ülkemizde alacağı hali söyleyeyim: Egemenlerin kutsallarını eleştirenlere karşı baskı aracı!
Her fırsatta kendi dininden/mezhebinden olmayanın cehenneme gideceğini söyleyen, kendi atalarının dünyaya adalet getirdiğini diğer ırkların/halkların ancak kendi gölgelerinde olurlarsa mutlu olacaklarını vurgulayan, dünyanın iki cinsiyetten oluştuğuna diğer cinsiyetlerin sapkın olduğuna inanan bir zihniyet "öteki" olarak gördüğü toplumsal kesimlerin hakkını hukukunu bu kanunla korumaz. Bilakis bu kanun egemenlerin kutsallarındaki zaafları, çelişkileri, eşitsizlikleri ifşa eden herkesin üstünde Demokles kılıcı olarak sallanır.  Ve bu tür söylemleri aleni bir şekilde ifade etmek söz konusu kanundan sonra pek kolay olmaz, bu açık. O yüzden yazabildiğiniz kadar yazın, konuşabildiğiniz kadar konuşun:)
Şunu belirtmeden geçmeyelim; nefret suçlarıyla mücadeleyle ilgili bir kanun ülkemiz için çok gereklidir. Ancak hukuk ve yönetim "öteki"ne o kadar korku salmaktadır ki böyle önemli ve yararlı bir yasanın bile tersine işleyeceğine olan şüpheler için kimse "önyargı, vesvese, komplo teorisi" diyemeyecek haldedir.
Peki toplum "evrensel insan hakları, eşitlik, özgürlük, ilerleme" gibi kutsallar dururken nasıl oldu da mitolojik masallara döndü? Buna da bir sonraki yazımızda cevap ararız. 

İlgili Aramalar: Kutsalın Evrimi, Ortadoğu Kutsalın Evrimi, Ortadoğu Peygamberleri, Murat Yücelişli, Murat Yücelişli yazıları, Murat Yücelişli Şırnak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir