23 Temmuz Pazar 2017

Değerler

“Şükür”  TDK’nin sözlüğünde Arapça kökenli bir sözcük olarak; 1. anlamı “Tanrıya duyulan minneti dile getirme” biçiminde açıklanırken 2. Anlamı ise “Mutlu bir durumdan, yapılan bir iyilikten duyulan hoşnutluğu bildirme” şeklinde açıklanıyor. Toplumda da genel kanaat benzer biçimdedir. Şükür, kıymet bilmeyi, açgözlü olmamayı, kanaatkâr olmayı yetinmeyi öğütler bir yandan da. Bu toplumumuzda oturmuş bir değerdir. Şükretmesini bilmeyen insan ayıplanır.
Aslında “şükür” bütün toplumlarda insana öğütlenen bir değerdir. Açgözlülük hemen hemen hiçbir toplumda övülmez. Hatta doğada bile canlılar yetinmesini bilir. Yırtıcı hayvanlar sadece acıktıklarında avlanırlar mesela. Doğa zaten fazlasına izin vermez. Onların saklama, depolama lüksü yoktur. Bir yanıyla şükür-kanaat ilişkisi burada da dengededir.
İnsan nelere şükreder bir göz atalım. Sofradan kalkan insanın karnı doyar, şükreder. Sabah uyanır yeni bir güne başlar şükreder. Esnaf dükkânını açar-kapatır, şükreder. İşçi maaşını alır şükreder. Birisine yardım edersiniz, size teşekkür eder.  Çiftçi mahsulünü toplar şükreder. Bir hasta şifa bulur, şükreder.  Kısaca  “şükür” kanaattir, vefadır, emeğe saygıdır…
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellikleri arasında düşünebilmesi, gülümsemesi, aklını kullanması vs. gösterilir. İnsan, bu özellikleri sayesinde diğer canlılardan ayrılmış ve kendine özgü değerler oluşturmuştur. Sevgi, saygı, arkadaşlık, dostluk, vefa, özveri… vb. kavramlar hemen hemen bütün toplumların ortak değerlerindendir. İnsanlık, tarihsel gelişim seyri içinde değerlerini nesilden nesle taşıyarak bugünlere kadar getirmiştir. Değerler bir toplumun en önemli kültür ürünleridir. Toplumların birlikteliğini, kaynaşmasını, paylaşımını, yaşamasını sağlayan harç, değerleridir.
Onun için kapitalizm ilk olarak insanlığın değerlerine saldırır. Onları yok sayar, yozlaştırır, içini boşaltır. Kavramlarla uğraşır onları çarpıtır, muğlaklaştırır. Yoz, çarpık, çelişkili biçimde yeniden insanların kullanımına sunar. Bunu yeri gelir bir film karesinde filmin yıldızına söylettiği bir sözle yapar. Yeri gelir reklamlarda, boy boy afişlerle dile getirir. Her türlü yolu mubah sayan bir anlayışla insanların dini inanışlarını sömürerek gerçekleştirir. Vb. işte “şükür” kavramını burada yeniden sorgulamak, sorgulatmak gerektir.
Bir diş hekiminin kliniğinde.  Duvarda dünyaca ünlü, “George Pulitzer fotoğraf ödüllü” bir resim. Afrika’nın çöllerinde açlıktan ve hastalıktan ölmek üzere bir çocuk ve onun ölmesini bekleyen bir akbaba. Hemen altında fotoğrafın hikâyesi yazıyor. Fotoğrafçının fotoğrafı çektikten hemen sonra oradan uzaklaştığı ve çocuğun akıbetinin ne olduğunu bilmediği. Fakat ödülü aldıktan kısa bir süre sonra fotoğrafçının vicdan azabına dayanamayıp intihar ettiğini belirtiyor. Ama en sonunda bütün bu acılardan ders çıkarmamızı söyleyip; bize fotoğrafa bakıp halimize şükretmemizi öğütlüyor!!! İşte “şükür” ve kullanıldığı yer.  Nasıl oluyor da insan böyle bir fotoğraf karşısında şükredebilir? Çok basit. Çünkü kapitalizm kurduğu ekonomik sistem ile toplumların yaşam biçimlerini, ardından değerlerini değiştirir. Sözcükler aynıdır ama karşılık geldiği kavramlar değişmiştir. Aynı duygu, değerleri taşımazlar. Çünkü sistemin ihtiyaçları doğrultusunda değişmişlerdir.
Az önce “şükür” için saydığımız sıfatların yukardaki örnekte anlamını yitirdiğini görüyoruz. Bütün saydığımız değerler alt üst olmuş kapitalist sisteme hizmet edecek şekilde yeniden şekillenmiştir. Farklı yöntemlerle empoze edilen bencillik ve bireyin özgürlüğü, ne yaparsan yap “kendini kurtar, her koyun kendi bacağından asılır.” gibi kalıplarla kendine itaatkâr, sormayan, sorgulamayan tipler yetiştirir.  Böylece yorum yeteneğinden yoksun, bencil kişilikler yetiştirir. Başkasının yoksulluğu, sakatlığı, müşkülatı artık bu kişiler için şükür sebebidir.
Yolda kolu kesik bir adam görülür, şükredilir. Çünkü kendi kolları sağlamdır ve işlevseldir. Sokakta yaşayan evsizler görülür, şükredilir. Çünkü kendisinin başını sokacak iyi kötü bir evi vardır. Afrika’da açlıktan ölen çocuklar görülür, şükredilir. Çünkü iyi kötü bir işi vardır, karnı doyuyordur.” Benden sonrası tufan.” diyebiliyor.  İlk bakışta anormal bir şey yokmuş gibi durabilir. Hatta mevcut bakış açısıyla yaklaştığımızda haklı bile sayılabilir. Fakat aslında şükredilen şeyler “değerler” değişmiştir. Bencilleşen birey gördükleri karşısında görece iyi olan statükosunu korumak için şükreder. Değerler, bu noktada rekabete dayalı sistemde; bencilleşen birey diğerlerinden daha önde, daha iyi olduğu için şükreder. Yani şükür yalnız kendi durumuyla ilgili değil, kendisinin toplumdaki diğerleri ile ilişkisindeki konumuna bağlanmıştır.
Bir diğer yandan şükür – kader ilişkisine bakabiliriz. İnsanların inançları doğrultusunda “kadere inanmak” zorunluluklarıdır. İnsanın doğduğu andan itibaren son nefesini vereceği ana kadar yaşadığı ve yaşayacağı her şeyin mutlak varlık tarafından bilinmesi, bilgisi dahilinde gerçekleşmesi, sormayı, sorgulamayı engeller. Çünkü her şey mutlak varlığın takdiridir. Ondan gelen her şey insanların iyiliği içindir. “Her şerde bir hayır vardır.” Gibi sözlerde de bu durum somutlaşır. Kaderden kaçılamaz, herkes kaderine boyun eğmeli insanın başına ne gelirse mutlak varlıktan bilmeli, şükretmelidir.
Kapitalist sistem bu durumu kendi çıkarları doğrultusunda çok güzel kullanır. Fakirlik de zenginlik de kaderdir. İnsan kaderinden kaçamaz.  Yoksulluk senin kaderin. Buna isyan kadere isyandır. İsyan edip kadere, günaha girme. İş kazalarında ölünür, kaderdir. Önlenmesi muhtemel trafik kazalarında canlar verilir, kaderdir. İşsizlik, kaderdir. V.b.  Kader-şükür ilişkisi burada tam anlamıyla itaate zorlar. Her durumda “şükür” öğütlenir. Böylece şükreden, ölenin kendisi olmadığına şükreder, trafik kazasında can verenin kendisi olmadığına, işsiz kalmadığına şükreder. Öte yandan kapitalist sistem kendini aklamış olur. Çünkü onun kar hırsına dayalı politikaları ve üretim ilişkilerinin suçu yoktur. Bütün yaşananlar kaderdir.” Kaderimse çakerim” demekten başka çare yokmuş gibi seçeneksiz bırakılır insanlar. Şükredilir.
Neyse ki soru soruyorum hala, sorguluyorum, yorumluyorum, bir çocuk merakıyla… Çok fazla şükretmiyorum, çok şükür…

İlgili Aramalar: Naci Aracı yazıları, Naci Aracı değerler, Naci Aracı değerler yazısı

İlginizi Çekebilir

İki Aşk

Çıkarcı bencildir aşk Denize düşen bir damladır Şimdilerde kayıp Kirlenmiştir kentin atıklarıyla Eskilerden kalmış melankoli …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir