25 Mayıs Perşembe 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Naci Aracı / Müjde! Bir Kriziniz Oldu

Müjde! Bir Kriziniz Oldu

      Kaç aydır hamileydi. Ama herkes daha zamanının olduğunu düşünüyordu. Buna rağmen, bir koşturmacadır gidiyordu, sanırsınız yarın doğuracak. En rahatından beşikler bakılıyor, türlü renklerde oyuncaklar, süs eşyaları alınıyor. Gören doğumdan hemen sonra oyuna başlayacak zanneder. Herkes meraklı, herkes heyecanlı. Kız mı olacak erkek mi? Esmer mi, sarışın mı? Gözleri ne renk olacak? En çok kime benzeyecek? Kız çocuğu halaya, erkek dayıya benzermiş… 
     O gece, herkesin tatlı tatlı uyuduğu o gece bir düşün içindeydi babası… Sokaktaydı, kendi mahallesinde. Tanıdığı insanlar ve tanımadıkları; bir koşuşturmaca, bir hengame, ama gürültüsüz patırtısız. Üst sokaktan aşağıya koşanlar, aşağı caddeden yukarı çıkmaya çalışanlar… herkes koşuyor sessiz, gürültüsüz. Yalnız, herkesin tepesinde “acaba” diyen soru işaretleri, korkmakla şaşmak arasında kalan ünlemler. Her şey bir bulmaca gibi. İçi doldurulamamış parantezler, birbirine benzeyen virgüller, sonuç çıkaramamış üç noktalar birbiriyle çarpışıyor… 
     Kulakları sağır eden bir gürültü, ortalık toz – duman. Sarılı mavili, allı morlu bir sis. Korktu, hareketsiz bekledi. Bir müddet sonra dağılmaya başladı sis bulutu. Gördükleri karşısında daha çok şaşırdı, daha çok korktu. Çengelini kaybetmiş soru işaretleri, noktasını arayan ünlemler, etrafa dağılmış parantezler… Kocaman kocaman rakamlar aldı sokakları bu sefer. Koca kafalı dokuzlar, davul göbekli altılar, sinsi yılan sekizler, yağlı urganı andıran sıfırlar, diken gibi sivri sivri birler… Bütün rakamlar canavarlaşmış diğerlerinin üstünde tepinmekte… 
    O gece, herkesin tatlı tatlı uyuduğu o gece sancısı tuttu. “Uyanmak” dedi “böyle bir düşten böyle bir gecede…”  Acele bir telaşla hastaneye kaldırdılar. Dışarıda bekleyenler dokuz doğuruyor, fakat içerden doğum haberi gelmiyor. Kimine göre geç kalmış, kimineyse erken, diye beklerken; koşturarak yaklaşan ayak sesleri duyuldu. Kapı açıldı: “Müjde müjde” dedi ebe, “ nur topu gibi bir Kriziniz oldu!”.  Babasının kucağına bıraktı geldiği kapıdan çıktı uzaklaştı… 
    Herkes sessiz, herkes suskun. Kriz babası şaşkın. Ne yapacağını bilmeden, endişeli…
    Açtı yüzünü şöyle bir baktı. “fakat fakat bu kriz benim krizime benzemiyor. Bu kriz benim olamaz” dedi. Halaları, teyzeleri yaklaştı, onlar da iyice baktılar, süzdüler. Bir babasına baktılar bir de kucaktakine. “ Evet bizce de bu kriz bizim krizimiz değil. İçerde karışmış olmasın! Bazı filmlerde görürüz, fakat çok sonra gerçekler ortaya çıkar. Bir yanlışlığa mahal vermeyelim.” Baba: “Evet DNA testi istiyorum. Bu krizin benim krizim olduğunu ispatlayan test yapılsın.” Hastanenin bir yetkilisi: “Beyefendi, bizde bugüne kadar böyle bir yanlışlık yapılmamıştır, yapılmaz da!” dedi, faturayı uzattı. Şaşkın şaşkın faturayı alan baba uzayıp giden masraflara bakakaldı… 
    Haberi duyan koşup geldi kutlamaya. İlk gelenlerden biri patronuydu. “Gözün aydın, duyduk ki nur topu gibi bir kriziniz olmuş; analı babalı büyür inşallah!” dedikten sonra babayı bir kenara çekip: “Bilirsin ki seni severim. Sessiz çalışkan birisindir.” Purosunu tüttürerek: “ Bugünden tezi yok iş aramaya başlasan hayrına olur. Hem  elindeki faturaya bakılırsa…” Baba:”Bu kriz benim krizim değil.” dedi. fakat patronu dinlemedi, çekip gitti.         
    Duyan geldi. O güne kadar varlığından haberi olmayanlar, kutlamaya geldiler. Düzgün giyimli, takım elbiseli, göbekli birisi; son model bir otomobilden indi, etrafını saran korumalarla içeri girdi. Babaya doğru ilerledi karşısına geldi, elini uzatarak: “Hayırlı olsun beyefendi. Hükümetimiz adına bu mesajı iletmek şerefine nail olduğum için mutluyum.” Baba: “Bu kriz benim krizim değil diyecekti ki” ; korumalar işaret parmaklarını büzülmüş dudaklarına götürüp “şşşşşşşşş” ettiler. Düzgün giyimli, takım elbiseli göbekli hükümet temsilcisi; elini cebine attı. Cebinden çıkardığı padişah fermanına benzer bir kağıdı babaya uzatarak: “ Size layık değil ama çam sakızı çoban armağanı bu yeni vergi – zamları kabul buyurunuz.” dedi. Arkasına bakmadan dönüp korumalarıyla çekti gitti. 
   Babanın elinde masraflar faturası, işsizlik ve yeni vergilerle zamlar kalakalmıştı. 
   Gelenlerin ardı arkası kesilmedi uzak ülkelerden bile duyanlar geldi. Oldukça kibar insanlardı. Bir heyet toplamışlar öğle gelmişler. Hepsi birer birer babanın elini sıktılar. En son  heyet sözcüsü olan tercümanı aracılığıyla iletti mesajlarını: “ Batık bankalar, zarar açıklayan şirketler, zordaki ülkeler sizinle gurur duyuyor. Bugünden itibaren göstereceğiniz çaba, sabır ve sarf edeceğiniz özveri için sizi kutluyoruz.” Onlar da babanın ne söyleyeceğini beklemeden ve arkalarına bakmadan çekip gittiler… 
      Babanın elinde masrafların faturası, işsizlik, yeni vergiler, zamlar ve dünyanın yükü kalmıştı… 
     Can havliyle kendisini dışarı attı. Sokakta insanlar sessiz suskun. Kimisinin kamburu çıkmış, kimisinin beli bükülmüş. Kimisi kan ter içinde, kimisi pür – telaş içinde. Kimisinin yürümeye tâkâti yok. Kimisinin, tabanları yanmış koşmaktan başka çaresi yok. Sanırsın rüyası gerçek oluyor. Gördüklerine dayanamadı, bütün gücüyle haykırdı; “bu kriz benim değil!” sokaktakiler birer birer yanına geldiler. Güzel güzel söylediler, iki “nazar değmesin”, üç “maşallah” dediler… Ona akıllı olmasını öğütlediler. 
    Kriz kucağında büyüyor büyüdükçe ağırlaşıyor. Ağırlaştıkça kolları yoruluyor. Kriz büyüdükçe sokakta insanlar daha çok kamburlaşıyor, boyunları daha fazla bükülüyor. Kriz büyüdükçe insanlar telaşlanıyor, endişeleniyor. Karşısında aynı karabasan düşler; soru işaretleri, ünlemler ve onları kovalayan kocaman kocaman rakamlar…    
      “Annesini görmek istiyorum” dedi, yetkililere. “Bu kriz benim krizim değil! Bu krizin annesini gösterin bana!..” Hayır, olmaz dediler. Bugün yorgun sonra gel dediler. Dün buradaydı bugün yok dediler. Allem ettiler, kullem ettiler krizin anasını göstermediler. “Bu kriz benim krizim değil!.. krizin anasını gösterin!..” Göstermediler. 
      Onca yıllık hayat arkadaşı, bir siluet gibi belirdi karşısında. Yorgun ve yıpranmış. “Bu krizi ben doğurmadım, bu senin değil” dedi onca yıllık eşine. “Bu bizim krizimiz değil, ama biz büyüteceğiz. Önce kucağından indireceksin. İndireceksin ki büyüsün. Büyüsün ki büyüdükçe kime benzediği çıksın ortaya. Büyüsün ki asıl sahibinin olsun. Ama önce kucağından indireceksin. Büyürken ağırlığının yükü sana kalmasın.” Senden, benden, bizden ayrı büyümeli. Büyümeli ki; asıl sahibinin boynunu büksün; belini kırsın. Seni kutlamaya gelenlere, geçmiş olsuna biz  gidelim. Hediye diyerek sana yeni yük ekleyenlere cevap olsun. Heyetler kurup gelenlere, iade-i ziyaretlere gidelim. Bu kriz bizim değil ama biz büyüteceğiz. Büyüteceğiz ki…” 
     Siluetini bile görmüş olmak yetti. İçinde gizli bir mutluluk, bir huzur. Dudağında ince alaylı bir gülümsemeyle indirdi kucağından. Döndü tekrar dışarı, var sesiyle: “ bu benim krizim değil, ama ben büyüteceğim…”      

İlgili Aramalar: Naci Aracı yazıları, Naci Aracı Müjde! Bir Kriziniz Oldu, Naci Aracı Müjde! Bir Kriziniz Oldu yazısı, Naci Aracı tüm yazıları

İlginizi Çekebilir

İki Aşk

Çıkarcı bencildir aşk Denize düşen bir damladır Şimdilerde kayıp Kirlenmiştir kentin atıklarıyla Eskilerden kalmış melankoli …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir