24 Mart Cuma 2017
Ana Sayfa / Yazarlarımız / Naci Aracı / Düşler Ülkesi

Düşler Ülkesi

    En agresif pazarlama stratejileri ve taktikleri ile pazarlanıyordu düşler ülkesi. Atılan her adımda, yürünen her sokakta, girilen her mekânda küçük küçük, ince ince işleniyor bilinçaltına. İzlenen filmde, binilen otobüste, okulda, yolda… Son model teknolojinin nimetleriyle süslenmiş hayaller: Rengârenk, allı pullu, yaldızlı. Kocaman, büsbüyük hayaller. Havada uçan karada kaçan hayaller. Dünyayı kurtaran, insanlığı medeniyete taşıyan, ışık olup makinelere karışan hayaller. Yoksulu, zenginlik düşüyle koşturan hayaller.    
     Gözlerinin önünden hızlı hızlı film kareleri geçiyordu. Aynı hızla takip etmeye çalışıyordu ama yetişemiyordu. “En güzelin, en iyinin, en zenginin, özgürlüğün ve demokrasinin” reklâmlarıydı bunlar. Önce adımlarını hızlandırdı, olmadı. Arkasından koştu, yine yetişemedi. Hızlandıkça kendisi, daha çok hızlanıyordu film kareleri. Sanki aynı kutuplu mıknatıslar birbirini iter gibiydi. Yanından hızla geçenleri göstererek kendisinin yavaş olduğunu söyleyenler oldu. Fakat sonra yolda rastladı tekrar onlara. Sadece yürümeye çalışıyorlardı, sekerek. Ne yakalayabildi tek bir kareyi ne de dokunabildi. Uzaklaşmıştı da artık geldiği yere. Dönüp arkasına bakmaya da cesaret edemiyordu.
      Dev gibi binalar gökyüzünü delercesine yükseliyordu. Geniş caddeler, sıkışan trafik gürültüsü, uzayıp giden sokaklar kendisini bir karınca gibi hissettirdi. Bir sel gibi akıyordu insanlar. Ters yönlü akıntıların oluşturduğu girdaplar gibiydi koşuşturmaca. Dünyanın dört bir yanından insanlar: Asyalı, Afrikalı, Avrupalı, Avustralyalı. Hepsi, birer film karesinin peşinden koştururken; birer film karesinde başka başka dillerde hayallerin adıydı. Hayallerinin “büyüklüğü” belirliyordu hızlarını. En çok kazanmanın hayalini kuranlar en hızlılarıydı. Özgürlüğü burada düşleyenler görece daha yavaştılar. Ama hepsi bir tavşanın peşine takılmış tazılar gibi yarıştaydılar.   
     Herkes bir diğerine "my friend" (arkadaşım) diye sesleniyor. Birbirlerine yol veriyor, gülücükler dağıtıyor. Mesela, kapıyı açık tutuyorlar kendilerinden sonra gelenlere. Teşekkürler, iltifatlar ve iyi niyet dilekleri havada uçuşuyor. Sanırsın iyilik melekleri cennetten dünyaya tayin olmuş. Herkes "arkadaş", herkes "dost"!   
Onun için “dostça”, güzel güzel öğütler veriliyor. Gemisini kurtaran kaptandır ve düşenin dostu olmaz! Çok sevilen öğütlerdendir. Yalnızlığın ve yalnızlaştırmanın felsefesini yapıyor caddeler, sokaklar, bütün şehir. Bir elin nesi vardı ama iki elin sesi gürültü sayılıyor. Onun için otomobillerde bir kişi seyahat ediyor. Onun için evler, odalar bir kişiye kiralanıyor. Bütün kurallar bunun üzerine kuruluyor. Herkes hayallerini kendi yalnızlığıyla kazanmaya çabalıyor.
          “Düşler ülkesiydi” burası ve “büyük düşleri” var herkesin. Herkes kendince muzaffer bir komutan.  Dünyanın bilmem kaçıncı harbinde zaferlere imza atmış! "İyi bir ev, iyi bir iş ve iyi bir eş!" felsefesinin gönüllü koruyucusu! Kaç kişiyi ezip geçmiş müdür olana kadar. Kaç arkadaşını basamak niyetine kullanmış şirkette yükselmek için. Kendi “Ben”i için kaç dostunu bırakmış geride. "Ben" in canlı örnekleri. "Ben" kazanıyor, "ben" yaşıyor, "ben" tüketiyor. Herkes haklı burada ve “ben” en üst perdeden haklılığını bağırmak zorunda.
   “Biz, burada yabancıları sevmeyiz!” Diyenler de yabancıydı birbirlerine ve yabancıydılar kendilerine. Yalancıydılar da aynı zamanda. Çünkü seviyorlar yabancıyı. İnsana yabancı bakanı, ürettiğine yabancılaşanı, emeğe yaban kalanı seviyorlar. “Kendinden başka herkes ve her şey!” diyor ukala bir sesle: “Kolla kendini! Okulundan sıran, işyerinden masan, kolundan çantan, fikrin aklından ve düşlerin uyanmadan her an, her yerde bir şekilde… Kolla kendini!” Herkesin kendini kollamak zorunda olduğu bir yerde ihtiyaçtı bencillik. Bencilleştikçe yalnızlaşmak, yalnızlaştıkça yabancılaşmaktı burada yaşamanın koşulu. Yüzüne güldüğünün arkasından sövmenin, bir elle tokalaşırken öteki elle cebinden aşırmanın, hırsların, ihtirasların, tüketmenin meşrulaştırıldığı, yasalarla güvence altına alındığı bir yer. Hayatın ters yüz edildiği, değerlerin değersizleştirildiği bir yerde tek değer; paraydı ve çapraz kura endeksliydi bir insanın dolar cinsinden karşılığı.
        Hangi kıtadan geldiğiniz önemlidir, teninizin rengi de. “Herkes için var olan ve herkes için eşit uygulanan kurallar!” da yetmez çoğu kez sizi aşağılamalarına engel olmaya. Bant sistemine uymadığınız zaman ya “idiotsunuz” ya “kalın kafalı”. Koyulan kurallar ve belirlenen çizgiler dışına çıkamazsınız. Herkes için var olan ve eşit! kuralları ihlaldir en büyük günah.  Derecelendirilir değersizliğiniz ve sadece fantezilerin bir nesnesi olursunuz, cinsel özgürlük adına. Birinci derece çirkinsinizdir mesela teninizin rengi beyaz değilse. Çekik gözleriniz varsa ikinci derece kirlisinizdir. “Amigo” hor görülmektir başka bir deyişle…
    Size sunulanı yaşamaktır göreviniz. Yanlışların içinden bir doğru seçmek gibidir. Bir yanılsamadan ibarettir, yaşamak. Büyülenmişsinizdir sahnenin önünde. Hayranlıkla izliyorsunuzdur. Ancak her an bir şeyler eksilmektedir hayatınızdan ve siz bunun farkına varamıyorsunuzdur.  

İlgili Aramalar: Naci Aracı yazıları, Naci Aracı Düşler Ülkesi, Naci Aracı Düşler Ülkesi yazısı, Naci Aracı tüm yazıları

İlginizi Çekebilir

İki Aşk

Çıkarcı bencildir aşk Denize düşen bir damladır Şimdilerde kayıp Kirlenmiştir kentin atıklarıyla Eskilerden kalmış melankoli …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir