Anlatım şiir ve düzyazı olmak üzere ikiye ayrılır. İster şiir ister düzyazı olsun bir metnin oluşumunda o metni oluşturan parçaların dil bilgisi kurallarına, akla ve mantığa uygun olması gerekir. Buna metnin bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyumlu olması da diyebiliriz.

Bağlaşıklık, metindeki dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uygun olarak yan yana getirilmesidir. Buna dil bağlantısı da diyebiliriz.

Bağdaşıklık, dil öğelerinin ifade ettiği durumlar arasındaki anlam bağıntısıdır. Buna tutarlılık da denir. Öyleyse cümle, paragraf ve metinler bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyumlu olarak oluşturulmalıdır. Bir metinde bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyulması bağdaştırma, bağlam ve hâlin gereği gibi kavramların daha iyi bilinmesine bağlıdır.

Bağdaştırma, sözcüklerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana getirilmesidir. Bağdaştırmalar dilde yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluşturulursa buna alışılmış bağdaştırma; birbiriyle uyuşmayan kelimelerle yapılırsa buna da alışılmamış bağdaştırmadenir. Yaygın olarak kullanılan “sıcak havalar, kara gözler, dilsiz insanlar” gibi günlük dilde kullanılan sözler alışılmış bağdaştırmadır. Günlük dilde kullanılmayan “yitik düşler, hayal demeti, dilsiz taşlar, korkunun sıcak nefesi” gibi sözler alışılmamış bağdaştırmadır.

Bağlam, bir cümle veya metinde söz ve söz öbeklerinin bulunduğu yere göre anlam kazanmasıdır.

“Çocuğun kara saçları dikkatimi çekti.” cümlesinde “kara” sözcüğü “renk” anlamında, “Kara günümüzde yanımızda o vardı sadece.” cümlesinde “kara” sözcüğü “kötü, sıkıntılı” anlamı kazanmıştır. İşte bu, bağlamdır.

Hâlin gereği, bir cümle veya metinde sözün bağlama uygun bir şekilde kullanılmasıdır.

Güzel bir ev alana “Güle güle oturun.” demek hâlin gereğidir.

İyi bir anlatımda bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyulmalıdır. Yoksa metinde anlatım bozuklukları oluşur. Cümlede anlam ilişkilerine dikkat edilmemesi anlamsal, dilbilgisi kurallarına uyulmaması ise yapısal anlatım bozukluklarına neden olur.

Anlamsal Anlatım Bozuklukları

Anlamsal bozukluklar, bağdaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır.

“Kitapları raflara gelişigüzel, özensizce sıralamışlar.” cümlesinde de gereksiz sözcük kullanılması, anlatım bozukluğuna yol açmıştır.

“Annemin dokuduğu patiği çok beğendim.” cümlesinde sözcüğün yanlış anlamda kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Çünkü “dokuduğu” sözcüğü yanlış anlamda kullanılmıştır. Bu sözcük “halı, kilim” gibi sözcüklerle birlikte kullanılır. Söz konusu “patik” olduğuna göre bu cümlede “örmek” sözcüğünün kullanılması gerekirdi.

“Bir haftalık turistik yerlere gezi düzenleyeceklermiş.” cümlesinde sözcüğün yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. “Bir haftalık” sözü yanlış yerde kullanıldığından cümlede “turistik yerlerin bir haftalık olduğu” anlamı vardır. Oysa kastedilen anlam, bu değil, “gezinin bir haftalık olduğu”dur. Bu yüzden “Bir haftalık” sözü, “gezi” sözcüğünden önce kullanılmalıdır.

“Bu akşam eve kesinlikle geç gelebiliriz.” cümlesinde anlamca çelişen sözcüklerin bir arada kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede “kesinlikle” sözcüğü ile “gelebiliriz” yüklemi anlamca çelişmektedir. Çünkü bu sözcüklerden “kesinlikle” sözcüğü kesinlik bildirirken “gelebiliriz” yüklemi ihtimal anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla bu iki sözcüğün aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna neden olmuştur.

“Dikkat et yoksa ayağınız kırılabilir hatta burkulabilir.” cümlesinde mantık hatasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “hatta” sözcüğü derecelendirme bildiren durumları aktarırken kullanılır. Bu cümleden “kırılmanın” daha ileri durumunun “burkulma” olduğu anlaşılmaktadır. Oysaki “kırılma”, “burkulmadan daha önemli, daha tehlikeli bir durumdur. O hâlde bu iki sözün yerini değiştirmek gerekir. Buna göre cümleyi, “Dikkat et yoksa ayağın burkulabilir hatta kırılabilir.” şeklinde söylemeliyiz.

“Defterini kimse görmemiş.” cümlesinde anlam belirsizliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “Defterini” sözcüğünün aldığı ekler, ona hem II. tekil, hem III. tekil kişiye ait olma anlamı katmaktadır. Yani sözcükte hem “senin defterini” hem “onun defterini” anlamı vardır. Kişi yönünden bu belirsizliği ortadan kaldırmak için cümlenin başına “senin” veya “onun” zamirini getirmek gerekir.

Yapısal Anlatım Bozuklukları

Yapısal bozukluklar, bağlaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır.

“Ressam, doğaya farklı bir gözle bakıp tablosuna aktarır.” cümlesinde nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede “doğaya” dolaylı tümleci, “bakmak” ve ‘aktarmak” fiilleri için ortak düşünülmüş. Bu yüzden cümlede “doğaya … bakıp, doğaya tablosuna aktarır” anlamı vardır, “doğaya tablosuna aktarır” bölümünde “doğaya” dolaylı tümleciyle “aktarır” yüklemi uyuşmamaktadır, “aktarır” fiili nesne istemektedir. O hâlde “tablosuna” sözcüğünden önce “doğayı” veya “onu” nesnesini getirmek gerekir.

“Bu insanları küçümseyeceğinize yardım edin.” cümlesinde dolaylı tümleç eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “küçümsemek” ve “yardım etmek” fiilleri vardır. “Bu insanları” nesnesi iki fiil için de ortak kullanılmıştır. Ancak “Bu insanları… yardım edin” denmez, “yardım etmek” fiili dolaylı tümleç istemektedir. Dolayısıyla “yardım edin” yükleminden önce “onlara” dolaylı tümleci getirilmelidir.

“Sararan yapraklar, dallardan usulca düşüyorlar.” “Koyunlar, gölden su içiyorlar.” cümlelerinde de özne-yüklem uyuşmazlığı vardır. Çünkü insan dışındaki varlıkların çoğulları özne olduğunda yüklem tekil olmalıdır.

“O gün sınıfta bir ben bir de arkadaşım Ali vardı.” cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğundan doğan anlatım bozukluğu vardır. Cümlenin öznesi “ben ve arkadaşım Ali” kişileridir. Yüklem ise üçüncü tekil kişiye göre çekimlenmiştir. Bu durumda “arkadaşım Ali vardı” doğru ama “ben vardı” yanlıştır. Yüklem “bir ben bir de arkadaşım Ali” kişilerini kapsayacak biçimde, yani birinci çoğul kişiye göre (vardık) çekimlenmelidir.

“Bu tabloları kimse beğenmedi, kıyasıya eleştirdi.” cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğu vardır, “kimse” öznesi, olumsuz cümlelerde kullanılır ki cümlenin ilk yüklemi olumsuzdur. Yani “Kimse … beğenmedi” ifadesi doğrudur. Ancak özne, ikinci cümlenin yüklemi ile uyumlu değildir, “kimse… eleştiriyor” ifadesinde bozukluk vardır. İkinci cümlenin yüklemi olumlu olduğuna göre öznenin de buna uygun olması gerekir. Bu durumda ikinci cümleye “herkes” öznesini getirmek gerekir.

“Sağlık ve ekonomik alanda çalışmalar yapılıyor.” cümlesinde tamlama yanlışlığı vardır. Çünkü cümlede “sağlık” sözcüğü isim. “ekonomik” sözcüğü sıfattır, “ekonomik alanda” denebilir ancak “sağlık alanda” denemez. Bunun yerine “sağlık alanında” denebilir.

“Bu ilaç, gribin kısa sürede iyileşeceğini sağlıyor.” cümlesinde ek yanlışlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “iyileşeceğini” sözcüğünde “-ecek” sıfat-fiil eki yerine, “-me” isim-fiil eki kullanılmalıdır. Yani sözcük “iyileşmesini” olmalıdır.

“Yazılarını sanat dergilerine göndermeyi ne geçmişte ne günümüzde düşünüyorum.” cümlesinde yüklem eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır, “günümüzde düşünüyorum” ifadesinde bir bozukluk yoktur ancak “geçmişte düşünüyorum” denmez. Demek ki “geçmişte” sözcüğünden sonra “düşünmedim” yüklemini getirmek gerekir.

“Düşünceleri mantıklı ama uygulanabilir değildi.” cümlesinde ek fiil eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “düşüncelerin mantıklı olduğu” anlatılmak istenmiştir. Buna göre cümledeki anlatım bozukluğunu gidermek için “mantıklı” sözcüğüne ek eylem getirmek gerekir.

“Ne kadar dilekçe yazıldıysa da, her nereye başvurulduysa da bir sonuca ulaşamadı.” cümlesinde çat uyuşmazlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “yazıldıysa, başvurulduysa” fiilleri edilgen çatılıdır, “ulaşamadı” fiili ise etken çatılıdır. İki edilgen, bir etken fiil olduğuna göre, azı çoğa dönüştürmek gerekir. Yani etken fiil, edilgen yapılmalıdır.

Bu yayınımızı sosyal medyada paylaşmak ister misiniz?

 
Top